Gazze Şeridi’ne bir hafta içinde tonlarca bomba atan ve koskoca binaları içinde oturanlarla birlikte yerle bir eden İsrail ordusu, Filistin direnişini bitirmek için tehcir planını uygulamakta kararlı.
ABD tarafından da desteklenen plana göre Gazze Şeridi’nin kuzeyinde yaşayan bir milyondan fazla insan Gazze Vadisi’nin güneyine zorla göç ettirilmek isteniyor.
Nihai hedef ise Gazze Şeridi sakinlerinin büyük çoğunluğunu Sina Yarımadası’nda kurulacak kamplara yerleştirmek.
Küçücük bir alanda güç koşullarda yaşam mücadelesi veren iki milyonu aşkın insanın “açık hava hapishanesi” olarak adlandırılan o alanın yarısında normal koşullarda yaşayamayacağı muhakkak.
İsrail ordusunun ilk aşamada Gazze Şeridi’nin kuzeyini boşaltmak istemesinin bir sebebi de direniş gruplarının altyapısının ve askerî gücünün ağırlıklı olarak o bölgede bulunduğuna inanması.
İşgalcilere göre kuzeyde Filistin direnişinin beli kırılırsa güneyin yeniden işgali daha kolay olacak.
İsrail Gazze Şeridi’nde hedefine ulaşabilirse hemen ardından Mescid-i Aksa’yı Yahudileştirme planını uygulamaya koyacak.
Bugüne kadar iki adım ileri bir adım geri atmasının sebebi “Mescid-i Aksa kırmızı çizgimiz” diyen Filistin direnişinin tehditleriydi.
Şayet Gazze Şeridi’ndeki direnişi bitirebilirse Mescid-i Aksa’yı Yahudileştirme adımlarını atarken kendini daha rahat hissedecek.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan önceki gün Mısır’daydı ve mevkidaşı Samih Şükri ile düzenledikleri basın toplantısında her iki bakan da Birleşmiş Milletler (BM) kararlarına atıfta bulunarak iki devletli çözüme ve 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olacak bağımsız Filistin devletinin kurulması gerektiğine değindi.
İsrail’in -özellikle de fanatik Yahudilerin toplumda ve hükûmette ağırlıklarının arttığı bir dönemde- bunu asla kabul etmeyeceğini biliyoruz.
Doğu Kudüs demek bizim için ilk kıblemiz Mescid-i Aksa fakat işgalciler için en kutsal mekânları olarak gördükleri Tapınak Tepesi demek.
İsrail ordusu ABD’nin de desteğiyle Gazze Şeridi’ni yeniden işgal etmeyi planlarken, BM kararlarının hiçbirini uygulamayan ve tüm dünyanın gözü önünde katliam yaparak savaş suçu işlemekte beis görmeyen İsrail’in 1967 sınırlarına çekileceğini ve bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını kabul edeceğini, başkenti ilan ettiği Kudüs’ün yarısından vazgeçeceğini zannetmek gerçekçi bir beklenti değil.
Bir avuç inanmış insan Mescid-i Aksa’yı savunmak için canını ortaya koyarken koskoca İslam dünyası -ne yazık ki- İsrail’in izni olmadan Gazze Şeridi’ne acil insani yardım sokmaktan dahi aciz.
İsrail yarın Süleyman Tapınağı’nı inşa etmek için -“Din savaşındayız” diyen ABD’nin de desteğiyle- Mescid-i Aksa’yı yıkmaya kalkarsa İslam ülkeleri ne yapacak?
Mescid-i Aksa kendi millî sınırları dâhilinde olmadığı için kınama bildirileri yayınlamakla ve BM’ye çağrıda bulunmakla mı yetinecekler?
Protesto gösterileri ve sosyal medya kampanyaları vesaire elbette değerli ve küçümsenmemeli.
Ancak İsrail’i durdurmaya yetmeyeceği de bir gerçek.
Mevcut koşullarda ateşkes sağlanırsa siyasi hayatının biteceğini bilen Netanyahu her türlü çılgınlığı yapmaya hazır.
İslam ülkeleri Mescid-i Aksa’nın yıkılmasını istemiyorlarsa alternatif yollar bulmak zorundalar.