Yıllar boyu Türkiye’nin başına bela olmuş bir sinsi yapının zaman içerisinde şifrelerinin çözülmesi ve nihayetinde son büyük kalkışmayla terör örgütü ilan edilip devletin kılcal damarlarından temizlenmesine yönelik atılan adımlar büyük arınma hareketinin son halkasını oluşturdu. Faaliyetlerini dini bir oluşummuş gibi yürüten ve ana hedefi bürokratik kurumları ve en nihayetinde devleti ele geçirmek olan FETÖ’nün din kisvesi altında yansıttığı bu sahte görünüm birçok kişiyi hatta devleti yanılttı.

Bir kesim söz konusu terör örgütüne İslâm sınırları içerisinde hareket ettiği yanılsamasıyla sempati beslemiş, bir başka kesim ise aynı nedenle onları antipatik bulmuştur. Gelinen noktada örgütün İslâm ya da İslâmî herhangi bir değerle ilişkisinin olmadığı ve bu değerleri kullandığı orta çıkmıştır. Bunun ardından ilk gruptakiler bu yapıdan soğumuş, ikinci gruptakiler ise yapıya sempati duymaya başlamıştır. Beyin yakan izah edilemez çelişkiyi görüyor musunuz? Bir de örgütü kurulduğu ya da faaliyetlerini yoğunlaştırdığı günlerden itibaren casus, hain ve işbirlikçi olarak gören birileri vardı. Bu grup gerek konuşmalarla gerekse de yazılarla örgütün niyetini açıkça ortaya koymuş, devlet kurumlarından uzak tutulması için uyarılarda bulunmuştur.

Gazeteci Şükrü Sak, “Kod Adı Hocfendi: Biz Bunları Size Anlatmadık Mı?” kitabıyla şimdilerde birçoğu unutulmuş gerçekleri hatırlatıyor. Fakat öyle kuru kuruya değil; bilgilerle, belgelerle, delillerle… Kitabı okurken Türkiye’nin nasıl kılıktan kılığa giren bir iç düşmanla karşı karşıya kaldığını yeniden hatırlayacaksınız.

“Amerika-İsrail istihbarat örgütlerinin projelendirdiği bir hain”

Bu kitap kökü dışarıda bir örgütün tehlikelerine “zamanında” dikkat çekmiş bir hatırlama ve hatırlatma kitabı hüviyetinde. Şimdilerde telaffuzu kolay yakıştırmalar, söylemesi kolay sözler “zamanında” korkusuzca kullanılmış, örgüt apaçık düşman ilan edilmiş ve örgütle esaslı bir mücadeleye girişilmiştir. Bürokraside etkin olan FETÖ, en güçlü döneminde bu “aleni savaşı” verenleri affetmemiş ve onlara en ağır bedelleri ödetmiştir. Ancak yazar Şükrü Sak, yol arkadaşlığı yaptığı Salih Mirzabeyoğlu ile beraber davasından taviz vermeden kendi yolunda ilerlemiş, bu uğurda nice acılar çekmiştir. Bu açıdan eseri FETÖ karşısında net duruşun onur belgesi olarak görmenizi ve sayfa sayfa hissetmenizi öneririm.

“Kod Adı: Hocfendi” çok sayıda yazıdan oluşuyor. Yazar, “Biz bunları size anlatmadık mı?” diyerek biraz da sitem ediyor. Örgütün yıllar içinde ördüğü ağ ve edindiği zırhla kendini dokunulamaz hale getirmesi çok çok önceden alınabilecek önlemlerle engellenebilir miydi? Mücadele belirli kesimlere bırakılmamış olsa ve o kesimler de bu mücadelesinden ötürü cezalandırılmamış olsa mümkün olabilirdi. Bu nedenle “Biz bunları size anlatmadık mı?” sözüne kitabın isminde özellikle yer verildiğine inanıyorum. Bu arada yeri gelmişken neden “Hocaefendi” değil de “Hocfendi” deniliyor onu açıklayayım. Hayır; Şükrü Sak açıklasın. O halde “Önsöz”e gidelim: “Hemen herkesin ‘muhterem hocaefendi” diye elini öpmek için kuyruğa girdiği devirlerde bu melunun ‘hocaefendi’ değil Amerika-İsrail istihbarat örgütlerinin projelendirdiği bir hain olduğunun bilinciyle İbda çizgisinde çıkan dergilerde bu adamla ilgili haber, yorum ve değerlendirmelerde daima ‘Hocfendi’ diye yazılırdı; böyle bir tip ‘Hocaefendi’ olamazdı.”

Hazır “Amerika-İsrail istihbarat örgütlerinin projelendirdiği” demişken 1993’te Taraf dergisinde çıkan –Taraf gazetesiyle karıştırmayın- bir yazıya gidelim istiyorum. 1993 ki ortada görünen yüzüyle ne bir örgüt var ne de bilinen planları… Söz konusu yazıda örgütün yayın organı Zaman gazetesinin kandırmaya çalıştığı “saf” okuyucular uyarılıyor ve gazetenin kuponla “Elmalılı Tefsiri” vermesine atıfta bulunularak şu ifadeler kullanılıyor: “Son sözümüz Zaman okuyucularına… ‘Elmalılı Tefsiri’ sahibi olacağım diye her gün aldığınız bu gazete okuduğunuz ‘İsrailiyat’, itikad tamlığınızı ve akıl sağlığınızı berhava etmeden uyanın. Yoksa ‘Elmalılı Tefsiri’ tamamlanmadan önce gazetenize ‘Niçin Tevrat vermiyorsunuz?’ diye sitem dolu mektuplar yazmaya başlayacaksınız.” Daha iyi izah edilemezdi.

Benim için kitabın en dikkat çekici özelliği hariçten gazel okumaması. Kitap, “tam zamanında” yaptığı uyarıları hatırlatarak okuyucuyu adeta gırtlağına kadar delile boğuyor. Yazar kısaca; ­­–yine aynı konuya geleceğim- “Biz bunları size anlatmadık mı?” deyip çok sayıda örnekle bunu gösteriyor.

İlgiyle takip edilen yayınlarda örgüt hakkında çıkan yazılar hem alkışlanıyor hem de eleştiriliyor. Alkışlar bir yana dursun eleştirilere karşı cevaplar tavizsiz bir şekilde verilmiş. Bu anlamda hareketin maddi çıkar sağlamaya yönelik okuyucu kaybetmeme dürtüsüyle yol almadığını rahatlıkla söyleyebilirim. FETÖ’nün aleyhte yazıları dikkatle takip ettiği ve sahiplerini fişlediği bir kara dönem yaşamışız da kimsenin haberi olmamış. Ya da olmuş ama kimse bir şey yapmamış/yapamamış.

Casusluk desen var, hainlik desen var, dini tahrif desen o da var

Yayın hayatı kısa olsa da İbda çizgisinde yayın yapan Taraf dergisi korkusuzca kullandığı sert dille FETÖ’nün kâbusu olmuştur. Başa dönmek istemiyorum ancak örgütün başı Fetullah Gülen’i doğrudan hedefe koyan dergi, onun Amerikan işbirlikçiliğini defalarca göstermiş üstüne Kur’an-ı Kerim’i tahrif etmeye yönelik tutumunu gözler önüne sermiştir. Üstelik herhalde o dönemde kimsenin demeye cesaret edemediği “Fettoş” yakıştırması da onlara ait. 14-20 Ekim 1994 tarihli haftalık Taraf dergisinin 19. sayısında yer alan Şeref Sakaryalı imzalı yazı çok şey anlatıyor. Yukarıda da değinmeye çalıştım bizlere şimdi normal gelen ifadeler bundan 30+ sene evvel korkusuzca kullanılmış ve tekrarlıyorum örgütle esaslı bir mücadeleye girişilmiştir. Söz konusu yazıda bizzat örgütün lideri Gülen tarafından din düşmanlarına karşı takınılması önerilen müşfik tavır eleştirilmiş, Maide Sûresi ile Fetih Sûresi’nde yer alan ayetleri birbirine karşıymış gibi göstermesi “köpeklik” olarak nitelendirilmiştir.

Bu söz atasözü olmalı

Dördüncü bölüm yani “17 Aralık’tan Sonrası” isimli bölümde artık geri dönüşü olmayan bir sürecin yaşandığı ve bu andan itibaren hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı anlatılıyor. Doğrudur ancak Şükrü Sak “Biz bunları size anlatmadık mı?” sitemine bir sitem daha ekliyor ve “Biz demiştik deme zevkini bile yaşatmadınız” diyor. Gerçekten de 1989’dan beri hiç kaçak güreşmemiş, elebaşlarıyla, yancılarıyla doğrudan doğruya savaşmış ve –bu yazıda çok tekrar ettik- ağır bedeller ödemiş insanlar bu sitemlerinde haklı değil mi? İşin daha kötüsü FETÖ’ye yazılarıyla, paralarıyla, duygularıyla hizmet etmiş kimselerin, grupların bir anda en büyük FETÖ düşmanı kesilmesi; geçmişi bu kadar çabuk silmesi ne kadar inandırıcı? Muhakkak ki insanlar pişman olur, tövbe eder ve önce Allah’a sonra kendilerine eski hayatlarına dönmeme sözü verebilirler. Fakat on yıllardır muhatap olduğumuz ve yıkıcı propagandalarına, eylemlerine şahitlik ettiğimiz ajan-provokatör bir yapının elemanlarından öyle kolay vazgeçmeyeceği gerçeğini de kabul etmek gerekiyor. Esasında bu iki taraflı… Örgüt de vazgeçmez militan da. “Pişman olmuş FETÖ’cü yoktur” sözünün atasözü olma süreci mevcut atasözlerine göre daha kısa olacak gibi.

Yazar da bu gerçeği haykırıyor. Şimdi adına FETÖ dediğimiz oluşumla mücadelenin telif hakkını doğrudan doğruya İbda’ya veriyor ve meselenin özünü madde madde hatırlatıyor.

Yani Şükrü Sak, kısaca;

Örgütün bir ajan yapılanması olduğunu ilk kendilerinin tespit ettiğini ve 1989’dan bu yana onlarla mücadele içinde olduklarını,

O tarihten sonra kendilerinin doğrudan hedef alındığını ve devlete sızdırılmış kadrolar tarafından kendisi de dâhil yüzlerce arkadaşının zindanlara atılıp işkence gördüğünü,

Örgütün zehirlediği kişileri uyandırmaya çalıştıklarını ancak bu konuda yalnız kaldıklarını,

15 Temmuz hain darbe girişimini haberleştiren İslâmî medyanın gereken ihtimamı göstermediğini ve daha fazla tıklanma ve reklam geliri peşinde koştuğunu öfkeyle karışık sitemkâr bir dille hatırlatıyor.

Bu kitabı okumalısınız çünkü bu kitap size düşmanınızı açık açık parmakla gösteriyor. Kullanılan orijinal ve adrese teslim rijit ifadelerle dolu yazılar mücadeledeki azmi ve korkusuzluğa örnek. “Kod Adı Hocfendi: Biz Bunları Size Anlatmadık Mı?” Türkiye’nin en tartışmalı döneminin; 90’ların siyasi havasını anlayabilmek için de okunması gereken bir eser.