Bir ülkenin ekonomik başarısını yalnızca millî gelir rakamlarıyla ölçmek eksik bir değerlendirmedir. Ekonomi büyüyebilir, kişi başına düşen millî gelir yükselebilir, büyük yatırımlar yapılabilir. Bunların her biri önemlidir. Fakat asıl mesele, ortaya çıkan ekonomik gücün vatandaşın günlük hayatına ne ölçüde yansıdığıdır.
Çünkü vatandaş ekonomiyi istatistiklerden değil; sofrasından, maaşından, kirasından, çocuğunun eğitiminden ve geleceğe dair güveninden okur.
Bu nedenle Türkiye'nin önümüzdeki dönemde üzerinde özellikle durması gereken meselelerden birinin adil bölüşüm ve güçlü orta sınıf olduğunu düşünüyorum.
Bir ülkede zenginlik artarken çalışanların, emeklilerin ve dar gelirlilerin hayat standartları aynı ölçüde yükselmiyorsa burada üzerinde düşünülmesi gereken yapısal bir mesele vardır. Hele toplumun ekonomik ve sosyal istikrarını taşıyan orta sınıf zayıflıyorsa, bu konu yalnızca ekonomi politikalarının değil, devlet yönetiminin de temel meselelerinden biri hâline gelir.
Orta sınıf bir ülkenin omurgasıdır.
Çalışan, üreten, vergi veren, çocuğunu okutan, tasarruf etmeye çalışan, ev sahibi olmak isteyen ve yarının bugünden daha iyi olacağına inanan insanların oluşturduğu bu geniş kesim ne kadar güçlüyse toplum da o kadar istikrarlıdır.
Bu nedenle önümüzdeki dönemin temel hedeflerinden biri orta direği yeniden güçlendirmek olmalıdır.
Bunun yolu da yalnızca ücret artışlarından geçmez.
Üretimi artırmak, yüksek teknolojili yatırımları büyütmek, ihracatı geliştirmek, enflasyonu kalıcı biçimde düşürmek, vergi sisteminde adaleti güçlendirmek ve ekonomik büyümeden toplumun daha geniş kesimlerinin pay almasını sağlamak gerekir.
Fakat mesele yalnızca ekonomi değildir.
Ben devlet hayatını birbirine bağlı sütunlar üzerinde yükselen büyük bir yapı olarak görüyorum. Ekonomi, hukuk, eğitim, sosyal politika ve siyaset birbirinden bağımsız değildir. Birindeki aksaklık zamanla diğerlerini de etkiler.
Bu nedenle Türkiye'nin ihtiyacı parça parça düzenlemelerden ziyade kapsamlı bir reform dönemi olmalıdır.
Buradan Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a bir öneride bulunmak istiyorum:
Sayın Cumhurbaşkanım; AK Parti'yi yenileyin ve Türkiye'yi önümüzdeki on yıllara hazırlayacak yeni bir reform hamlesini başlatın.
Burada “Türkiye'yi yeniden kurmak” derken elbette devletimizin temel niteliklerini değiştirmekten söz etmiyorum. Tam tersine; Cumhuriyetimizi, demokrasimizi, hukuk devletimizi, ekonomimizi ve millet-devlet bağını daha sağlam temeller üzerinde geleceğe taşımaktan söz ediyorum.
Türkiye son çeyrek yüzyılda çok önemli bir kapasite oluşturdu.
Ulaştırma altyapısından sağlık yatırımlarına, savunma sanayiinden enerjiye, dış politikadan büyük altyapı projelerine kadar küçümsenemeyecek bir birikim meydana geldi.
Şimdi bu birikimin üzerine adalet, refah ve güveni daha da güçlendiren ikinci büyük hamlenin yapılabileceğini düşünüyorum.
Hukuk alanında vatandaşın ve yatırımcının yarına güvenle bakabileceği hukuk güvenliği daha da tahkim edilmelidir. Adil yargılanma hakkı, mülkiyet hakkı, kanun önünde eşitlik ve kamu yönetiminde liyakat konusunda toplumda hiçbir tereddüde yer bırakılmamalıdır.
Çünkü hukuk yalnızca mahkeme salonlarının meselesi değildir.
Hukuk güvenliği varsa yatırım gelir, girişimci risk alır, vatandaş devlete güvenir ve toplum geleceğe daha emin bakar.
Gençler konusunda ise çok daha kapsamlı düşünmek zorundayız.
Bir genç iyi eğitim alabiliyor fakat iş bulamıyorsa; çalışıyor fakat ev kuramıyorsa; evlenmek, çocuk sahibi olmak ve geleceğini Türkiye'de inşa etmek konusunda kaygı duyuyorsa burada yalnızca ekonomik değil, demografik ve sosyal bir mesele de vardır.
Gençlere eğitimden istihdama, konuttan aile kurmaya kadar uzanan yeni bir gelecek perspektifi sunulmalıdır.
Aynı şekilde emeklilerimizin hayat standartlarının korunması ve uzun yıllar çalışmış insanların hayatlarının son dönemini ekonomik kaygılarla geçirmemesi sosyal devlet anlayışının önemli ölçülerinden biri olmalıdır.
AK Parti açısından da yenilenmenin gerekli olduğuna inanıyorum.
Yirmi yılı aşan iktidar tecrübesi çok büyük bir siyasi birikimdir. Fakat uzun süre iktidarda kalan bütün siyasi hareketler için en önemli meselelerden biri, toplumla kurdukları bağı sürekli yenileyebilmeleridir.
AK Parti'nin kuruluş yıllarındaki reform iradesini, toplumla doğrudan temasını, değişim cesaretini ve çözüm üretme refleksini bugünün şartlarına uygun biçimde yeniden güçlendirmesi Türkiye açısından da önemli bir fırsat olabilir.
Bunun için yeni isimlere, liyakatli kadrolara, sahayı dinleyen yöneticilere ve toplumun eleştirilerini tehdit değil, yönetimi geliştiren bir imkân olarak gören anlayışa ihtiyaç vardır.
Aslında önerdiğim model son derece basittir:
Devlet güçlü olacak.
Hukuk güven verecek.
Ekonomi üretecek.
Orta sınıf büyüyecek.
Gençler geleceğine inanacak.
Ve millet, üretilen refahtan adil biçimde pay alacaktır.
2028'e de bu açıdan bakmak gerektiğini düşünüyorum.
2028 yalnızca sandığın kurulacağı bir seçim tarihi değildir. Türkiye'nin önümüzdeki on yıllarının ekonomik, sosyal ve hukuki mimarisini belirlemek için önemli bir eşiktir.
Bu nedenle Sayın Cumhurbaşkanına çağrım bir eleştiriden çok bir öneridir:
Sayın Cumhurbaşkanım; önümüzdeki dönemi Türkiye'nin büyük reform dönemi hâline getirin.
AK Parti'yi yenileyin.
Orta direği yeniden güçlendirin.
Gençlerin Türkiye'de gelecek kurma arzusunu artırın.
Çalışanın emeğinin, emeklinin yıllarca verdiği hizmetin karşılığını daha güçlü biçimde alacağı bir ekonomik düzen oluşturun.
Üreticinin, sanayicinin ve yatırımcının önünü açın.
Hukuk güvenliğini ve liyakati daha da güçlendirin.
Devlet ile millet arasındaki güven bağını tahkim edin.
Türkiye'nin buna yetecek insan gücü de devlet tecrübesi de ekonomik kapasitesi de vardır.
Artık mesele yalnızca daha fazla büyümek değildir.
Mesele; büyürken adaleti, refahı ve toplumsal güveni de birlikte büyütmektir.
Türkiye Yüzyılı'nın en güçlü temeli de kanaatimce burada atılacaktır.
2028'e yalnızca ekonomisi daha büyük bir Türkiye olarak değil; orta sınıfı yeniden güçlenmiş, gençleri geleceğine inanan, hukuku güven veren, refahı tabana yayılan ve millet-devlet bağı daha da kuvvetlenmiş bir Türkiye olarak girmeliyiz.
Çünkü Türkiye'yi gerçekten büyütmek, rakamları büyütmekten önce milletin geleceğe olan inancını büyütmektir.