Hikaye çok eskiye dayanıyor: Kıskançlık, hırs ve öfke… İnsan ruhunun karanlık yanlarını gözler önüne seren ilk hikaye: Kabil ile Habil. Kabil, kıskançlıkla Habil’i öldürdü. İlk cinayet… İnsanlık tarihinin en trajik sayfası.

Ama dikkat edin, bu hikaye sadece eski bir anlatı değil. Bugün, benzer bir karanlık hâlâ var, farklı bir biçimde. Artık kimse taş ve kılıç kullanmıyor belki; sözler, nutuklar, kürsüler ve ekranlar onun yerini aldı. Sözde adalet ve halk için mücadele edenler, gerçek gündemden kopuk bir şekilde, sadece görünüşe odaklanıyor. Kamera önünde başka, perde arkasında başka davranıyorlar.

Kabil’in kıskançlığı ve hırsı, bugün sahnede farklı bir biçim almış: Herkes kendini göstermek, yüksek sesle konuşmak, dikkat çekmek peşinde. Ama esas mesele, halkın derdi, günlük yaşamın gerçekleri ve ihtiyaçları… Bunlar çoğu zaman göz ardı ediliyor. Görünüşün ardında, vicdanî farkındalığın sessizce körelmiş olduğunu fark etmek zor değil.

Ekran karşısında yüksek perdeden konuşanlar, halkın gözünde doğru ve güçlü görünmek ister. Oysa gerçek güç, halkın cebine, yaşamına ve umutlarına dokunmakla ölçülür. Ama perde arkasında, gündelik yaşamdan ve halkın gerçek sorunlarından kopuk bir dil kullanılıyor. Sözde ilgi ve duyarlılık, çoğu zaman sadece sahnede var. Kamera kapanınca, övgü ve alkış için yapılan gösterinin yerini sessizlik alıyor.

Hikâyedeki Habil’in masumiyeti, bugün görünüşün ardında unutulmuş vicdanın simgesi. Habil’in uğradığı haksızlık, halkın beklentilerini görmezden gelen ve kendi çıkarı için hareket edenlerin metaforu. Kimin ne söylediği, hangi planı yaptığı, perde arkasında kimler için çalıştığı… Bunlar çoğu zaman okunması zor ama dikkatli bakıldığında herkes anlayabilir.

Ve trajik olan, bu davranışların sistematik hâle gelmiş olmasıdır. Görünüşte halk için mücadele edenler, gerçekte kendi gündemleri, koltuk kavgaları ve çıkar hesapları ile meşgul. Halkın acısı, sıkıntısı, günlük yaşamın gerçekleri bir kenara itiliyor. Her gün ekranlarda anlatılan sözler, perde arkasındaki sessiz kopukluğu örtemiyor.

Halkın sesi, çoğu zaman duyulmuyor. Ama bu hikâye, unutmamak gerektiğini hatırlatıyor: Vicdan körelirse, haksızlık büyür; görünüş her şeyi örtmez. İnsanlar, gerçek gündemi ve sessiz çığlıkları fark edebilir. Kamera önündeki yüksek ses, halkın gerçek acısını gidermiyorsa, sadece bir tiyatrodan ibarettir.

Siyaset, görünüşle değil, somut eylemlerle ölçülür. Eğer halkın yaşamına dokunmuyorsa; ekonomik, sosyal ve vicdanî gerçekleri görmezden geliyorsa; görünüş ne kadar etkileyici olursa olsun, inandırıcılığı yoktur. Kabil’in hikayesi, bugün ekran karşısındaki iki yüzlülüğü anlamak için hâlâ ders niteliğindedir

O yüzden uyanmak şart: Yüksek perdeden konuşanların ardındaki sessiz gerçekleri görmek, halkın gündemiyle bağı kopuk olanları fark etmek gerekir. Vicdanın sessiz çığlığı, görünüşün gürültüsünden daha güçlüdür; bir gün gerçekler mutlaka ortaya çıkar. Habil’in masumiyeti, bugün de perde arkasında sessiz kalan, halkın derdini gören gözlerin simgesidir. Kabil’in kıskançlığı ve hırsı ise, görünüşe odaklanan, halktan kopuk düzenin metaforudur.

Görünüş her zaman aldatıcıdır. Perdeyi aralayabilenler, sessiz gerçekleri görenler ve halkın acısını önemseyenler, gerçek adaletin ve vicdanın yanında durur. Görünüşün ardındaki karanlığı fark edemeyenler ise, tarih gibi sessiz ama kesin bir şekilde hesabını verir.