Kur’an’ın en zor tarafı Arapçası değildir.

Nazmıdır.

Çünkü bazen bir kelime konuşur.

Bazen bir harf…

Bazen de iki cümlenin arasındaki sessizlik…

İşte kabir hayatı meselesi de tam burada düğümleniyor.

Bugün bazıları büyük bir rahatlıkla:

“Kur’an’da kabir hayatı yok.”

diyebiliyor.

Bu cümle kolay söyleniyor.

Peki aynı kolaylıkla Kur’an’ın ayetleri de susturulabiliyor mu?

İşte mesele burada başlıyor.

Firavun…

Kur’an’ın en büyük zalimlerinden biri.

İlahlık tasladı.

Bebekleri katletti.

Musa Aleyhisselâm’a meydan okudu.

Denizi geçemedi.

Boğuldu.

Cesedi sahile vurdu.

Saltanatı bitti.

Fakat dosyası kapanmadı.

Çünkü Kur’an, Firavun’un yalnız dününü değil…

Bugününü de anlatıyor.

Mü’min Sûresi’nin 46. ayetini açın.

Şöyle buyuruyor:

“Onlar sabah akşam ateşe arz olunurlar. Kıyametin kopacağı gün ise: Firavun hanedanını azabın en şiddetlisine sokun.”

Şimdi acele etmeyelim.

Ayeti bir daha okuyalım.

Kur’an burada tek bir zamandan bahsetmiyor.

İki ayrı safhadan söz ediyor.

Önce…

“Sabah akşam ateşe arz olunurlar.”

Sonra…

“Kıyametin kopacağı gün…”

Şimdi burada duralım.

Eğer ikinci safha kıyametse…

Birinci safha neresidir?

İşte asırlardır muhakkik müfessirlerin üzerinde durduğu nokta tam da burasıdır.

İmam Taberî bu arzın kıyametten önce gerçekleştiğini söyler.

Kurtubî, bu ayeti kabir azabına dair en açık delillerden biri olarak değerlendirir.

Fahreddin Râzî, ayette iki ayrı zamanın zikredildiğini, ilk safhanın berzah âlemine işaret ettiğini ifade eder.

Beydâvî, aynı istikamette bu arzın kabir hayatıyla ilgili olduğunu kaydeder.

İbn Kesîr ise sahabeden gelen rivayetlerle aynı hakikati teyit eder.

Dikkat edin.

Bir isim değil…

İki isim değil…

Taberî…

Kurtubî…

Râzî…

Beydâvî…

İbn Kesîr…

Asırlar birbirinden uzak.

Coğrafyalar birbirinden farklı.

Fakat vardıkları kapı aynı.

Tesadüf mü?

Hayır.

Çünkü onları aynı hükme götüren şahsî kanaatleri değil…

Kur’an’ın nazmıdır.

Nazmı bozarsanız…

Manayı da bozarsınız.

İşte bunun için muhakkik ulema yalnız meale bakmamış.

Nazma bakmış.

Siyaka bakmış.

Sibaka bakmış.

Kur’an’ı yine Kur’an’la okutmuş.

Sonra hüküm vermiş.

Bugün ise bunun tam tersi yapılıyor.

Önce hüküm kuruluyor.

Sonra ayet, o hükme göre eğilip bükülüyor.

Halbuki iman…

Ayeti kanaatimize uydurmak değildir.

Kanaatimizi ayetin önünde diz çöktürmektir.

Üstelik bu mesele yalnız Mü’min Sûresi ile de sınırlı değildir.

Nûh Sûresi henüz konuşmadı.

Tevbe Sûresi henüz konuşmadı.

Secde Sûresi henüz konuşmadı.

Tûr Sûresi henüz konuşmadı.

Daha hadisler konuşmadı.

Daha sahabenin beyanları konuşmadı.

Daha muhakkik ulemanın diğer delilleri konuşmadı.

Bugün sadece Firavun’u dinledik.

Kur’an’ın söyleyeceği daha çok söz var.

Selam ve dua ile…

Fiemanillah.