Anlatıcının bir kertenkele olduğunu öğrenmemiş olsaydım bu kitabın tahlilini yapmak için bu kadar acele etmezdim. İlerleyen haftalarda ev hanımlarının “bu akşam ne pişirsem” sıkıntısı gibi benim de “bu hafta ne okuyayım da yazayım” sıkıntım depreşir, bu kitap derdime derman olurdu. Fakat hayır; yüz bin kere hayır. Okurken ayrı yandım, yazarken ayrı. Olabilecek en kısa zamanda bu kitabı ve tahlilini sizinle buluşturmalıydım. Ve işte karşınızda “Bukalemunlar Kitabı”

Angola doğumlu Portekizli yazar José Eduardo Agualusa, sıra dışı bir bellek satıcısını romanın en görünür yerine koymuş. Félix Ventura isimli –siz yine bellek satıcısı demeye devam edin- sahtekârın mesleği insanlara yeni geçmişler uydurmak. Bizler olayları gekonun; yani bir kertenkelenin ağzından dinliyoruz. Evet, konu ilginç ama itiraf edin bu da ilginç… Senelerdir o evde yaşayan kertenkele maşallah pek de akıllı ve bilgiç. Elbette bunun bir sebebi var. Bir zamanlar insan suretinde yaşamış kertenkele artık gören ve dinleyen pozisyonunda. Bunun ne kadar saçma olduğunu düşünüp kitabı okumaktan derhal vazgeçebilirsiniz. Sonuçta çıta epey yukarıya çıkartılmış durumda. Bunun bir de iyi tarafı var: Bundan sonra duyacağınız hiçbir şey bu kadar saçma gelmeyecek. Bu arada gekonun arada bir kıkırdağını söylemem gerekiyor. Merak etmeyin bu, kitabın fantastik temellerine döşenen taşlardan biri değil. Özellikle araştırdım, gekolar gülmeye benzer, kıkırdamaya daha yakın sesler çıkarırlarmış.

Whatsapp Image 2026 02 01 At 16.52.38

Günlerden bir gün –ne tesadüftür ki tam da biz kitabı okumaya başladığımız zamana denk gelen bir anda- bir adam Félix’ten kendisine şöyle güzel, şaşaalı, geleceğini olumlu etkileyecek bir geçmiş uydurmasını biraz da emrivakiyle talep eder. Bellek satıcısı ise bu işi şimdiye kadar yaptığı küçük işlerle kıyaslayıp yapamayacağına kanaat getirir ve önden verilen parayı götürüp iade etmeyi düşünür. Ancak tahmin edeceğiniz gibi para tatlı gelir ve sahtekârlık, yalan, uydurma hikâye dallarında Oscar alacak bir şahesere imza atar. Adamın geçmişinden artık zenginlik, asalet ve ün akmaktadır.

Rüyalar: Kötü tercih

Adı Eulálio olarak konulacak olan kertenkele gördüğü rüyalarla gerçek ile hayal arasında gidip gelmemize neden oluyor. İnsan suretinde gördüğü rüyalar, yalnızca hayaller âlemine yolculuk yaptırmakla kalmıyor aynı zamanda umulmadık anlarda umulmadık ipuçlarını da veriyor. Yazar, birbiri içine geçirdiği olayların üstesinden gelemeyeceğimizi düşünüp böyle bir yola başvurmuş olabilir. Ancak ipucu ya da izah için rüyaları kullanmak kötü bir tercih. Birimizin bunu ona söylemesi gerekiyor.

Hikâyede çok sayıda yazar ve kitap ismi geçiyor. Ünlü yazarlara ve onların ünlü eserlerine yer verme davranışını izninizle bir meydan okuma olarak değerlendirdiğimi söylemek istiyorum. “Ben de onlardan biriyim” demenin bir başka yolu olarak gördüğüm bu tarz, meslektaş kontenjanının kullanılışı anlamına da geliyor. Onlardan bahsetme tekeline sahip olma içgüdüsünün zorunlu kıldığı bu tutum artık hak olmaktan çıkıp habersiz bir dayanışmaya kapı aralamış oluyor. Kimsenin sizden dayanışma beklediği yok ama öyle bir içgüdü ki bunun refleks –devamlılıktan dolayı siz tik deyin- haline gelmesine yol açıyor. Meydan okuma dedim; gövde gösterisini de ekleyeyim. Fakat bu gövde gösterisi dilemmayı çözemiyor. “Çok iyi olduğum için yazar oldum” ile “Çok okuduğum için yazar oldum” ikiliğine ne demeli? Size konu dışı bir sır vereyim, bir yazarın üslubundan bahsetmek tüm gizemi çözdüğünüzü gösterir ki bu da ona tepeden bakmanıza neden olur. Bu şartlarda günde yüzlerce sayfa yazabilen Honoré de Balzac dahi küçümsenebilir. Buna hakkımız var mı? Yok.

Biraz dinlendiyseniz yeniden kitaba geçelim… Félix vasıtasıyla yalan söylemenin, düzenbazlığın ve sahtekârlığın bir yaşam biçimi olabileceğini gördük. Böyle insanlar vardır ama hep bizden birkaç adım uzaktadırlar değil mi? Yazar Félix’i ve onun kurgularından faydalananları burnumuzun dibine kadar getirmiş. Hiç uzaklaşmadan baştan sona kadar bizimle beraberler. Hikâyenin en dürüstü Eulálio… Gördüğünü anlatan, olayları kendi perspektifinden değerlendiren ve en önemlisi insanlık tecrübesi de olan okuyucu dâhil kimseciklere rahatsızlık vermeyen bir yaratık. Herkesin yüzünde bir maske ve o maskeye uygun davranışlar. Öte yandan yazar, Félix’in kurguladığı hayatı yaşamaya başlayan kişiler üzerinden bunun neredeyse tüm meslekler için geçerli olduğu mesajını veriyor. Yani bir mesleği icra etmenin ve o meslekte yükselmenin söyleyeceğiniz yalanlara bağlı olduğunu; bu yalanların yalnızca dil ile değil görünüş ve geçmişle de söylenebileceğini akıllara getiriyor. “Bukalemunlar Kitabı” adıyla da bu izlenimi veriyor. Şekil, renk, kılık değiştirenler; olmayan bir şeyi olmuş gibi gösterenler burada. İtinayla hazırlanmış güzel bir geçmişin nimetlerinden faydalanmak; geçmişi geleceğin garantisi olarak görenler hep bir araya toplanmış.

Julio Iglesias konser verdi mi?

Yazarın işaret ettiği bazı ayrıntılarla ilgili küçük araştırmalar yapmam gerekti. Muhakkak ki yazarın anlattığı ya da bahsettiği her konu hakkında detay verme zorunluluğu yok. Bunlardan biri ünlü şarkıcı Julio Iglesias’la ilgili… Félix’in geçmiş uydurduğu adam bir yerde mermi delikleriyle çopurlaşmış harap binalardan bahsederken şüphesiz ki Luanda’nın bahtsız geçmişinden kalan izleri anlatıyordu. “Duvarların birine asılı bir poster, Julio Iglesias’ın konserini ilan ediyor” sözü beni araştırmaya itti. Ünlü sanatçı gerçekten de Luanda’da konser vermiş miydi? Araştırmalarımda şunu gördüm, sanatçının 2003 yılında Luanda’da konser verdiğine dair tam bir açıklık yok. Fakat o yılın kasım ayında Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği iyi niyet elçisi olarak Angola’ya gitmiş. Başkent Luanda’ya 100 kilometre uzaklıktaki bir mülteci kampını ziyaret ederek çocuklarla buluşmuş. İnsani yardım ve farkındalık yaratmak amaçlı bu ziyarette konser vermediği söyleniyor. Belki yazarın bahsettiği konser afişleri değil de o ziyaretin tanıtımıdır. Sonuçta kurgu bir eserden bahsediyoruz. Her şeyin birebir doğru olması gerekmiyor. Bunları kitabın ilk basım tarihinin 2004 olduğu bilgisine dayanarak söylüyorum. Sanatçı, Angola’daki tek konserini ise 2013’te vermiş. Luanda’da düzenlenen ve Angola’nın bir numaralı ticaret fuarı olarak bilinen FILDA’nın gala gecesinde özel konuk olarak sahneye çıkmış.

Whatsapp Image 2026 02 01 At 16.52.38 (2)

O halde masal anlatayım

Gerek konusuyla gerekse de anlatıcısıyla ilginçlik konusunda geçer not alan kitap, esasında tam bir semboller kitabı hüviyetinde. Yukarıda bahsettim, sembollerin izini en baştan; kitabın adıyla beraber sürmeye başlıyoruz. Renk ve şekil değiştiren, olduğundan farklı görünmeye çalışan ve adeta herkesi bir seraplar âlemine sürükleyen bukalemun ismi herhalde boşuna seçilmemiş. Daha adından içeride neler olup biteceğine dair ipuçları vermiştir diyebiliriz. Yazarın Angolalığı da Angola’nın geçmişi de malum. Yıllarca iliğine kemiğine kadar sömürülmüş, düğüm düğüm düğümlenmiş bir coğrafyadan bahsediyoruz. Batılılar nereye adım attıysa orayı fakirleştirmiş, yerin altını üstünü oymuş ve tüm kaynakları kendilerine aktarmış. Bunu hızlı geçiyorum çünkü artık herkes biliyor. Bilmeyenler gidip masal okusun lütfen. Angola’dan devam… 1974’te Portekiz boyunduruğundan kurtulan ülke bu kez de iç savaşla sarsıldı. Tarihi kimse silemez ama Angola, Afrika’daki diğer kader ortakları gibi unutmak istediği zamanlardan geçti. Ülke, iç savaşın sürdüğü 27 senede 500 bin kayıp verdi. Félix Ventura’ya gelenler geçmişini unutmak ya da asıl hakkı olan geçmişi almak mı istiyor? Kafamda o kadar çok soru oluştu ki… Belki de herkesin istediği yepyeni bir Angola’ydı… Yepyeni bir Angolalı vatandaş kimliğiyle herhangi bir Portekizli ile karşılaşmamış olmaktı…

Whatsapp Image 2026 02 01 At 16.52.38 (1)

Eğer böyleyse müthiş, değilse de bunları düşündürdüğü için müthiş bir kitap okuduk demektir.

Olayların Angola’da geçmesi ve yazar José Eduardo Agualusa’nın Angolalı olması bizi her satırın, her cümlenin Angola’nın makûs talihini anlattığına ikna ediyor. Bunda muhakkak yazarın Angola’nın bağımsızlık öyküsünü yazdığı 2012 çıkışlı “Unutmanın Genel Teorisi” kitabının da etkisi var.