2020-2025 dönemi kendi içerisinde ilkleri, finansal karmaşaları ve krizleri barındırıyor. Krizler dönemi şeklinde iktisadi tanımlar içerisinde yer alan ve çağının en büyük finansal karmaşalarına sahne olan beş yıllık süreç yeni bir evreye doğru ilerliyor. Mevcut eğilim dünya genelinde bir borçlanma trendine işaret ediyor. Faizlerin yüksek borçlanma imkanlarının hızlı olduğu dönemde bireysel geçim sıkıntısıyla birleşen şartlar kredi kart kullanıcı sayısının rekor kırmasına neden oluyor. Türkiye özelinde son beş yılda 70 milyondan 140 milyon adete gelen kredi kart sayısı yeni bir olgunun habercisi. Bireysel kredi kartlarındaki artış ise kurumsal olanlara kıyasla daha fazla öne çıkıyor. Toplam kredi kartlarındaki borçlanma düzeyine bakıldığında yıllara göre düzenli şekilde artış olduğu görünüyor. Buradan hareketle şunu söylemek mümkün hale geliyor. Krizlerin yoğunlaştığı bir dönemde tıpkı devletler gibi bireylerde borçlanmayı tercih ediyor. Fakat faizlerin yüksekliği mevcut durumu finansal açıdan zorlaştırıyor ve bankaların karlarında belirgin bir artışa neden oluyor. 2025 yılı için Türkiye’deki bankacılık sektörünün toplam karı 15 milyar dolar civarına doğru gidiyor. Böylesine bir kar faizlerin yüksekliğinin kritik getirileri arasında kabul edilebilir.
2020-2025 yılları arasında toplam kredi kartlarındaki borç miktarı 26 milyar dolardan 85 milyar dolara yaklaştı. Benzer bir durum kredilerde de görülüyor. Ancak dikkat çeken veri olarak kredi kartlarındaki bireysel borçlanma düzeyinin 19 milyar dolardan 62 milyar dolara yaklaşmış olması. Asgari ödeme tutarı üzerinden yapılan ödemeler kişilere yüksek faizler nedeniyle ek yük getiriyor. Enflasyonun ortaya çıkardığı talebi erkene alma, düşük fiyattan ürünü elde etme ve gelecek beklentilerindeki bozukluk gibi etmenler bireysel kredi kartlarında kullanımı artırıyor. 50 bin TL altı limiti olan kredi kartlarında yüzde 20 asgari ödeme tutarı var iken 50 bin TL limitini aşanlarda yüzde 40’lara varan asgari ödeme oranı mevcut. Buradan hareketle 85 milyar dolara yaklaşmış kredi kartı borçlarında her ay için ortalama yüzde 30-35’luk ödeme gerçekleşiyor. Geriye kalan tutar için bankalar faiz ödemesi kesiyor. Kredi kartı faizlerinin aylık yüzde 3-5 aralığında değişmesi sonrası bireyler elde ettikleri kazançlar üzerinden faiz ödemesi yapıyor. Buradan hareketle şu analiz yapılabilir birey belli hafta veya aylarda faiz ödemesi için ücretinden vazgeçiyor. Böylesi bir durum geçim sıkıntısı yaşayan bireylerin bankalar lehine olacak şekilde sıkıntıların büyümesine yol açıyor. Krizin kendi içerisinde faydalı taraf olarak faiz döngüsüne düşeni değil faizi kazanan şekline evrilmesi süreci daha kötü hale getiriyor. Bu durumun sürdürülmesi halinde ise toplumsal bir krizin ortaya çıkması muhtemel.
Yaşanılan durumun toplum lehine çevrilmesi için yapılması gerekenler arasında farklı tedbirler yer alıyor. En önemli tedbir kişinin aylık gelirine göre kredi veya kredi kartı limitlerinin sıkı şekilde belirlenmesi. Faizlerin enflasyonla birlikte düşürülmesi ise en önemli çözüm yolu olarak karşımızda duruyor. Bu nedenle kredi kartı ve faiz ödemelerine sıkışmış kesimler için yeni bir kampanya başlatılmalı. Mevcut kampanya finansal okur yazarlık, gelire göre finansal tercih ve faizden kaçınma şeklinde realite edilmeli. Sonuç olarak bireysel kredi kartları faizlerin yüksek olduğu bir dönemde aile kavramının teşvik edildiği bir dönemde yeniden gözden geçirilmeli. Son beş yılda iki katına çıkan kredi kartı sayısı bu kadar kolay şekilde toplumun hizmetine sunulmamalı. Bireyin gelirine göre kredi kartı kullanım imkanları sıkı şekilde sınırlandırılmalı ve bankaların bireysel kredi kartı artırım politikalarına cezai işlem dahil uygulanabilmeli.