Obama’nın 2008’deki seçim kampanyası birçok yönden ilklerin kampanyası idi. İlk kez siyahi birisi Demokrat partiden aday olmuştu.

İlk kez sosyal medya bir seçim kampanyasında ve seçim kampanyası için yardım toplarken etkin olarak kullanılmıştı.

Rekor düzeyde de yardım toplandı.

Zira, sosyal medya üzerinden yürütülen kampanya olduğu için bir dolar bile yardım yapan milyonlarca destekçisi olmuştu.

O dönemde Facebook ve Twitter etkin olarak kullanılıyordu. Kampanya mottosu “yes we can” yani “evet yapabiliriz” idi.

Kampanya etkili oldu.

ABD ilk kez Afrika kökenli birini başkan seçti.

Diğer taraftan bizde de o dönem “Obama aslında Müslüman’mış, adının birisi de Hüseyin’miş” gibi yorumlar yapıldı.

Seçildikten sonra Obama’nın politikaları ne Suriye’de ne de diğer mazlum coğrafyalarda Müslümanların ya da diğer Batı’ya göre ‘gelişmekte olan’ ülkelerin yarasını sarmak yerine yaraların derinleştiği bir dönem oldu.

Mamdani’ye gelince,

Mamdani öyle gösterildiği gibi fakir bir aileden gelmiyor.

Babası bir akademisyen, annesi de ünlü bir yönetmen.

Manhattan ve New York’un çeşitli bölgelerinde apartmanları var. Onların kira getirileri ile rahat bir hayat sürüyorlar.

Seçim kampanyası süresince dar gelirlilere hoş gelebilecek ücretsiz toplu taşıma, kira dondurma gibi projeleri de ciddi anlamda destek gördü.

Obama başkanlık seçimlerinde Facebook ve Twitter’ı ağırlıklı kullanırken Mamdani de belediye başkanlığı kampanyası süresince Instagram ve TikTok’u etkin olarak kullandı.

New York belediye başkanlığı Mamdani için ABD başkanlığının yolunu açamayacak. Çünkü, ABD başkanlığı için ABD’de doğmuş olma şartı var.

Mamdani’nin seçim kampanyası sırasında ciddi anlamda New York dışından da destek aldığı görülüyor ama en önemli destekçilerinden birisinin Alex Soros olduğu da gözden kaçmıyor.

Obama ile denenen ABD’nin dışlanmışlarını avlama taktiğinin farklı bir versiyonunu Mamdani ile görüyoruz.

Obama daha liberal görünürken Mamdani daha çok sosyalist bir söylemle karşımıza çıkıyor. Ama temel olarak baktığımızda da ikisi de LGBT destekçisi, ikisi de küreselci, ikisi de Amerikan müesses nizamına hizmet ediyor.

Özetle, “sistemden beslenenler sistemi değiştiremezler”

...

Akın Gürlek’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği

Akın Gürlek, yolsuzluklarla ilgili çeşitli dosyalarda görev almış, bu alanda aktif şekilde çalışan bir hukukçu. Son dönemde hakkında yoğun eleştiriler ve tartışmalar gündeme geldi. Onun hedef alınmasının temelinde ise, yolsuzluk iddialarıyla mücadele eden bir hukukçu olması öne çıkıyor.

Tartışmaların merkezinde, hukuk ve adaletin nerede durduğu sorusu var. Gürlek örneği, Türkiye’de yolsuzlukla mücadele edenlerin ne kadar kolay hedef alınabildiğini ve yargı bağımsızlığı ile hesap verebilirlik dengesinin ne kadar hassas bir zeminde yürüdüğünü hatırlatıyor. Adaletin güçlü olabilmesi, bu tür süreçlerin kişiselleşmeden, şeffaf ve tutarlı biçimde ele alınmasına bağlı.