Macar bir aile... İsviçre’de eşitsiz şartlarda hayatta kalma çabasında... Kimliklerini korusalar da İsviçrelilerden daha fazla İsviçreli olmak zorundalar. Mondial isimli kafeteryayı devralmaları onlara yeni bir yol açıyor.

Whatsapp Image 2026 09 12 At 12.09.20 (1)

Voyvodina doğumlu Macar yazar “Melinda Nadj Abonji”, kendi hayatıyla benzeşen yanlarını öne çıkardığı “Güvercinler Havalanırken”le göçmen bir ailenin yaşadığı zorlukları ve varoluş çabasını anlatıyor.

Kitap, bir kronoloji takip etmeksizin yazarın belirlediği önem sırasına göre ilerliyor. Mesela Mareşal Tito’nun öldüğü yıl olan 1980’den başlıyoruz ama sonra daha ilerilere ve gerilere gidip gidip geliyoruz. Hatta bazen önce olayı dinleyip daha sonra zamanı öğreniyoruz; bazen de tam tersi oluyor.

Bana göre giriş kısmı çok ilginç... İlginç çünkü siyasi... Tito ölmüş, baba Miklós Kocsis ailesiyle beraber bir düğün için Voyvodina’ya dönüyor. Anlatıcı Ildiko; Nomi’den iki yaş büyük ablası... Her şeyi onun ağzından öğreniyoruz ve doğal olarak her şeye onun bakış acısıyla bakıyoruz. Ne yalan söyleyeyim okurken kadın olmak istedim. Yazar kadın, anlatıcı kadın okuyucu erkek olunca ortaya iyi bir ekip çıkmıyor gibi. Ildiko’nun sevdiği-sevmediği, keyif aldığı-bıktığı şeylerin yüzde yüzü size geçmemiş olabiliyor. Bunun için cinsiyet değiştirmeyi abartılı buluyorsanız burayı derhal terk edin çünkü öyle demedim.

Whatsapp Image 2026 09 12 At 12.09.21

Aman Tito duymasın

Aile Macar ama aynı zamanda eski Yugoslavyalı. Yani baba Miklós’un Tito’yu sevmemesi için sebep aramaya gerek yok. Babanın Tito için neler düşündüğü zaman zaman belli ediliyor. Ancak her baskıcı rejimde olduğu gibi bu düşünceler uluorta zikredilmiyor. Birileri muhakkak sizi; yani Miklós’u durduruyor.

Satırlar resmen gerçekçilikten ağlıyor; sıfır oranındaki “olağanüstüsüzlük” zaman zaman rahatsız edici olabiliyor. Birçoğumuz şef, restoran, yemek temalı filmler izlemişizdir. Orada eğlenceli müzikler eşliğinde hazırlanan yemekler burada neredeyse zulüm boyutunda seyrediyor. Ayrıntılar ayrıntılar ve diğer ayrıntılar... Hollywood’a kalsa ben de aşçı olup devlet başkanlarına sunum yapabilirim oysa.

Kitapta dikkatimi çeken ve göçmen bir ailenin hâl-i pürmelâlini anlatan en güzel cümle anne Rózsa’nın dudaklarından dökülüyor: “Bizim buradaki yazgımız henüz belli değil, bunu önce kazanıp hak etmemiz lazım.” Şu cümledeki endişeyi görüyor musunuz? Çünkü aidiyet hissi hiçbir zaman tek taraflı değildir; karşı tarafın da sizi kabullenmesi gerekir. Kitabı okuyunca nelerle çeliştiğini daha iyi anlayacağınız bir örnekle uyum, empati gibi konuların nasıl içinin boşaltıldığını da göstermek istiyorum... Kafeteryaya eleman lazım olur ve Ildiko cama bir ilan yapıştırır: “İsviçreliler tercih edilir” Sonuç: İşe İsviçreliye en çok benzeyen kişi alınır.

Pembe yanaklı İsviçreliler ne anlar

Ildiko anlattıkça acı hatıralar gözümün önüne geliyor. Bosna’daki savaş mesela... Ailenin Sırp bölgesinden gelmesi ister istemez savaşı en azından kitabın bir bölümünde ana konu hâline getiriyor. Ayrı ayrı zamanlarda boş yere çıkarılmış bir savaştan bahsediliyor ve savaşın daha fazla insan ölmeden bir an önce bitirilmesi isteniyor; Mladic, Milosevic isimleri hayırla anılmamakla beraber. Fakat 80’li yıllarda da henüz çıkmamış olsa savaş havası olduğu anlatılıyor. Baskıcı rejimin zulümleri, ölümler ve sonrasında Balkanların çok milletli bölünmüş yapısının öngörülebilir sonuçları... Öte yandan pembe yanaklı İsviçrelilerin ve elbette onlar özelinde Avrupalıların Bosna savaşına umursamazca bakışını bir Avrupalı okuyucu anlayamaz belki ama o coğrafya için endişe duyan bizler çok iyi anlarız.

Neden bunları anlatmadın Abonji?

Beni araştırmaya iten iki meseleyi paylaşıp yazıyı sonlandıracağım. Bunlardan biri Schwarzenbach Girişimi... Bu girişim, İsviçre’deki yabancı nüfusu sınırlamak ve göçü önlemek üzere planlanmış bir girişim. 1970 yılında ülkedeki göçmenler için bir oylama yapılıyor ve bu oylama diğer göçmenler gibi Kocsis ailesi için de son derece önemli. Oylamada ucu ucuna “hayır” çıkıyor ve göçmenler rahat bir nefes alıyor. Oylamadaki asıl bomba Miklós’un patronunun şu cümlesiyle ortaya çıkıyor: “İsviçre’nin erkeklerine kocaman bir teşekkür!” Cümlede bir gariplik olduğunu hemen anladınız... İsviçreli kadınlar Schwarzenbach Girişimi için oy kullanamadı çünkü henüz seçme seçilme hakkı elde etmemişlerdi. Bunun için 1971’i beklediler. Abonji’den bu konuya değinmesini beklerdim doğrusu.

Bir diğer konu ise Wohlgroth işgaline yapılan atıf... Wohlgroth, Ildiko ve Nomi’nin sürekli gittiği bir yer olarak tanıtılıyor. Hatta Ildiko’nun arkadaşı için orada iş de baktılar. 1991 yılında onlarca aktivist tren istasyonu yakınlarında bulunan eski gaz sayacı fabrikasını ve çevredeki blokları işgal ediyor. Bu işgal 1993’e kadar sürüyor. Kadınların seçme seçilme hakkında olduğu gibi Abonji burada da işgalden bahsetmiyor. Ancak Ildiko’ya şu sözleri söyleterek oranın tekinsizliğine dair bir ipucu veriyor: “Ne zaman Wohlgroth’ta olsam kendimi korunmasız, saldırıya açık hissederdim...”

Güvercinler Havalanırken, göçmenliği, bundan kaynaklı korkuları, uyumsuzluk endişesini buna karşın olası köklerden kopma travmasını derinlikli olarak yansıtmış. Yakın tarihe ilişkin birçok hatıraya da yer veren bu ödüllü kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Whatsapp Image 2026 09 12 At 12.09.20 (2)