Elektronik haberleşme ile bütün dünyanın adeta tek gündemli bir köy haline geldiğini ifade eden Marshall McLuhan bunun için; “Küresel köy” tanımı yapmıştı.

Dijital çağ, sanal medya ya da yeni medya araçlarının, durumu çok daha öteye götürmesiyle birlikte, “Küresel köy” tanımı çok daha belirginleşmiş oldu.

Dünyanın herhangi bir yerindeki hadise, saniyeden daha kısa sürelerde yayılıyor ve küresel bir etki oluşturabiliyor.

Hatta bir ülkede yaşanan herhangi bir hadisenin haberi, daha o ülkede yaşayan pek çok kişi tarafından görülmemişken,dünyanın öbür ucundaki biri tarafından okunmuş olabiliyor.

Küreselleşme, sadece habercilik alanında gelişmedi.

Ticaret ağlarının gelişmesiyle birlikte, tedarik zincirlerinin halkaları da bütün dünya üzerinde konumlanıyor artık.

Toplumlar, kendilerinde olmayan ama artık olmadığında krizler yaşayacakları ürünler dolayısıyla da birbirlerine daha bağımlı hale gelmiş durumdalar.

Gıdadan enerjiye hemen hemen her alanda kendi kendine yetemeyen ülkeler, kendi bölgelerinde olmasa bile yaşanan krizlerden mutlak surette etkileniyorlar.

Özellikle doların rezerv para olmasıyla birlikte yaşanan gelişmeler de dünyanın ticaret ağlarını çok kırılgan hale getirdi ve adeta ABD’nin hegemonyasına itti.

Bugün ABD-İran-İsrail savaşıyla birlikte bir kez daha “Küresel köyün” kuralları derinden sarsılmış durumda.

Anlayacağınız “köy” tarihinin en derin krizlerinden biriyle karşı karşıya.

Yer Hürmüz ama etkisi bütün dünyayı türbülansa sokmuş vaziyette.

“En belirgin olan şey, belirsizliğin kendisidir.” sözünü bir kez daha hatırlatan hadiselerin müsebbibi kuşku yok ki, ABD’nin başkanı Trump’dır.

Sözünün hükmünün yirmi dört saat bile devam edemediği pek çok ana şahit olduk.

Trump’ın bu gelgitli siyaseti, bugün ekonomiyi ve uluslararası siyaseti bir “bahis” alanı haline de getirmiş durumda.

Bu, öyle mecazi bir kullanım da değildir.

Yarın ya da birkaç saat sonra piyasalarda neyin olup biteceği meselesi, ilmi bir mantık yürütmenin sınırlarının dışına taştığı için artık üzerine bahisler oynanır hale gelmiş durumda.

Piyasaların adeta “kumar” üzerine işler hale gelmesi, bu çağda kabulü asla mümkün olamayacak bir şey iken, yeteri kadar itiraz görememesi de nasıl bir sistemsel çürümeyle karşı karşıya olduğumuzun açık bir göstergesidir.

Peki, bu alegorik tanımımdaki “kumarhanenin” patronu kim?

Trump’dan başkası değil elbette.

İnsan şu soruyu sormadan da edemiyor tabi: “Acaba kendi şirketlerine mi çalışıyor?”

Zira kumarhanenin başındaki kişi olarak, hangi spekülasyonunun nasıl bir etki yapabileceğini en iyi kendisi biliyor ve onu ne zaman yapacağına da yine kendisi karar veriyor.

Bu durumda spekülasyon öncesi neyin alınıp, spekülasyon sonra neyin satılmasının daha karlı olacağını da yine kendisi belirleme imkanına sahip oluyor.

ABD gibi güçlü bir ülkenin başkanı da olunca, sözünün mutlak etkisinden de son derce haberdar.

“Bütün kumarcılar, kumar hanenin patronuna çalışır.” acı sözü de bu noktada kendini bir kez daha göstermiş oluyor; tabi adı bu kez uluslararası piyasa olarak.

“Küresel köy”ün kumarhanecisi Trup bakalım daha ne kadar kumar oynamaya ve oynatmaya devam edecek.

İnsan hayatıyla, onuruyla kumar oynamanın zilletini de boyunda bir ateşten halka olarak taşımaya devam ederek elbette…