Okuduğum değerlendirme yazılarından anladım ki, herkesin bir 12 Eylül 1980 darbesi hikâyesi var.
Darbeler ve siyasi iktidar maceraları, ülkede meydana gelen anarşizm ve kaos ortamları, bizim gibi ülkelerin üzerine küresel güç-lerin kurduğu matris içinde okuyamazsak, yine bu gücün manipülasyonundan kurtulamayacağız demektir.
Üzerimize kurulan matrisin, rasyonel ve irrasyonel unsurları, askeri, siyasi, bürokratik, iş adamları, medya, sinema ve sanat sektörü örgüt bileşenleri ve aralarında kurulu olan bağı doğru kurabilmek ve okumak gereklidir.
Şu siyasi sınırlarına cendere ile sıkıştırılan, kültürel sınırları, İslam coğrafyası olan ülkemizin üzerine kurulan düzen, kutu içinde kutu, matris içinde matristir.
Paralelin darbelerle, Paul Bernard Henze ile Kenan Evren, Fetullah Gülen ile Selahattin Demirtaş, DHKP-C’ye malzeme alanı haline getirilen bir kesim Alevilerle birtakım siyasi partiler arasında mevcut olan irrasyonel bağın tamamını çıplak gözle görmek elbette mümkün değildir.
Örneğin; CIA Türkiye Masası Şefliği yapan ajan Paul Henze, “Bizim çocuklar işi başardı, sözünü ben söylemedim, Mehmet Ali Birand uydurdu” şeklinde, rolünü açığa vuran sözü yalanlama haberini, Zaman gazetesinin Mehmet Ali Birand’ın cevabına yer vermeden vermesinin anlamını, rasyonel bir gözle anlamak mümkün değildir.
Barış sürecinde, ABD’nin üçüncü göz olarak talep edilmesinin nedeninin bu matris içindeki yerini bulmak, elbette determinantının bilinmesi ile mümkündür.
Bu üçüncü gözün, nasıl darbeciler çocuklarıysa, kendisini talep edenlerde irrasyonel çocuklarıdır.
Mensup olduğu kavmin tamamı Sünni Müslüman olan PKK’nın ideolojisi neden Marksist ateist ve sekülerdir?!…
Kavimlerinin doğal hayatı içinde doğmuş olsalar İslamcı bir ideolojiye mensup olmaları gerekmiyor muydu?!…
Örneğin, kendi coğrafyasının İslami yorumlarının ideolojisini savunan illegal örgütler emperyal güçlerle değil de, birbiriyle şavaşır?!…
Fetullah Gülen neden İsrail’i ulul emr-otorite görür de Türkiye’yi ulul emr görmez?!…
Paradoksal soruları sorarak, matrisin diskriminantı bulunmadan parçaların bütünle ilişkisini kurmak mümkün olmayınca, ortada herkesin bir 12 Eylül macerasından ibaret bir hikâye kalmaktadır.
Bu matrisin görünmez ruhu masonluktu. Sosyolojik zemini tırnak içinde müslümanlıktı.
Bu matris içinde Kraliçe’ye bağlanmayan yollar, labirentin çıkmaz sokaklarıdır.
Bizi kuran, kurucu gücü göremeyenler sinek avlamaya devam etsin bakalım…