Rusya-Ukrayna savaşı dördüncü yılını geride bırakırken Avrupa’nın önünde iki ayrı yol beliriyor.
Biri savaşın yolu.
Daha fazla silah, daha fazla hava savunma sistemi, daha fazla askerî destek ve Rusya üzerindeki daha fazla baskı…
Diğeri ise diplomasi.
İşte Türkiye tam da bu ikinci yolun üzerinde duruyor.
Ve bu diplomatik hattın merkezinde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan var.
Çünkü savaş uzadıkça Ankara’nın sahip olduğu en değerli imkân, Rusya ve Ukrayna ile aynı anda konuşabilme kapasitesi haline geliyor. Avrupa’nın önemli başkentleri Kiev’in askerî kapasitesini artırmanın yollarını tartışırken Ankara, savaşın sona erdirilebilmesi için gerekli temas kanallarını açık tutuyor.
Fidan’ın yürüttüğü diplomasinin önemi de tam burada ortaya çıkıyor.
Hakan Fidan, klasik anlamda yalnızca “Dışişleri Bakanı” olarak hareket etmiyor. Moskova’yı da Kiev’i de Washington’u da aynı diplomatik denklem içerisinde okuyabilen bir aktör olarak Türkiye’nin önündeki masayı büyütmeye çalışıyor.
Çünkü Ankara şunu biliyor:
Savaş meydanında kazanılan her mevzi, diplomasi masasında kazanılacak bir sonuç anlamına gelmiyor.
Asıl mesele, bir gün silahların susacağı masayı bugünden kurabilmek.
İSTANBUL TESADÜFEN SEÇİLMİYOR
İstanbul’un önemi de buradan geliyor.
2022’de Rusya ve Ukrayna heyetlerini aynı masada buluşturan İstanbul, 2025 yılında da taraflar arasındaki temasların adreslerinden biri oldu.
Bu, Türkiye açısından önemli bir diplomatik sermaye.
Çünkü savaşın tarafları birbirleriyle doğrudan konuşmakta zorlanırken Türkiye hem Moskova hem Kiev ile iletişim kurabilen sayılı ülkelerden biri olmayı sürdürüyor.
FİDAN’IN ÖNÜNDEKİ TARİHÎ FIRSAT
Şimdi Avrupa’da “Ukrayna’ya daha fazla ne verebiliriz?” sorusu konuşuluyor.
Türkiye’nin ise başka bir soruya cevap araması gerekiyor:
“Bu savaşı nasıl bitirebiliriz?”
Aradaki fark çok büyük.
Çünkü Türkiye’nin çıkarı savaşın taraflarından birinin mutlak zafer kazanmasından ziyade, savaşın Karadeniz’e, NATO-Rusya hattına ve bölgesel güvenliğe daha fazla yayılmasını engellemek.
Enerji yolları…
Tahıl ve ticaret koridorları…
Karadeniz’in güvenliği…
NATO ile Rusya arasındaki gerilim…
Bütün bu başlıklar Türkiye’yi savaşın doğrudan sonuçlarıyla karşı karşıya bırakıyor.
Dolayısıyla Ankara için barış diplomasisi bir prestij meselesi değil.
Millî güvenlik meselesi.
Fidan’ın diplomasisi de bu nedenle yalnızca “arabuluculuk” olarak okunmamalı.
Bu, Türkiye’nin kendi güvenlik kuşağını diplomasi yoluyla genişletme çabasıdır.
AVRUPA SAVAŞI, TÜRKİYE MASAYI KONUŞUYOR
Değerli dostlar.. Gönüllüler Koalisyonu’nun yeniden toplanmasıyla Avrupa’nın Ukrayna konusunda askerî desteği artırma arayışı hız kazanacak.
Bu tablo Ankara açısından çok önemli.
Çünkü savaşın askerî boyutu ağırlaştıkça diplomasiye duyulan ihtiyaç da artıyor.
Ne kadar çok silah konuşursa, bir noktada o kadar çok masa kurulması gerekecek.
Ve o masalardan birinin İstanbul’da kurulabilmesi için bugünden diplomatik zemin hazırlanması gerekiyor.
İşte Hakan Fidan’ın asıl sınavı burada başlıyor.
Türkiye, taraflardan birinin sözcüsü olmadan tarafların konuşabileceği bir kanal oluşturabilecek mi?
Ankara, Moskova ile ilişkilerini koparmadan Kiev’in güvenini koruyabilecek mi?
Washington ile Avrupa arasındaki farklı yaklaşımları Türkiye’nin diplomatik kapasitesine dönüştürebilecek mi?
Ve en önemlisi…
Putin ile Zelenskiy’nin aynı masaya oturabileceği bir İstanbul formülünü yeniden üretebilecek mi?
Bütün mesele bu.
“FİDAN DOKTRİNİ”NİN EN ZOR SINAVI
Hakan Fidan’ın dış politika anlayışının en dikkat çekici taraflarından biri, Türkiye’nin aynı anda birçok farklı aktörle konuşabilmesi.
Bu kolay bir iş değil.
Rusya ile konuşurken Ukrayna’nın güvenlik kaygılarını göz ardı edemezsiniz.
Ukrayna ile konuşurken Rusya ile iletişim kanalını kapatamazsınız.
Avrupa ile yürürken Washington’u denklemin dışında bırakamazsınız.
ABD ile çalışırken Türkiye’nin kendi bölgesel önceliklerinden vazgeçemezsiniz.
Diplomasi tam da bu denge sanatıdır.
Fidan’ın önündeki mesele de budur.
Türkiye’nin önündeki fırsat ise çok daha büyük:
Savaşın tarafı olmadan savaşın bitirilmesinde başrol oynayabilmek.
Bu, Türkiye için yalnızca bir diplomatik başarı olmayacaktır.
Aynı zamanda Karadeniz’den Balkanlar’a, Kafkasya’dan Ortadoğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada Ankara’nın ağırlığını artıracaktır.
İSTANBUL’DA BİR MASA KURULABİLİR Mİ?
Belki bugün bunun cevabını kimse kesin olarak bilmiyor.
Belki Putin ile Zelenskiy’nin ne zaman ve nerede görüşeceği henüz belli değil.
Ama diplomasi biraz da mümkün olmayanı mümkün hale getirme sanatıdır.
Bir zamanlar aynı masaya oturmaları ihtimal dahilinde görünmeyen tarafların İstanbul’da görüşmüş olması bunun en somut örneği.
Şimdi sıra daha büyük bir hedefte olabilir.
Heyetler değil, liderler…
Bakanlar değil, devlet başkanları…
Bildiri değil, ateşkes…
Ve nihayetinde barış.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde Ankara’daki diplomatik trafiği dikkatle izlemek gerekiyor.
Çünkü Avrupa savaşın nasıl sürdürüleceğini konuşurken Türkiye’nin önünde çok daha zor ama çok daha değerli bir görev var:
Savaşın nasıl sona erdirileceğini konuşmak.
Ve bunun için Türkiye’nin elindeki en önemli diplomatik araçlardan biri Hakan Fidan.
Eğer bir gün Putin ile Zelenskiy aynı masada oturacaksa…
O masanın İstanbul’da kurulması yalnızca Türkiye için değil, bütün Avrupa için büyük bir diplomatik başarı olacaktır.
O gün geldiğinde Fidan’ın önünde tek bir hedef bulunacak:
İstanbul’u savaşın konuşulduğu şehirden, barışın kurulduğu şehre dönüştürmek.