Vampirin bizdeki karşılığı fantastik-kurgu kitaplarda ya da filmlerde yer alan mevcut olmayan yani yaratılmamış bir varlık figürüdür. Fakat bu figürün hayalden ete kemiğe büründürülüşü fazlasıyla ilgimizi çekmiş ve bizler de bu korkunç kurgunun peşinden gitmişiz. Kültürümüz böyle metafizik meselelere günlük yaşam formunda bakmasa da tamamen ilgisizdir diyemeyiz. Hepimiz metruk binaların, mezarların ya da karanlık yerlerin gizemli sahiplerinden korkarız. Hatta bazıları mezarlıktan geçerken yüksek sesle marş ya da şarkı söyler. Henüz örneği yok ama çarpılmak için uygun bir ortam olabilir, dikkat edin. Şüphesiz gizem dolu bu yerler sırların sırrına erebileceğimiz tutarlılıkta bilgi ışıkları saçmamakta. Dolayısıyla bu izahı zor grilik, biraz sihir biraz gizle hakkında türetilen rivayetlere rivayetler eklenerek sürüp gitmiş ve nefesi hiç kesilmeden esrar perdesinin gerisinde kalmaya devam etmiştir.

Whatsapp Image 2026 02 07 At 20.47.52 (1)

Salim Fikret Kırgi tarafından yazılan “Osmanlı Vampirleri: Söylenceler, Etkiler, Tepkiler” akademik bir çalışmanın sonucu olarak ortaya çıkmış. İçerikteki teknik açıklamalar, köken ve terimlerin evrim süreçlerinin ele alınışı bu yüzdendir. Kitapta en fazla dikkat çeken kısım vampir figürünün coğrafyamızla ve kültürümüzle ilişkisinin anlatıldığı kısım. Fakih değilim ama İslâm’ın vampir fikrinin başında da sonunda da olmadığını bilirim. Çünkü İslâm’da yaratılış süreci ve ölümden sonraki hayat gibi kavramlar herhangi bir boşluğa yer bırakmayacak biçimde açıklanmıştır. Bunun için vampir avcılarına iyi eğlenceler dilemekten başka bir şey demek gelmiyor aklıma.

Sosyoloji delik deşik; vampirler bile sınıf sınıf

Eserde folklorik vampir ile modern vampirin farkları izah edilmiş. Gördüğüm kadarıyla sadece dünyanın değil hayaller âleminin de çivisi çıkmış. Yazar, modern vampirin star görünümlü ve daha az itici bir yapıda olduğu folklorik vampirin ise bu görünümden ve statüden çok uzakta olduğunu ortaya koyuyor. Denk gelirseniz siz de fark edeceksiniz ki yılların enkazı altında kalan bu vampirdeki çirkinlik ve iticilik modern vampirde yok. Tabutundan istediği zaman çıkan, saçları taralı, pelerini tertemiz vampir, diğeriyle aynı olabilir mi? Şimdi fakirliğin gözü kör olmasın mı? Vampirler dünyasının bile sosyolojisi delik deşik olmuş.

Whatsapp Image 2026 02 07 At 20.47.53 (1)

Popüler kültür, vampirlerin kökeni konusunda Transilvanya’yı dayatır. Kazıklı Voyvoda’ya Karadeniz’in batı kıyıları, Romanya, dağlık Karpatlar bölgesindeki geleneksel halk inanışları eşlik eder. Asıl neden en popüler vampir romanı olan Bram Stoker’ın “Drakula”sındaki baş vampirin Transilvanya’da yani Romanya’da ikamet ediyor olmasıdır. Evet, böylece vampir ve Osmanlı bağlantısını bulmuş olduk.

Konu ile ilgili yazılmış ilk eser Leo Allatios’un “De Opinationibus” isimli eseridir. Fakat bu eserde vampir kelimesi geçmez; Yunan vampiri demek olan “vrykolakas”tan söz edilir. Yazar 16. ve 17. yüzyıllarda yaşamış Osmanlı tebaasından bir Ortodoks olarak dünyaya gelmiş, ilerleyen yıllarda Katolik inancını benimsemiştir.

Whatsapp Image 2026 02 07 At 20.47.52

Vampirler genellikle mezarlarda görülürler ve ortaya çıkmalarındaki ana etmen halkın günahkârlığıdır. Öte yandan Rum Ortodoks Kilisesi’nin halk inanışına dayanan vampir inancına gerçeklik payesi vermesi tartışmaları meşrulaştırmıştır. Tek çözüm yolunun kendilerinde olduğu biçimindeki yönlendirmeler Katoliklerin Ortodokslara saldırılarında önemli bir paya sahip olmuştur. Bir varlık uydurduktan sonra ona ayrıca bir de ritüel uydurarak mezhep savaşı çıkarmayı Avrupalılardan başka kimse başaramazdı doğrusu.

Orta Çağ Avrupası bu hurafelere çokça prim verdi. Devletler hurafeci din adamları tarafından yönetildi. Onlar da bu durumu kendi lehlerine çevirip otoritelerine karşı gelenleri Latince ifadeyle “Omnis potestas a Deo” kuralıyla cezalandırdı. Bunu kral, din adamı ve ülke yönetiminde kimler etkinse hiçbir ayrım yapmadan söylüyorum. Söz konusu palavralardan, uydurmalardan ve Hıristiyanlıkla kurulan bağlardan ben sorumlu değilim. Bundan bizzat Hıristiyanlığı devlet dini olarak uygulayan ve onu da kendi işine geldiği gibi kullananlar sorumlu. Avrupa bu hurafelerle, hayali canavarlarla uğraşırken İslâm dünyasının neler yaptığına iyi bakmak gerekir. Görülecektir ki İslâm, hiçbir zaman Orta Çağ geçirmemiştir.

Vampir mi oldunuz hemen korkmayın!

Vampir gördüğünüzde neler yapmanız gerektiğini bilmelisiniz. Bu altın kurallar dizisi her evin duvarında asılı olmalı. Bunlar aynı zamanda vampir olduğunuzda da işinize yarayacaktır. Mesela vampirler neden tahta kazıkla öldürülür? Hemen söyleyeyim tahta kazık mezara sabitlemek demektir. Böylece vampir bir daha ayağa kalkamayacaktır. Haç göstermek ise son derece sinsi bir planın parçasıdır ve anlamı şudur: “Bu işi yalnızca Hıristiyanlık çözer” Ritüellerden bir diğeri ise cesedin yakılmasıdır. Cesedi yakılan bir Hıristiyan cennete girme şansını yitirmiş demektir. Bu noktaya gelmemek için cesetten şeytan çıkarma ayini yapılır. Bunu yapacak olan da iyi bir papazdır. İnsanları din içinde tutmak ve Hıristiyanlıkla kurtuluşa ereceklerini göstermek için “düşman yaratma” ve onunla mücadele fikri hiç de fena değil. Üstelik mücadelenin vampirlerin varlığını inkâr etmeden bizzat din adamları tarafından yapılmış olması; kutsal addedilmesi tüm ödüllere layıktır. Böylece toplumu büyük bir tehlikeden ve bir daha cennete girememe günahkârlığından muhafaza edecek kurtarıcı sınıf ortaya çıkmış oluyor. Şeytan görse bunların önünde ceketini ilikler. Bir diğer ritüel de kafanın bedenden koparılmasıdır. Nasılsa vahşete alıştım; bu beni pek etkilemedi.

Whatsapp Image 2026 02 07 At 20.47.53

Peki kimler vampir olur? Mesela çok çalışırsam ben de vampir olabilir miyim? Vampirler öldükten sonra dirilirler ve hayatlarına kötü birer karakter olarak devam ederler. İnanışa göre tefeciler, katiller, çingeneler, Hıristiyan olmayanlar ve kurt tarafından öldürülen koyunun etini yiyenler vampirleşmeye en büyük adaydır. Buradaki kurt adam bağlantısı ve kan yoluyla meydana gelen dönüşüm dikkat çekici. Bir diğer neden de Türk olmaktır. –Sanırım ben elendim- Türk olmaktan kasıt din değiştirerek Müslüman olmaktır. Buradan iki çıkarım yapabiliriz: Birincisi “Müslüman eşittir Türk” algısı Hıristiyan tebaaya tümüyle hâkimdir, ikincisi ise bölge halkını din değiştirmemeleri hususunda uyaracak bir şeyler gerekmiş.

Yazarın heyecanını anlıyorum

Vampirlerle ilgili fetvalara gelince… Kırgi, Ebussuud Efendi’nin fetvalarıyla vampir mitine olan inancını ortaya koyuyor. Fetvalardan birinde vampir fenomeninin tanındığını öne süren yazar, diğerlerinde ise mücadele yöntemlerinin ele alındığını söylüyor. Kitapta aktarılan fetvalara bilhassa göz attım. Bir defa mesele muallak… Fetvalarda açık açık vampir ya da ona benzer öldükten sonra dirilmiş bir varlıktan söz edildiğine yönelik bir ifade yok. İslâm, sınırlarını kesinkes çizdiği basübadelmevt ile vampir, cadı, zombi, gulyabani gibi figürleri reddetmekte. Dolayısıyla böyle hayali varlıkların öldükten sonra dirilip insanlara zarar vermesi de söz konusu değil. Yazarın bu husustaki heyecanını anlıyorum. Elindeki bilgilerin birer veriden ziyade Hıristiyan halk arasında uydurulmuş ve dilden dile değişerek günümüze kadar gelen efsaneler olduğunu görmek çok zor değil. Bu arada Evliya Çelebi’den de örnekler verilmiş. Kulaktan kulağa dolaşan ve dolaşırken de epey şekil değiştiren vampir ve vampirlerle ilgili hikâyelerin Avrupa’nın yaşadığı kara veba gibi bir deneyimin peşi sıra konuşulmaya başlanması tesadüf olamaz.

Köy köy kont hazretlerini arıyoruz

Yeri gelmişken size kısaca benzer bir konuyu işleyen “İfritler’den Dracula’ya: Modern Vampir Mitinin Doğuşu” isimli kitaptan bahsetmek istiyorum. Matthew Beresford’un yazdığı kitabın baskısı sanırım Türkiye’de tükenmiş durumda.

Beresford, bizi o sinema senin bu sinema benim gezdiriyor. Köy köy kont hazretlerini aradığımız kitapta yazarın okur üzerinde bir “acaba” fikri uyandırmak için elinden gelenin çok fazlasını yaptığını görüyoruz. Ben inanıyorum ki bu kadar çabayı başka bir alana kanalize etseydi dünyanın en zengin adamı olurdu.

Bana göre kitapta okumaya en değer kısım Kazıklı Voyvoda olarak tanıdığımız III. Vlad Tepeş’in anlatıldığı kısım. Uyguladığı işkence yöntemleriyle ününe ün katmakla beraber Bram Stoker’ın adını kullanarak yazdığı “Drakula” romanı bu ismin yüzyıllar sonra da hatırlanmasına yardımcı olmuştur. Kitapta kötü olarak gösterilen –epey kötü- ve başrol olan Vlad aynı zamanda Drakula olarak da tanınıyordu. Vlad’ın zalim, acımasız ve öyle görünüyor ki ruh hastası bir sadist olma ihtimali diğer tüm ihtimallerden daha yüksek. Resmedildiği çizimlere, gravürlere baktığımızda ilk akla gelenin gözbebekleri sürekli oynayan, aniden sinirlenip dengesiz hareketler yapan bir tip olduğudur.

Romanya’da heykeli olan ve iyi bir kişi olarak bilinen bu adam hakkında başka kaynaklarda muhtelif rivayetler var. Çavuşesku’nun 1976 yılında ölümünün 500. yılına özel hatıra pul bastırması da ayrıca hatırlanma sebebidir.