Bazı dosyalar vardır; yıllar geçse de hafızanızdan silinmez. Aynur Kanbur cinayeti de benim için böyle dosyalardan biri.

Cinayetin işlendiği günlerde yapımcısı olduğum Söylemezsem Olmaz programında olayın peşine düşmüş, gelişmeleri kamuoyuna aktarmak için yoğun bir yayın süreci yürütmüştüm. Olay yerinden canlı yayınlar yapıyor, yakınlarını ve olaya ilişkin bilgi sahibi olduğunu belirten isimleri ekrana çıkarıyor, soruşturmanın aydınlatılmasına katkı sağlayabilecek gelişmeleri izleyicilerle paylaşıyordum.

Ancak olayın üzerinden henüz birkaç gün geçmişti ki beklenmedik bir gelişme yaşandı.

Üç polis memuru televizyon kanalına gelerek benimle görüşmek istedi. Yapılan görüşmede tarafıma resmî bir belge sunuldu. Yetkililer, yürütülen soruşturmanın hassasiyeti nedeniyle olayla ilgili yayın yapılmamasının uygun görüldüğünü ifade etti. Gerekçe olarak ise yayınların soruşturma sürecini etkileyebileceği, şüpheli ya da şüphelilerin tespit edilmesini güçleştirebileceği ihtimali gösterildi.

Resmî makamların bu değerlendirmesi karşısında yayınlarımızı durdurduk. O gün için alınan kararın soruşturmanın selameti amacıyla verildiği belirtiliyordu ve ben de buna riayet ettim.

Yıllar boyunca dosya kamuoyunun gündeminden büyük ölçüde düşse de Aynur Kanbur’un ölümüyle ilgili sorular hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmadı.

Bugün gelinen noktada soruşturma kapsamında elde edilen yeni deliller, incelenen kamera kayıtları ve adli süreçte yaşanan gelişmeler dosyayı yeniden gündeme taşıdı. Yetkili makamlar tarafından yapılan açıklamalar ve soruşturma dosyasına yansıyan bilgiler, olayın aydınlatılmasına yönelik önemli bir aşamaya gelindiğini ortaya koyuyor.

Kamuoyuna yansıyan ifadeler ve açıklamalar elbette yargı sürecinin bir parçasıdır. Nihai değerlendirme ve hüküm ise bağımsız mahkemeler tarafından verilecektir. Bununla birlikte, yıllarca cevapsız kalan soruların yeniden ele alınması ve dosyanın önemli ölçüde ilerleme kaydetmiş olması, olayın aydınlatılması açısından dikkate değer bir gelişmedir.

Benim açımdan ise bu dosya, gazetecilik mesleğinin zaman zaman ne kadar zor kararlarla karşı karşıya kalabildiğini hatırlatıyor. Bir yandan kamuoyunun haber alma hakkı, diğer yandan soruşturmaların sağlıklı yürütülmesi gerekliliği arasında hassas bir denge bulunuyor.

Aradan geçen yılların ardından geriye dönüp baktığımda, en büyük tesellim olayın aydınlatılması yönünde önemli adımlar atılmış olmasıdır. Adalet bazen gecikebilir; ancak toplumun beklentisi, her zaman olduğu gibi gerçeğin ortaya çıkması ve hukukun gereğinin yerine getirilmesidir.

Aynur Kanbur dosyası da bu beklentinin en çarpıcı örneklerinden biri olarak hafızalardaki yerini korumaya devam edecektir.