Türkiye her yaz aynı acı görüntülerle karşı karşıya kalıyor.
Bir anda yükselen dumanlar…
Saatler içinde küle dönen ormanlar…
Yanan yalnızca ağaçlar değil. Yaban hayatı, köyler, insanların emeği, ülkenin geleceği yanıyor.
Ve hemen ardından aynı soru soruluyor:
Bu yangın nasıl çıktı?
İşte tam da bu nedenle Adalet Bakanı Akın Gürlek’in orman yangınlarına ilişkin açıkladığı son tablo önemli.
Çünkü mesele artık yalnızca yangını söndürmek değil; yangının sebebini bulmak, ihmali ortaya çıkarmak ve varsa sorumlusunu adaletin karşısına çıkarmaktır.
Bakan Gürlek’in paylaştığı verilere göre son bir haftada 8 ilde meydana gelen 10 orman yangınıyla ilgili soruşturmalarda 6 şüpheli hakkında işlem yapıldı. Bunlardan 2’si tutuklandı, 1’i hakkında adli kontrol kararı verildi, 3 şüphelinin ise gözaltı işlemleri devam ediyor.
Daha geniş tablo ise meselenin ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.
1 Haziran 2026’dan bu yana 22 ilde adli işlem yapılan 64 orman yangını…43 şüpheli…11 tutuklama…18 adli kontrol…
Bunlar yalnızca rakam değil.
Bunlar, “Yangın söndü, dosya kapandı” anlayışının geride bırakılması gerektiğinin göstergesidir.
Çünkü bir orman yangını söndürüldüğünde devletin işi bitmez.
Tam tersine ikinci mücadele o anda başlar.
Savcı soracak:
Yangın nereden başladı? İlk kıvılcım nasıl çıktı? Kasıt mı vardı? İhmal mi vardı? Tedbirsizlik mi vardı? Bir insanın dikkatsizliği yüzünden mi yüzlerce hektar orman yok oldu? Yoksa çok daha ağır bir suç şüphesi mi söz konusu? Bütün bunların cevabı bulunmadan bir yangın dosyası kapanmamalıdır.
Bu nedenle Adalet Bakanlığı bünyesindeki Doğal Afet ve Kazalar Daire Başkanlığının soruşturmaları yakından takip etmesi de ayrıca önem taşıyor.
Çünkü orman yangınları sıradan dosyalar değildir. Bir kişinin ihmali bazen binlerce insanın hayatını etkileyebilir. Bir anlık tedbirsizlik, onlarca yılda yetişmiş bir ormanı birkaç saat içinde yok edebilir.
Hele ki kasıt varsa…
Orada artık yalnızca ağaca karşı işlenmiş bir fiilden söz edemeyiz. Milletin ortak servetine, çocuklarımızın geleceğine ve bu ülkenin toprağına karşı işlenmiş bir suçtan söz ederiz.
Bu yüzden Gürlek’in açıklamasındaki şu irade son derece kıymetli:
“Suç şüphesi bulunan hiçbir orman yangınının faili meçhul kalmasına müsaade edilmeyecektir.”
İşte vatandaşın devletten beklediği de budur. Yangın çıktığında itfaiye gidecek. Orman teşkilatı mücadele edecek. Güvenlik güçleri sahayı inceleyecek.
Ve ardından adalet mekanizması devreye girerek o yangının neden çıktığını sonuna kadar araştıracak.
Çünkü caydırıcılık yalnızca cezanın ağırlığıyla sağlanmaz.
Asıl caydırıcılık, suç işleyen kişinin yakalanacağını ve yaptığı işin hesabının mutlaka sorulacağını bilmesidir.
Ormanlarımızı korumanın yolu da tam buradan geçiyor. Kasten ateşe veren de…Anız yakıp alevlerin ormana sıçramasına neden olan da…Tedbirsizliğiyle yüzlerce dönümü küle çeviren de…“Nasıl olsa bir şey olmaz” diyerek hareket eden de bilmeli:
Bir şey olur.
Savcılık soruşturur.
Deliller toplanır.
Sorumluluk tespit edilir.
Ve şartları oluşmuşsa hesabı mahkeme önünde sorulur.
Türkiye son yıllarda organize suçtan uyuşturucuya, siber suçlardan mali suçlara kadar pek çok alanda suçun peşinden gitme kapasitesini tarihi şekilde, tüm dünyaya örnek teşkil edecek bir kararlılıkla güçlendiriyor.
Şimdi aynı kararlılık Yeşil Vatan için de gösteriliyor.
Çünkü ormanı korumak yalnızca çevre politikası değildir.
Ormanı korumak bir devlet meselesidir.
Bugün yanan ağacın yerine yenisini dikersiniz.
Ama aynı ekosistemi, aynı canlılığı, aynı ormanı birkaç yılda geri getiremezsiniz.
Bu nedenle mesele yangından sonra fidan dikmekten önce, o yangının neden çıktığını ortaya çıkarmaktır.
Bakan Gürlek’in açıkladığı rakamların verdiği mesaj açık:
Artık her yangının arkasından yalnızca duman yükselmeyecek.
Bir soruşturma dosyası da açılacak.
Kasıt varsa ortaya çıkarılacak.
İhmal varsa hesabı sorulacak.
Suçlu varsa bulunacak.
Çünkü Yeşil Vatan sahipsiz değildir.
Ve ona kastedenlerin karşısında yalnızca alevlerle mücadele eden kahramanlarımız değil, Türk adaleti de vardır.