Ak Parti döneminde birçok alanda çağ atladık, hayalini bile kuramayacağımız noktalara ulaştık birçok alanda… Ancak maalesef ki eğitimde iyi niyetle atılmaya çalışılan birçok adıma, okullaşma oranının artmasına rağmen eğitim kalitesinde ve eğitimi millîleştirmede çok da başarılı olunamadığı aşikârdır.

Tabii bunda MEB camiasının çok kalabalık olması, bileşenlerinin fazla olması, geçmişten günümüze biriken sorunlarının çok ve büyük olması vb. etkenler, kısa sürede sonuç alınmasını mümkünsüz kılan şeyler.

Ancak Ak Parti döneminde de bir istikrarın yakalanamamış olması, diğer alanlarda olan devrimci ruhun eğitim alanında yakalanamamış ya da buna cesaret edilememiş olması, eğitim sorunu deyince öğretmen sorunu anlayıp bu alanda da yanlış adımlar atılmış olması, eğitimde Ak Parti’den beklenen sıçramanın yapılamamış olmasının temel sebeplerinden biridir.

Yeni Millî Eğitim Bakanımızınöğretmeni şamar oğlanına çeviren 147’yi kaldıracağını açıklaması eğitimle ilgili güzel adımların atılacağının işareti olur inşallah.

Şimdi de Batı’dan kopyala yapıştır mantığı ile alınan eğitim modellerini, uygulamalarını terk etme; daha sade ve millî bir müfredat uygulama veeğitimi millîleştirme gibi konularda adım atılmasını bekliyoruz.

Ancak bunlar içinde ivedilikle beklediğimiz bir konu var ki bu konuda ciddi, sonuç alıcı adımlar atılması gerekiyor: Öğretmen meselesi!..

Son yıllarda basında bilinçli ya da bilinçsizöğretmenleri itibarsızlaştıran haberlerin sıkça yapılması, öğretmeni, öğretmenliği itibarsızlaştıran açıklamalar yapılması ve uygulamalara gidilmesi öğretmenlik mesleğini neredeyse yapılamaz duruma getirmiştir.

Bunun için öncelikle öğretmene, öğretmenlik mesleğine tekrar itibar kazandıracak adımlar atılmalıdır.

İşe de öğretmenleri kategorize eden uygulamalardan başlayıp öğretmenler odasında, çalışma hayatında bütünlük ve barış sağlanmalıdır.

Birçok mağduriyeti beraberinde getiren “sözleşmeli öğretmenlik” uygulaması tez zamanda son bulmalıdır. Çünkü MEB kabul etmese de sözleşmeli öğretmenleri rencide eden, mağdur eden uygulamalar ve özlük haklarında eksiklikler var.

Ek derslerinde kesinti yapılıyor ve diğer öğretmenlerle 200 lira civarında bir fark oluşuyor.

Maaşları SGK üzerinden olduğu için vergi dilimine erken giriyorlar ve maaşları düşüyor.

Yönetici olamıyorlar, yer değiştirme hakları yok, yurt dışında görevlendirilemiyorlar.

Aileler ayrı, çocuklar annesiz ya da babasız büyüyor.

Özellikle özel kurumlarda çalışmış, dershanelerden MEB’e geçmiş öğretmenlerin yılları işlenmediği için kademe ilerlemesi olmadığından maaşları eksik yatıyor.

Norma fazlası olan bir sözleşmeli öğretmen, mecburi yer değişikliğine tabii tutuluyor ama kadrolu öğretmene verilen yolluk, sözleşmeli öğretmene verilmiyor.

Tüm bunlar, öğretmende aidiyet duygusunun oluşmasını engelliyor ve kendini işini vermesine mani oluyor.

Öğretmen istihdamının sorunlu olduğu yerlerde öğretmen tutulmak isteniyorsa bu cebren değil de teşvik teme yöntemiyle olursa hem daha sağlıklı olur hem de mağduriyetler ordusu oluşturmanın önüne geçilmiş olur.

Bir yerde zorla tutulan öğretmenden verim elde etmek, eğitimde kaliteyi yakalamak da mümkün değildir.

Güçlü öğretmen, itibarlı eğitimci olmadan kaliteli eğitim mümkün değildir. Öğretmenlere ve öğretmenliğe tekrar itibar kazandıracak uygulamaların hayata geçirilmesini bekliyoruz.