Değerli dostlar, değerli okuyucular;

Türkiye’de yıllardır en fazla tartışılan konuların başında adalet gelmektedir.

Adaletin gecikmesi, güçlü ve nüfuzlu kişilerin hukuk karşısında dokunulmaz oldukları algısı, bazı suç örgütlerinin devletin üzerine çıkmaya çalışması, kamu kaynaklarının birtakım çevreler tarafından sahipsiz zannedilmesi ve yargı mensuplarının çeşitli baskılarla karşı karşıya bırakılması toplumumuzun adalet duygusunu yaralamıştır.

Milletimizin beklentisi aslında son derece açıktır:

Suç işleyen kim olursa olsun soruşturulsun.

Kamu malına el uzatanın makamına, unvanına ve siyasi kimliğine bakılmasın.

Devletin güvenliğine kasteden yapılarla tavizsiz mücadele edilsin.

Haklının hakkı korunsun, mazlumun yanında durulsun ve hukukun gücü herkese gösterilsin.

İşte böylesine hassas bir dönemde, yargı alanında ortaya koyduğu kararlı duruşla dikkat çeken isimlerden biri Sayın Akın Gürlek olmuştur.

Akın Gürlek’i değerlendirirken yalnızca son birkaç ayda yaşanan tartışmalara bakmak eksik olur. Kendisi mesleğin mutfağından gelen, hâkimlikten ağır ceza mahkemesi başkanlığına, Adalet Bakan Yardımcılığından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına ve nihayet Adalet Bakanlığına uzanan önemli bir devlet tecrübesine sahiptir.

Görev yaptığı ağır ceza mahkemelerinde terörle mücadele, kamu düzeni ve devlet güvenliği bakımından önemli dosyalarda sorumluluk üstlenmiştir. Daha sonra Adalet Bakan Yardımcılığı görevinde yargı reformları, adalet hizmetlerinin geliştirilmesi ve sistemin dijitalleşmesi çalışmalarının içerisinde bulunmuştur.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı görevine geldiğinde ise Türkiye’nin en büyük, en yoğun ve en kritik adli teşkilatlarından birinin sorumluluğunu üstlenmiştir.

İstanbul yalnızca nüfus bakımından büyük bir şehir değildir.

Ekonominin, medyanın, siyasetin, finansın ve ticaretin merkezidir. Dolayısıyla İstanbul’da yürütülen her büyük soruşturmanın ekonomik, siyasi ve toplumsal yankısı olmaktadır.

Böyle bir makamda oturmak kolaydır belki; fakat o makamın gereğini yerine getirmek, güçlü çevrelerin baskısına boyun eğmeden dosyaların üzerine gitmek ve kamuoyunda oluşturulan gürültüden etkilenmeden görev yapmak kolay değildir.

Akın Gürlek’in en önemli özelliklerinden biri, tam da bu noktada ortaya çıkmıştır:

Geri adım atmayan bir devlet adamı görüntüsü vermiştir.

(Hukuk Makama ve Unvana Bakmaz)

Türkiye’de bazı çevrelerin hukuk anlayışında ciddi bir çelişki bulunmaktadır.

Soruşturma kendi siyasi rakiplerine yönelik olduğunda yargının harekete geçmesini alkışlayanlar, konu kendilerine veya destekledikleri isimlere geldiğinde bir anda “siyasi operasyon” söylemine sarılmaktadır.

Oysa hukuk, kişiye göre değişmez.

Bir kişi belediye başkanıysa, milletvekiliyse, sanatçıysa, gazeteciyse, iş insanıysa veya toplumda tanınmış bir isimse soruşturulamaz diye bir kural yoktur.

Aksine, kamu gücünü kullananların, milletin vergilerini yönetenlerin ve devlet adına yetki kullananların daha büyük bir sorumluluk taşıması gerekir.

Bir kamu görevlisi hakkında ciddi bir iddia, belge, ihbar veya suç şüphesi varsa savcılığın görevi bunu görmezden gelmek değildir.

Savcılığın görevi araştırmaktır.

Delilleri toplamak, şüphelilerin ifadelerini almak, suç unsuru bulunup bulunmadığını belirlemek ve dosyayı bağımsız mahkemelerin önüne götürmektir.

Soruşturma açılması hiç kimsenin peşinen suçlu ilan edilmesi anlamına gelmez. Suçluluğa karar verecek olan mahkemedir ve kesinleşmiş hükme kadar masumiyet karinesi esastır.

Ancak masumiyet karinesini, hiçbir soruşturma yapılamaz biçiminde yorumlamak da hukuk devletiyle bağdaşmaz.

İşte Akın Gürlek döneminde verilen en önemli mesajlardan biri şudur:

Hiç kimse taşıdığı makamı hukuktan kaçmanın zırhı olarak kullanamaz.

Bu anlayış son derece değerlidir.

Çünkü milletin devlete güvenmesi, devletin yalnızca zayıfa karşı değil; güçlüye, nüfuzluya ve arkasında büyük çevreler bulunanlara karşı da hukuk kurallarını uygulayabilmesine bağlıdır.

(Kamu Malı Yetim Hakkıdır)

Belediyeler veya diğer kamu kurumları üzerinden yürütülen soruşturmalar söz konusu olduğunda meseleyi yalnızca siyasi parti tartışmasına indirgemek büyük bir yanlıştır.

Kamu malı, bir siyasi partinin malı değildir.

Kamu malı milletin malıdır.

O paranın içerisinde emeklinin, işçinin, memurun, esnafın ve alın teriyle geçinen milyonlarca vatandaşımızın hakkı vardır.

İhalelerde usulsüzlük yapıldığı, kamu kaynaklarının belirli kişilere aktarıldığı, rüşvet alındığı, örgütlü bir çıkar ağı kurulduğu veya belediye imkânlarının şahsi ve siyasi amaçlarla kullanıldığı yönünde iddialar varsa bunların üzerine gidilmesi gerekir.

Hangi partinin belediyesi olduğu önemli değildir.

AK Partili, CHP’li, MHP’li veya başka bir partiye mensup olması hukuk açısından hiçbir şeyi değiştirmemelidir.

Burada yapılması gereken, dosyaları siyasetin sloganlarıyla değil, deliller üzerinden değerlendirmektir.

Savcılık makamı iddiaları araştırır.

Mahkeme delilleri değerlendirir.

Suçsuz olan beraat eder, suçlu olan ise cezasını çeker.

Doğru hukuk düzeni budur.

Fakat daha soruşturmanın başında savcıları tehdit etmek, yargı mensuplarını hedef göstermek, sokakları hareketlendirmeye çalışmak veya yargı üzerinde siyasi ve toplumsal baskı kurmak kabul edilemez.

Bir ülkede savcılar soruşturma açarken, “Hakkımda nasıl bir kampanya başlatılır?” diye düşünmeye başlarsa orada hukuk ağır yara alır.

Akın Gürlek, kendisine yönelik ağır eleştirilere, tehditlere ve hedef göstermelere rağmen görevini sürdürmüş, soruşturmalardan geri adım atmamıştır.

Bana göre bu tavır, yalnızca şahsi bir cesaret değil; devletin hukuk düzenine sahip çıkma iradesidir.

(Suç Örgütleriyle Mücadele Siyaset Üstüdür)

Türkiye uzun yıllar boyunca terör örgütleriyle, organize suç yapılarıyla, casusluk faaliyetleriyle ve devlet içerisinde yapılanmaya çalışan karanlık oluşumlarla mücadele etmiştir.

FETÖ’nün devletin kurumlarına nasıl sızdığı, yargıyı ve güvenlik bürokrasisini nasıl kendi örgütsel hedefleri için kullandığı 15 Temmuz gecesi bütün çıplaklığıyla görülmüştür.

Bu sebeple devletin güvenliğini tehdit eden yapılara karşı en küçük bir rehavet gösterilemez.

Sayın Akın Gürlek’in gerek hâkimlik ve başsavcılık döneminde gerekse Adalet Bakanlığı görevinde terörle ve devletin güvenliğini hedef alan yapılarla mücadele konusunda ortaya koyduğu kararlılık önemlidir.

FETÖ ile mücadelenin kesintisiz biçimde devam edeceğini açıklaması da devletin bu konudaki iradesini göstermektedir.

Çünkü FETÖ yalnızca geçmişte kalmış bir darbe girişiminin faili değildir.

Bu yapı yıllarca devletin kılcal damarlarına sızmış, milletimizin dinî duygularını istismar etmiş ve zamanı geldiğinde milletin silahını yine millete çevirmiş örgütlü bir ihanet hareketidir.

Bu nedenle mücadele yalnızca silahlı unsurlarla sınırlı kalmamalıdır.

Örgütün finans kaynakları, propaganda ağları, kripto yapılanmaları ve yurt dışındaki bağlantıları da hukuk içerisinde takip edilmelidir.

Devletin bu konuda zaaf göstermemesi gerekir.

Akın Gürlek’in kararlı hukuk ve devlet anlayışı, özellikle bu mücadelede güven veren bir çizgi ortaya koymaktadır.

Adalet Bakanlığında Yeni Bir Dönem

Akın Gürlek’in 11 Şubat 2026 tarihinde Adalet Bakanlığı görevine getirilmesi, bana göre tesadüfi bir atama değildir.

Bu tercih, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın adalet alanında daha dinamik, sahayı bilen, yargının sorunlarına hâkim ve kararlı bir yönetim anlayışı istediğini göstermektedir.

Çünkü Akın Gürlek teoriden değil, doğrudan uygulamanın içerisinden gelmektedir.

Mahkeme salonunu bilmektedir.

Savcıların, hâkimlerin ve adliye personelinin çalışma şartlarını bilmektedir.

Dosyaların neden uzadığını, adalet mekanizmasında hangi noktalarda sıkıntı yaşandığını ve vatandaşın hangi konularda şikâyetçi olduğunu meslek hayatından tanımaktadır.

Adalet Bakanlığı görevine geldikten sonra yargıda ihtisaslaşmaya önem verilmesi ve yeni ihtisas mahkemelerinin kurulmasının gündeme alınması son derece değerlidir.

Çünkü günümüzde suç türleri ve hukuki uyuşmazlıklar giderek karmaşıklaşmaktadır.

Bilişim suçları, finansal suçlar, çevre suçları, aile hukuku, ticari uyuşmazlıklar ve örgütlü suçlar gibi alanlarda uzmanlaşmış mahkemelerin bulunması, kararların daha sağlıklı ve hızlı verilmesine katkı sağlayacaktır.

Yargının ihtisaslaşması yalnızca dosyaların daha çabuk sonuçlanmasını değil, karar kalitesinin yükselmesini de sağlayacaktır.

Akın Gürlek’in öncülük ettiği çalışmalarda yeni mahkemelerin kurulmasının planlanması, bu açıdan önemli bir adımdır.

(Geciken Adalet Sorununa Çözüm Arayışı)

Milletimizin adalet sistemiyle ilgili en büyük şikâyetlerinden biri davaların uzun sürmesidir.

Yıllarca devam eden soruşturmalar ve davalar hem mağdurları hem de hakkında suçlama bulunan kişileri yıpratmaktadır.

Çünkü geciken adalet, yalnızca mağdur açısından değil, suçsuz olduğu hâlde yıllarca bir itham altında yaşayan insan açısından da büyük bir haksızlıktır.

Bu nedenle yargılamaların makul sürede tamamlanması, adalet sistemimizin öncelikli hedeflerinden biri olmalıdır.

Akın Gürlek’in gündeme getirdiği temyiz sisteminin daha işlevsel hâle getirilmesine yönelik çalışmalar ve “atlamalı temyiz” modeli gibi yeni arayışlar, yargılamaların hızlandırılması bakımından dikkatle değerlendirilmelidir.

Elbette hız uğruna adil yargılanma hakkından ve hukuki güvencelerden vazgeçilemez.

Ancak mevcut sistemde gereksiz bürokratik aşamaların azaltılması, açık ve belirli dosyalarda doğrudan daha üst inceleme yollarının kullanılabilmesi ve mahkemelerin iş yükünün dengelenmesi mümkündür.

Önemli olan hem hızlı hem de adil bir sistem kurabilmektir.

Akın Gürlek’in sahadan gelen tecrübesi, bu dengeyi kurabilecek önemli bir avantajdır.

(Yargının Dijitalleşmesi ve Yapay Zekâ)

Günümüzde devlet kurumlarının teknolojinin gerisinde kalması düşünülemez.

Adalet hizmetlerinde dijitalleşme artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Türkiye’nin UYAP, e-Tebligat ve vatandaş portalları gibi alanlarda önemli bir altyapısı bulunmaktadır. Ancak bu altyapının daha da geliştirilmesi, vatandaşın adalete erişiminin kolaylaştırılması ve dosya süreçlerinin hızlandırılması gerekmektedir.

Akın Gürlek’in adalet hizmetlerinde dijitalleşmeye ve teknolojik dönüşüme vurgu yapması önemlidir.

Yapay zekâ ve yeni dijital sistemler, hâkim ve savcıların yerine karar veren mekanizmalar olarak değil; dosya tasnifi, mevzuat araştırması, benzer kararların bulunması, dilekçelere erişim ve bürokratik işlemlerin azaltılması gibi alanlarda yardımcı araçlar olarak kullanılabilir.

Buradaki temel sınır elbette insan iradesi, kişisel verilerin korunması ve yargı bağımsızlığıdır.

Nihai kararı her zaman hâkim vermeli, savcılık değerlendirmesini insan aklı ve vicdanıyla yapmalıdır.

Ancak teknolojiden doğru biçimde yararlanmak, yargı mensuplarının üzerindeki gereksiz iş yükünü azaltacak ve vatandaşın adalet hizmetlerine daha kolay erişmesini sağlayacaktır.

Bu anlayış, Türkiye Yüzyılı’nın adalet sistemine yakışan modern bir yaklaşımdır.

(İstişareye Açık Bir Bakanlık Anlayışı)

Bir reformun başarılı olabilmesi için yalnızca Ankara’daki bürokratların hazırladığı metinler yeterli değildir.

Hâkimlerin, savcıların, avukatların, akademisyenlerin, adliye personelinin ve doğrudan vatandaşların görüşlerinin alınması gerekir.

Akın Gürlek’in yeni yargı paketleri konusunda hukukçularla ve meslektaşlarıyla istişare içerisinde olduklarını açıklaması bu nedenle önemlidir.

Adalet sistemi toplumun tamamını ilgilendirir.

Bir kanun çıkarıldığında bunun etkisini yalnızca hâkim ve savcılar değil, 86 milyon vatandaşımız hisseder.

Bu yüzden düzenlemeler hazırlanırken sahadaki sorunların dinlenmesi gerekir.

Kalem personelinin iş yükü, hâkimlerin dosya sayısı, savcıların çalışma şartları, avukatların mesleki sorunları ve vatandaşın adliyede yaşadığı sıkıntılar birlikte değerlendirilmelidir.

Akın Gürlek’in “86 milyon vatandaşımızın Adalet Bakanıyım, kapımız herkese açık” anlayışı, kutuplaşmanın yükseldiği bir dönemde son derece kıymetli bir mesajdır.

Çünkü adalet makamı herhangi bir partinin veya siyasi görüşün makamı değildir.

Adalet Bakanı, hükümet içerisinde görev yapsa da adalet hizmetlerini milletin tamamı adına yürütür.

Sağcının da solcunun da, iktidar seçmeninin de muhalefet seçmeninin de hakkını korumakla görevlidir.

Adaletin siyasi kimliği olmaz.

Adaletin tarafı yalnızca haktır, hukuktur ve milletin huzurudur.

(Yurt Dışına Kaçan Suçluların Peşinin Bırakılmaması)

Türkiye’de suç işleyip yurt dışına kaçan kişilerin, gittikleri ülkelerde rahat biçimde yaşamaya devam etmeleri milletimizin vicdanını yaralamaktadır.

Terör suçlarından, organize suçlardan, uyuşturucu ticaretinden, dolandırıcılıktan veya diğer ağır suçlardan aranan kişilerin Türkiye’ye getirilmesi devletin itibarı açısından son derece önemlidir.

Akın Gürlek döneminde uluslararası adli iş birliğinin güçlendirilmesi ve kırmızı bültenle aranan kişilerin Türkiye’ye iadelerine yönelik çalışmalar dikkat çekmektedir.

2026 yılının ilk çeyreğinde kırmızı bültenle aranan 76 kişinin 18 ülkeden Türkiye’ye iadesinin sağlandığının açıklanması önemli bir başarıdır.

Bu mücadele kararlılıkla devam etmelidir.

Hiç kimse, “Türkiye’de suç işler, yurt dışına kaçar ve hayatıma devam ederim” düşüncesine kapılmamalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlüdür.

Nerede olursa olsun suçlunun peşine düşecek diplomatik, hukuki ve kurumsal kapasiteye sahiptir.

Adalet Bakanlığının bu konudaki çabaları hem devletin caydırıcılığını artırmakta hem de mağdurların adalet beklentisine cevap vermektedir.

Gürlek’e Yönelik Eleştirilerin Sebebi Nedir?

Akın Gürlek neden bu kadar yoğun biçimde hedef alınıyor?

Bu soruyu samimiyetle sormak gerekir.

Çünkü Türkiye’de çoğu zaman görevini etkili biçimde yapan, dokunulmaz zannedilen alanlara temas eden ve güçlü çevrelerin üzerine giden bürokratlar hedef hâline getirilmektedir.

Yıllarca devletten cesaretli davranmasını isteyen bazı kişiler, devlet gerçekten harekete geçtiğinde rahatsız olmaktadır.

Yolsuzlukla mücadele edilsin derler; kendi destekledikleri isimler soruşturulunca karşı çıkarlar.

Terörle mücadele edilsin derler; belirli örgütlerin propaganda alanlarına dokunulunca ses yükseltirler.

Hukuk herkese eşit uygulansın derler; hukuk kendi çevrelerine ulaştığında savcıları hedef gösterirler.

Bu samimi bir hukuk anlayışı değildir.

Elbette Akın Gürlek de eleştirilebilir.

Her kamu görevlisinin icraatları eleştiriye açıktır.

Hatalı olduğu düşünülen işlemler hukuk yollarına taşınabilir, kararlar temyiz edilebilir ve kamuoyu önünde tartışılabilir.

Fakat eleştiri ile tehdit arasındaki sınır korunmalıdır.

Bir yargı mensubunu ailesiyle birlikte hedef göstermek, kişisel saldırılarda bulunmak veya görevini yapamaz hâle getirmek için baskı oluşturmak demokratik eleştiri değildir.

Bu, doğrudan hukuk düzenine yönelik bir baskıdır.

Devlet bu tür baskılara boyun eğmemelidir.

Akın Gürlek’in tüm bu kampanyalara rağmen sergilediği soğukkanlılık ve kararlılık, kanaatimce takdir edilmesi gereken bir devlet adamlığı örneğidir.

(Güçlü Devlet, Güçlü Adaletle Mümkündür)

Devlet yalnızca büyük binalardan, askerî güçten veya ekonomik büyüklükten ibaret değildir.

Devleti güçlü yapan en önemli unsur, vatandaşının adalet duygusunu koruyabilmesidir.

Bir vatandaş haksızlığa uğradığında hakkını alabileceğine inanıyorsa devlet güçlüdür.

Bir iş insanı yatırım yaptığında hukuk tarafından korunacağını biliyorsa devlet güçlüdür.

Bir kamu görevlisi görevini yaparken siyasi veya ekonomik baskılardan korkmuyorsa devlet güçlüdür.

Suç işleyen kişi, makamı ve çevresi ne kadar güçlü olursa olsun hesap vereceğini biliyorsa devlet güçlüdür.

İşte bu nedenle adalet, devletin temeli olarak kabul edilmiştir.

Akın Gürlek’in ortaya koyduğu kararlı çizgi, devletin hukuk alanında güçlü olması gerektiği düşüncesine dayanmaktadır.

Bu çizginin siyasi tartışmalara kurban edilmemesi gerekir.

Türkiye’nin ihtiyacı; korkan, çekinen ve dosyaları sümen altı eden bir yargı anlayışı değildir.

Türkiye’nin ihtiyacı; delile dayanan, hukuktan ayrılmayan, masumiyet karinesine saygı gösteren fakat suç şüphesi karşısında da geri adım atmayan bir adalet sistemidir.

(Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Tercihi)

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Akın Gürlek’i Adalet Bakanlığı görevine getirmesini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir.

Sayın Erdoğan, yıllardır devletin farklı kademelerinde görev yapan kadroları yakından takip eden, sahadaki performansı ve kriz dönemlerindeki duruşu önemseyen tecrübeli bir liderdir.

Akın Gürlek’in İstanbul gibi kritik bir şehirdeki görevinden sonra Adalet Bakanlığına getirilmesi, kendisine duyulan güvenin açık bir göstergesidir.

Bu görevlendirme aynı zamanda adalet alanında daha hızlı, daha kararlı ve daha sonuç odaklı bir döneme geçilmek istendiğini göstermektedir.

Türkiye Yüzyılı yalnızca savunma sanayisinde, enerjide, ulaşımda ve dış politikada büyük hedefler koymakla tamamlanamaz.

Türkiye Yüzyılı’nın aynı zamanda adaletin yüzyılı olması gerekir.

Davaların daha hızlı sonuçlandığı, vatandaşın adliyede yalnız kalmadığı, yargıya güvenin arttığı, teknolojinin etkin kullanıldığı ve suçluların dünyanın neresine kaçarsa kaçsın yakalanıp adalet önüne çıkarıldığı bir sistem kurulmalıdır.

Akın Gürlek’in bu hedef doğrultusunda ortaya koyduğu çalışmalar umut vericidir.

Son Sözüm;

Ben Sayın Akın Gürlek’in çalışmalarını, devletin hukuk ve adalet alanındaki kararlı iradesinin önemli bir parçası olarak görüyorum.

Kendisi zor görevlerden kaçmamış, kritik dosyalarda sorumluluk almaktan çekinmemiş ve hakkında yürütülen ağır kampanyalara rağmen geri adım atmamıştır.

Bugün Adalet Bakanı olarak önünde çok büyük bir sorumluluk bulunmaktadır.

Milletimizin adalet beklentisi büyüktür.

Yargının hızlandırılması, mahkemelerin iş yükünün azaltılması, ihtisaslaşmanın geliştirilmesi, adalet hizmetlerinin dijitalleştirilmesi, yurt dışındaki suçluların Türkiye’ye getirilmesi ve terör örgütleriyle mücadelenin devam ettirilmesi son derece önemlidir.

İnanıyorum ki Sayın Akın Gürlek, hâkimlikten gelen mesleki tecrübesi, sahaya hâkimiyeti ve kararlı duruşuyla bu görevde başarılı olacaktır.

Eleştiriler yapılabilir.

Yanlış görülen kararlar hukuk içerisinde tartışılabilir.

Ancak devlet adına sorumluluk alan, tehditlere boyun eğmeyen ve hukukun üstünlüğünü savunan insanların da hakkını teslim etmek gerekir.

Türkiye’de hiç kimse hukuktan üstün değildir.

Hiçbir makam suç işleme özgürlüğü vermez.

Hiçbir siyasi kimlik soruşturulmazlık zırhı değildir.

Hiçbir güç odağı devletin iradesinden büyük değildir.

Sayın Akın Gürlek’in ortaya koyduğu duruş, tam olarak bu gerçeği hatırlatmaktadır.

Devlet, suç karşısında susmaz.

Adalet, güçlülerin isteğine göre şekillenmez.

Hukuk, tehditlerden ve sokak baskısından korkmaz.

Sayın Akın Gürlek’in devlet ciddiyetiyle, hukuka bağlılıkla ve milletin adalet beklentisini gözeterek yürüttüğü çalışmaların başarıyla devam etmesini diliyorum.
Değerli dostlar son sözüm malum;
Allah vatana ,millete zeval vermesin.

Vesselam.