Salih Suruç’un Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam’ın hayatını anlattığı iki ciltlik eserini okudum.

Hakikaten çok kıymetli.

Bazen heyecanlanıyorsunuz.

Bazen öfkeleniyorsunuz.

Bazen mahzun oluyorsunuz.

Bazen de:

“İşte hakkın batıla galebesi…” diyorsunuz.

Ama bütün bunlara rağmen insanın içinde bir his kalıyor.

Sanki anlatılan…

İmanımızdaki Hazreti Muhammed Aleyhissalâtü Vesselam’ın tamamı değil.

Çünkü siyer başka.

Hakikat-i Muhammediye (asm) başka.

İşte tam burada Said Nursî devreye giriyor.

19. Söz’de…

“Yâsin vel Kur’ânil Hakîm. İnneke leminel mürselîn.”

ayetini açıyor.

Ama nasıl açıyor?

Tarih anlatır gibi değil.

Hakikat konuşturur gibi.

Ve diyor ki:

Benim anlattıklarım yalnızca “reşha”dır.

Yani damla.

Yani sızıntı.

Yani katre.

Çünkü ayetin hakikati…

Okyanus gibi.

İşte burada siyer kitaplarıyla Risale-i Nur’un baktığı yer ayrılıyor.

Birisi hadiseleri anlatıyor.

Diğeri…

Hakikati gösteriyor.

Bakın nasıl gösteriyor.

Yeryüzü bir mescid.

Mekke bir mihrab.

Medine bir minber.

Ve Hazreti Muhammed Aleyhissalâtü Vesselam…

Bütün ehl-i imana imam.

Bütün insanlığa hatip.

Bütün enbiyaya reis.

Bütün evliyaya seyyid.

Bu artık tarih değil.

Bu…

Hakikat-i Muhammediye.

Sonra daha da ileri gidiyor.

“Halka-i zikir” diyor.

Bugün bazı insanların anladığı gibi dar bir halka değil.

Molla Muhammed Hocamızın dikkat çektiği gibi…

Şeriatta sonradan ortaya çıkan şekiller değil.

Asıl halka ne biliyor musunuz?

Malatya’da ezan okunuyor.

O ezan doğudan batıya dönüyor.

Hiç susmuyor.

Ardından iftitah tekbiri.

“Allahu Ekber…”

O da küre-i arzı dolaşıyor.

Sonra Sübhâneke.

Sonra Fatiha.

Sonra Kur’an.

Sonra rükû.

Sonra secde.

Sonra kuud.

Yani bütün yeryüzü…

Dev bir halka-i zikir.

Ve onun serzâkiri…

Hazreti Muhammed Aleyhissalâtü Vesselam.

İşte burada insanın zihni duruyor.

Çünkü mesele artık Abdullah’ın oğlu Muhammed değil.

Çünkü Abdullah’ın oğlu Muhammed Aleyhissalâtü Vesselam…

Beşer cihetiyle vefat etti.

Ama hakikat-i Muhammediye haydır.

Üstad sonra o hakikati bir ağaca benzetiyor.

Kökü…

124 bin peygamber.

Dalları…

Asırlar boyunca gelen evliyalar.

Meyveleri…

Ulema-i İslam.

Ve hepsi aynı şeyi söylüyor:

Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah.

Bütün enbiya mucizeleriyle…

Bütün evliya kerametleriyle…

Onun davasına imza basıyor.

Sonra ikinci reşhaya geçiyor.

Tevrat.

İncil.

Semavi kitaplar.

İrhasat.

Hatıfler.

Kâhinlerin haberleri.

Şakk-ı Kamer.

Ve binlerce mucize…

İnsan burada şunu anlıyor:

Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam yalnızca tarihin anlattığı bir şahsiyet değil.

Bütün kâinatın konuştuğu bir hakikat.

İşte onun için…

Siyer okumak güzeldir.

Ama yetmez.

Çünkü siyer…

Hadiseyi anlatır.

Hakikat-i Muhammediye ise…

Varlığın merkezini.

19. Söz’ü şerh ve izahıyla birlikte okursanız, benim gördüğümü siz de göreceksiniz.

Selam ve dua ile…

Fi emanillah.