İslam’a hücum etmek isteyenlerin ezberleri bitmiyor.

Bir gün mirasa saldırıyorlar.

Bir gün tesettüre.

Bir gün de dönüp dolaşıp çok evlilik meselesine geliyorlar.

Sanki İslam gelmeden önce insanlık tek eşli yaşıyormuş gibi…

Sanki dört evlilik ilk defa Kur’an ile ortaya çıkmış gibi…

Halbuki hakikat bambaşka.

Önce şunu hatırlayalım:

Hazreti Âdem Aleyhisselam tek evliydi.

İnsanlık da tek evlilikten neşet etti.

Demek ki fıtratın merkezinde tek evlilik vardır.

Biz de buna karşı değiliz.

Kimse de değildir.

Fakat mesele burada bitmiyor.

Çünkü hayat sadece ideal şartlardan ibaret değildir.

Savaş vardır.

Ölüm vardır.

Yetimler vardır.

Dullar vardır.

Toplumun değişen şartları vardır.

İşte İslam, hayata yalnızca idealden değil, vakıadan da bakmıştır.

Bugün bazıları Kur’an’daki:

“İkişer, üçer, dörder nikâhlayın…”

ayetini görüyor.

Fakat öncesini ve sonrasını görmüyor.

Öncesinde toplumun hali var.

Sonrasında ise şart var:

“Eğer adalet yapamayacaksanız, bir tane ile yetinin.”

Dikkat edin.

Kur’an’ın merkezinde dört değil…

Adalet vardır.

Hem İslam çok evliliği icat etmedi.

Tıpkı köleliği icat etmediği gibi.

Üstad Bediüzzaman’ın dikkat çektiği nokta budur.

İslamiyet birçok meselede olduğu gibi burada da mevcut bir yapıyı tesis etmemiş, tadil etmiştir.

Yani birden dörde çıkarmamıştır.

Bilakis sınır koymuştur.

Kontrol altına almıştır.

Keyfîliği kaldırmıştır.

Tarihe bakın.

İslam’dan önce bazı toplumlarda evlilik sayısına dair ciddi bir sınır yoktu.

On.

Yirmi.

Otuz.

Daha fazlası…

Mesele rakam değildi.

Mesele başıboşluktu.

İslam geldi.

Ve dedi ki:

“Dörtten fazlası olmaz.”

Sonra da yetinmedi.

Bir şart daha koydu:

“Adalet.”

Bugün ilginç bir tablo ile karşı karşıyayız.

Nikâhlı ve hukuklu bir ruhsata öfke duyuluyor.

Ama nikâhsız ilişkiler alkışlanıyor.

Bir tarafta mesuliyet var.

Nafaka var.

Miras var.

Nesep var.

Hukuk var.

Diğer tarafta ise hiçbir sorumluluk taşımayan ilişkiler…

Fakat oklar hep birinciye yöneliyor.

Demek ki mesele kadın hakları değil.

Demek ki mesele adalet de değil.

Mesele İslam’a itiraz etmek.

Halbuki Kur’an’ın yaptığı şey açıktır:

Çoğaltmak değil, sınırlamak.

Başıboş bırakmak değil, kayıt altına almak.

Hevayı serbest bırakmak değil, adaletle bağlamak.

Onun için soru şu değildir:

“İslam neden dört evliliğe izin verdi?”

Asıl soru şudur:

İslam neden sınırsızlığı kaldırıp dört ile sınırlandırdı?

Cevap oradadır.

Hem tarihte…

Hem fıtratta…

Hem de Kur’an’ın adaletinde…

Selam ve dua ile

Fi-emanillah