Değerli dostlar, değerli okuyucular;

Geçtiğimiz günlerde Sayın Rahmi Koç’un Kürt vatandaşlarımızla ilgili anlattığı bir fıkra kamuoyunda haklı olarak tartışmalara neden oldu. Öncelikle şunu açık ve net şekilde ifade etmek gerekir ki; hangi etnik kökene, hangi inanca veya hangi kimliğe sahip olursa olsun insanlarımızı rencide edecek, aşağılayacak veya küçük düşürecek söylemleri doğru bulmak mümkün değildir.

Bu sözleri Rahmi Koç söylemiş olsa da, herhangi bir başka isim söylemiş olsa da düşüncemiz değişmez. Mizah amacıyla yapılmış olsa bile bir topluluğun incinmesine sebep olabilecek ifadeler doğru değildir ve eleştirilmeyi hak eder.

Ancak burada üzerinde durulması gereken başka bir konu daha vardır.

Bir insanın yaptığı bir hatayı eleştirmek başka şeydir, o insanın bütün hayatını, karakterini ve geçmişini yok sayarak onu hedef haline getirmek başka şeydir.

Rahmi Koç, neredeyse bir asırlık ömründe bu ülkenin sanayisine, ekonomisine, eğitimine ve istihdamına büyük katkılar sunmuş bir isimdir. Bugün Koç Topluluğu bünyesinde çalışan yüz binlerce insan vardır. Bu insanların içerisinde Türkü vardır, Kürdü vardır, Lazı vardır, Çerkezi vardır, Alevisi vardır, Sünnisi vardır. İnsanlar etnik kökenlerine göre değil, yeteneklerine ve emeklerine göre değerlendirilmiştir.

Yine yıllardır verilen burslara baktığımızda binlerce gencimizin eğitim hayatına destek olunduğunu görüyoruz. O bursları alan öğrencilerin içerisinde Kürt kökenli kardeşlerimiz de vardır. Hastanelerden okullara, kültür projelerinden sosyal sorumluluk çalışmalarına kadar yapılan katkılar da ortadadır.

Dahası, servetini yurt dışına kaçırmayı değil, yatırımlarının merkezini bu vatan topraklarında tutmayı tercih etmiş bir iş insanından söz ediyoruz. Türkiye zor dönemlerden geçerken üretimden, istihdamdan ve yatırımdan vazgeçmemiş bir isimdir.

Bu nedenle bir yanlış söz üzerinden Rahmi Koç’u Kürt düşmanı ilan etmek, onu hedef tahtasına koymak ve hayatını tek bir cümleye indirgemek hakkaniyetli bir yaklaşım değildir.

Kaldı ki kamuoyunda oluşan rahatsızlığı görmüş ve özür dilemiştir. Özür dilenmiş bir konuda öfkenin sürekli büyütülmesi ve meselenin yeni bir kutuplaşma aracına dönüştürülmesi de toplumsal barışa katkı sağlamaz.

Ben şahsen bu ifadeleri bilinçli bir düşmanlık olarak değerlendirmiyorum. 90 yaşına yaklaşmış bir insanın zaman zaman yapabileceği bir dil sürçmesi, bir gaf veya yaşın getirdiği yorgunluk olarak görüyorum.

Çünkü Rahmi Koç’u tanıyan, onunla uzun yıllar aynı ortamlarda bulunmuş insanların anlattıkları bambaşka bir tablo ortaya koymaktadır.

Benim de yakın dostlarım arasında kendisini yakından tanıyan, çeşitli vesilelerle dostluk ve arkadaşlık ilişkisi kurmuş insanlar bulunmaktadır. Onların anlattıkları Rahmi Koç’un hiçbir etnik kökene karşı husumet besleyen bir karakter olmadığı yönündedir.

Ayrıca bizler Beşiktaş camiasının içerisinden gelen insanlar olarak Rahmi Koç ismine yabancı değiliz. Kendisi yıllardır Beşiktaş camiasının yakından tanıdığı, birçok kişinin birebir temas ettiği büyüklerimizden biridir. Elbette herkes hakkında farklı değerlendirmeler yapılabilir. Ancak onu tanıyan insanların önemli bir kısmı, herhangi bir etnik gruba karşı kin veya nefret taşıyan bir karakter tarif etmemektedir.

Tam da bu yüzden adaletli olmak zorundayız.

Yanlışa yanlış demeliyiz.

Kırılan insanlar varsa onların kırgınlığını anlamalıyız.

Ancak aynı zamanda bir insanı, bir ömrü ve bir karakteri de tek bir cümle üzerinden yargılamamalıyız.

Bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri ölçüdür.

Överken ölçülü olmalıyız.

Eleştirirken ölçülü olmalıyız.

Kızarken ölçülü olmalıyız.

Severken ölçülü olmalıyız.

Çünkü ölçü kaybolduğunda adalet de kaybolur.

Ben Rahmi Koç’un yaptığı açıklamayı doğru bulmuyorum. Ancak onu bir etnik grubun düşmanı olarak göstermeyi de doğru bulmuyorum. Bir hatayı eleştirirken insafı ve hakkaniyeti kaybetmemek gerektiğine inanıyorum.

Son sözüm şudur:

Hiçbir vatandaşımız etnik kökeni nedeniyle incitilmemeli, aşağılanmamalıdır. Ama aynı şekilde hiçbir insan da bir anlık gafı nedeniyle bütün hayatı yok sayılarak mahkûm edilmemelidir.

Adalet, sadece sevdiğimiz insanlar için değil; eleştirdiğimiz insanlar için de gereklidir.

Değerli dostlar son sözüm malum ;
Allah vatana, millete ve devletimize zeval vermesin.
Vesselam …