Trump yine sahneye büyük cümlelerle çıktı. İran’a şartlarını sıraladı, “nihai karar” mesajı verdi, kurmaylarını Beyaz Saray’ın en ağır odasına, Durum Odası’na topladı. Fakat iki saatlik toplantının sonunda dünyaya ilan edilen o büyük restten geriye tek bir şey kaldı: Kararsızlık. Washington, İran’a karşı sesini yükseltti ama masadan net karar çıkaramadı.
Asıl mesele tam da burada. Trump’ın siyaset tarzı bağırarak müzakere etmek, tehdit ederek pazarlık yapmak, kameralar önünde gücünü büyütmek üzerine kurulu. Ama Ortadoğu televizyon stüdyosu değildir. İran da miting kalabalığı değildir. Hürmüz Boğazı ise sosyal medya paylaşımıyla açılıp kapanacak bir kapı hiç değildir. Burası dünyanın enerji damarlarından biridir; burada atılacak her adım petrol fiyatlarını, deniz ticaretini, Körfez güvenliğini ve küresel ekonomiyi sarsar.
Washington’ın masaya koyduğu şartların özü açık: İran, ABD’nin çizdiği çerçeveyi kabul etsin; nükleer programda geri adım atsın, Hürmüz hattında Washington’ın istediği güvenceyi versin, uranyum dosyasında Amerikan baskısına boyun eğsin. Fakat Tahran’dan gelen cevap, bu oyunun kolay kurulamayacağını gösterdi. İran, Batı’nın kendisine “şöyle olmalı, böyle olmalı” diye dikte etme hakkı olmadığını söyleyerek Trump’ın restini gördü.
Trump’ın açmazı da burada başlıyor. ABD Başkanı sert görünmek zorunda. Çünkü kendi seçmenine, İsrail’e, Körfez’e, Pentagon’a ve Amerikan güvenlik bürokrasisine “güçlü lider” görüntüsü vermek istiyor. Ama aynı Trump, yeni ve maliyetli bir Ortadoğu savaşının Amerikan kamuoyunda nasıl karşılanacağını da biliyor. Irak’ın hayaleti hâlâ Washington koridorlarında dolaşıyor. Afganistan’ın utancı hâlâ kapanmış değil. Bu coğrafyada atılan her taş, başka bir cephede cam kırıyor.
Türkiye açısından mesele tam da bu yüzden hayati. Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak her gerilim enerji fiyatlarını doğrudan etkiler; petrol ve doğal gaz piyasasındaki her dalgalanma Türkiye’nin enflasyonuna, cari açığına, sanayisinin üretim maliyetine ve vatandaşın cebine kadar uzanır. İran’ın sıkışması yalnızca İran meselesi değildir; Irak’ı, Suriye’yi, Körfez’i, Kafkasya’yı ve Türkiye’nin enerji-denge siyasetini aynı anda etkileyen bölgesel bir kırılmadır.
Ankara’nın bu tabloyu soğukkanlı okuması gerekir. Türkiye, ne Amerikan dayatmalarının bölgeyi ateşe sürüklediği bir senaryoya mahkûm olmalı ne de İran’ın gerilim siyasetinin enerji yollarını rehin almasına razı gelmelidir. Türkiye için doğru hat bellidir: Savaşın değil diplomatik çözümün, ablukaların değil enerji güvenliğinin, küresel dayatmaların değil bölgesel istikrarın yanında durmak. Çünkü Körfez’de çıkacak her yangının dumanı önce bölge ülkelerinin, sonra da Türkiye’nin üzerine çöker.
Durum Odası bu yüzden sembolik olarak çok önemlidir. Amerikan başkanları o odaya genellikle kesin karar vermek için iner: operasyon, saldırı, kriz yönetimi, savaş ya da barış. Trump ise o odaya “nihai karar” vaadiyle girdi, kararsızlıkla çıktı. Bu tablo bize şunu söylüyor: Amerikan gücü hâlâ büyük; ama artık her istediğini her yerde yaptırabilecek kadar sınırsız değil.