Bazı operasyonlar vardır; yalnızca gözaltına alınan kişi sayısıyla okunmaz.

Bazı soruşturmalar vardır; yalnızca arama yapılan adreslerle, el konulan şirketlerle, dosyaya giren rakamlarla anlatılamaz.

Çünkü o dosyaların arkasında çok daha temel bir mesele vardır:

Devletin, kendi sınırları içerisinde hukukun dışında ikinci bir düzen kurulmasına izin verip vermeyeceği meselesi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Alihan Kuriş liderliğinde faaliyet gösterdiği iddia edilen yapılanmaya yönelik başlatılan geniş kapsamlı soruşturmaya da tam olarak buradan bakmak gerekiyor.

Dosyada ortaya konulan iddialar son derece ciddi.

Yapılanma tarafından gerçekleştirildiği belirtilen kaynağı izaha muhtaç yüksek tutarlı nakit girişleri…

Bu paraların sermaye artırımlarında kullanıldığı iddiası…

Birbiriyle bağlantılı şirketler arasında gerçekleştirilen yüksek montanlı para hareketleri…

Ticari kayıtlarla uyumsuz yurt dışı döviz transferleri…

Sahte faturalaşma şüpheleri…

Şirket bölünmeleri, devirler ve farklı sektörlere yayılan karmaşık ticari yapı…

Ve hepsinden önemlisi, MASAK incelemelerine göre bağlantılı kişi ve şirketler üzerinden 100 milyar lirayı aşan tutarın çeşitli yöntemlerle yurt dışına çıkarıldığına ilişkin tespit.

Eğer soruşturma sonucunda bu iddialar delilleriyle ortaya konulursa, karşımızda sıradan bir mali usulsüzlük dosyası bulunmadığı çok açıktır.

Karşımızda, ekonominin ve şirketler hukukunun imkânlarını kullanarak kendisine geniş bir hareket alanı oluşturduğu iddia edilen organize bir yapı vardır.

DEVLETİN GÖRMEDİĞİNİ SANDILARSA…

Mali suçlarla mücadelede yıllarca yapılan en büyük hata şuydu:

Suçu yalnızca kasadaki para üzerinden okumak.

Oysa modern suç örgütleri artık parayı bavulla taşımıyor.

Şirket kuruyor.Şirket bölüyor.Sermaye artırıyor.Para transfer ediyor.Fatura düzenliyor.Yurt dışına açılıyor.Bir şirketten diğerine geçen para, kâğıt üzerinde son derece sıradan bir ticari işlem gibi görünebiliyor.

Tam da bu nedenle bugünkü mücadelede polis kadar mali analiz, savcı kadar MASAK raporu, fiziki takip kadar para hareketlerinin takibi önem taşıyor.

Akın Gürlek doktrini kapsamında yapılan operasyonlarda bu geniş çerçeveli bakış açısı ile ciddi sonuçlar alınıyor. Suç örgütlerinin finans kaynakları kurutuluyor.

Alihan Kuriş soruşturmasının dikkat çekici taraflarından biri de budur.

Devlet, yalnızca kişilerin peşinden gitmiyor.

Paranın peşinden gidiyor.

Paranın nereden geldiğine, hangi şirkete girdiğine, oradan nereye aktarıldığına, sermayeye nasıl dönüştürüldüğüne ve nihayetinde kimin kontrolüne geçtiğine bakıyor.

Suç ekonomisiyle gerçek mücadele tam olarak böyle yapılır.

Çünkü organize suçla mücadelede yalnızca insanları gözaltına almak yetmez.

Örgütün ekonomik damarını kesmediğiniz sürece yapı başka isimlerle yaşamaya devam eder.

32 ŞİRKET, ONLARCA ADRES, BİRBİRİNDEN FARKLI SEKTÖRLER

Dosyada dikkat çekici başka bir tablo daha var.

İnşaattan gıdaya…Tekstilden turizme…Sağlıktan otomotive…

Elektronikten gayrimenkule kadar uzanan geniş bir şirket ağı soruşturmanın merceğinde.

Üstelik farklı ticari unvanlara ve faaliyet alanlarına sahip şirketlerden bazılarının aynı veya bağlantılı adreslerde faaliyet göstermesi de inceleniyor.

Savcılığın ve MASAK'ın ortaya koyduğu bulguların araştırılması hukuk devletinin görevidir.

Ve milyonların, milyarların, hatta iddiaya göre 100 milyar lirayı aşan para hareketlerinin söz konusu olduğu bir dosyada devletin "Burada ne oluyor?" diye sormasından daha doğal hiçbir şey yoktur.

Soruşturmanın hedefinde herhangi bir dini inanç, cemaat veya meşru sosyal faaliyet değil; Alihan Kuriş liderliğinde ekonomik çıkar amacıyla hareket ettiği iddia edilen yapılanma bulunuyor.

Bu ayrım son derece önemlidir.

Türkiye'de insanların inançlarını özgürce yaşaması hukuk devletinin teminatı altındadır.

Bir insanın hangi dini geleneğe yakın olduğu, hangi derneğe gittiği veya hangi topluluğa mensup hissettiği tek başına ceza hukukunun konusu olamaz.

Ama aynı hukuk devleti şunu da söylemek zorundadır:

İnanç özgürlüğü dokunulmazdır; suç işleme özgürlüğü diye bir şey yoktur.

Dini aidiyet, mali suç iddiasının kalkanı olamaz.

Sosyal faaliyet görüntüsü, kaynağı açıklanamayan paranın cevabı olamaz.

Bir yapının geçmişi, geleneği veya toplumdaki karşılığı; içerisindeki belirli kişilerin işlediği iddia edilen suçların soruşturulmasını engelleyemez.

Devletin görevi tam olarak bu çizgiyi korumaktır:

İnanca dokunmayacaksın ama inancın arkasına saklandığı iddia edilen suça da göz yummayacaksın.

Soruşturmadaki en dikkat çekici başlıklardan biri de kapalı yapılanmaya ilişkin bulgular.

Bölge ve mıntıka sorumlulukları…Komisyon sistemi…Kapalı haberleşme yöntemleri…Personel bilgilerinin özel programlarda tutulduğu iddiası…Şifreli e-posta sistemleri…Kararların zaman zaman "ulak" olarak adlandırılan kişilerle taşındığı yönündeki bulgular…

Tüm bunlar FETÖ ile organik bir bağ noktasında kuvvetli şüphe doğuruyor.

Türkiye'nin yaşadığı tecrübeden sonra devletin kapalı, katı hiyerarşik ve ekonomik gücü giderek büyüyen yapılanmaları görmezden gelmesi beklenemez.

Çünkü biz bu ülkede bir kez "Bunlar kendi halinde insanlar" denilerek büyüyen yapıların devlete, ekonomiye ve topluma nasıl ağır faturalar çıkarabileceğini gördük.

Aynı hatayı ikinci kez yapmamak paranoya değildir.

Devlet hafızasıdır.

20 RUHSATSIZ SİLAH NEYİN İŞARETİ?

Operasyon kapsamında bir şüphelinin ikametinde 20 ruhsatsız silah ele geçirildiği, farklı adreslerde ise yüksek miktarda döviz bulunduğu bildirildi.

Elbette bunların kime ait olduğu, hangi amaçla bulundurulduğu ve soruşturmanın ana yapısıyla bağlantısı deliller üzerinden ortaya çıkarılacaktır.

Ama şu soruyu sormak da gazeteciliğin gereğidir:

Mali ve ticari faaliyet yürüttüğü söylenen bir yapılanmaya ilişkin soruşturmada bir adresten 20 ruhsatsız silah çıkması sıradanlaştırılabilir mi?Hayır.Araştırılmalıdır.Hem de sonuna kadar.

Gözaltılar operasyonun görünen kısmıdır.Asıl mesele bundan sonra başlayacak.Dijital materyaller incelenecek.Şirket defterleri karşılaştırılacak.Para transferlerinin izi sürülecek.Yurt dışındaki bağlantılar araştırılacak.Gerçek ve tüzel kişiler arasındaki ilişkiler ortaya çıkarılacak.Vergi iadelerinin dayanakları incelenecek.Faturaların gerçek ticarete dayanıp dayanmadığı araştırılacak.Ve sonunda iddiaların hangisinin delille doğrulandığı, hangisinin doğrulanmadığı yargı tarafından belirlenecek.

Türkiye'nin organize suçla mücadelesinde son dönemde ortaya koyduğu iradenin en önemli tarafı tam burada görülüyor:

Suç örgütlerinin tabelasına değil, yöntemine bakılıyor.

Sokağı kontrol etmeye çalışan da…

Şirketler üzerinden ekonomik güç oluşturmaya çalışan da…

Kara para akladığı iddia edilen de…

Kamu kaynaklarını zarara uğrattığı düşünülen de…

Hukukun karşısında aynı soruyla muhatap oluyor:

Bu paranın kaynağı ne?

Cevabı varsa ortaya konulur.

Yoksa hesabı sorulur.