Türkiye’de muhacir olmak elbette ki bir gayr-i Müslim ülkede mülteci olmaya benzemez.Türkiye onlara göre, kardeşlerine çok daha şefkatli, çok daha insanî bir noktada durur. Ancak muhacire ensarolma hususunda Türkiye’nin ne kadar yeterli olduğu üzerinde durmamız gerekiyor. Ülkemizin bu konudakiyeterliliğini ancak karşı gözle görmemiz mümkün olabilir. Yani yaşayan olarak bunu anlayabiliriz. Yaşamak için örneğin, bir cellabiye (Suriyelilerin giydiği kıyafet) giyip kardeşlerimizin bulunduğu semtlerde, mahallelerde hatta belki kamplarda geçireceğimiz birkaç saatin bize ciddi katkıları olacaktır. Mesela bir Suriyeli gibi görünen size karşı insanımızın bakışı, yaklaşımı, tutum ve tepkileri hakkında edineceğiniz izlenimler olayı daha sağlıklı analiz etmemize yardımcı olacaktır.

Ülkenizden zorunlu olarak çıkıp başka bir ülkeye -ki bu ülke kardeş dedikleri bir ülke bile olsa- gidiyorsunuz. Orada size hazırlanmış hiçbir gelecek yok, gayret etseniz dahi kendi yaşamınız için çizebileceğiniz bir ufuk yok, bununla ilgili bir umudunuz da yok. Tek güvenceniz Allah’a olan inancınız. Bu inanç elbette ki yeter de artar bile fakat kardeşliğin ortaya koyduğu güzellikleri göremeyen bireyler için kaldırılması zor bir psikolojik durumdur. Bu psikoloji altında kendilerine yöneltilen etkilere karşılık ya agresif bir tutum içerisinde oluyorlar ya da içe kapanık bir tutum sergiliyorlar.İşte böyle bir psikoloji içerisinde eğer önlem alınmaz ise psikolojik değerlendirmelere göre de problem niteliğinde olmaları kuvvetle muhtemel olan bu kardeşlerimiz için neler yapılmalı konusunda oturup ciddi ciddi konuşup ciddi işler yapmanın zamanı geçiyor.

Bugün cami önlerindeki, kırmızı ışıklardaki, köprü altlarındaki ve dahi kamplardaki muhacir kardeşlerimiz için gösterebildiğimiz şefkat, onların kısmî barınma ihtiyaçlarının karşılanmasında öteye geçemiyor. Sosyolojik olarak onların topluma sunacağı katma değerlerinden istifade edemediğimiz gibi onların olası ‘kendilerinden zarar görülen insanlar’ olmalarının da önüne geçemeyeceğiz. Bugün şu veya bu şekilde hayatta kalma adına kötü fiillerde bulunmuş küçücük çocukların, yarının toplumunda hepimiz için en başta da kendileri için birer tehdit unsuru oluşturması kaçınılmazdır.

Bu nedenlerle Türkiye’nin daha planlı ve programlı sosyal analizler ve uygulamalar içerisinde olması gerekiyor. Muhacir kardeşlerimiz için oluşturulacak sosyal projelere imza atılması kaçınılmaz görünüyor. Onların toplum içinde uyumunu sağlayacakrehabilitasyon merkezlerine, kurslara, gönüllü veya profesyonel kurum ve kuruluşlara ihtiyacımız var. Her bir kampta, barınmanın dışında öncelikle Yunus Emre Enstitüsü gibi güçlü kurumların kuvvetli dil öğretimiyle başlayan din eğitimi organizasyonunun daha kapsamlı bir şekilde yapılması gerekiyor. Kamp dışında barınmaya çalışanlar hakkında da bu pencereden teferruatlı bir uygulamanın ivedilikle ortaya konulması şart. Allah’a (cc) emanet olun!