Dünya Rusya’nın Ukrayna’yı işgal çabasını konuşuyor. Avrupa ateş alanı; ABD ve NATO kışkırttığı Ukrayna’yı tek başına bıraktı. Ukrayna halkı sokaklarda çatışıyor. Elinden ne gelecek göreceğiz. Ukrayna halkının Hristiyan olması bizim için önemli değil veya Kadirov adlı bir zalimin çevresinde sözde Müslüman gibi davranarak Putin’in yanında durması onu bizimle din kardeşi filan da yapmaz. Zalim bizdense ona da karşıyız. Mazlumun dini, milliyeti, cinsiyeti değil insanlığı ve mazlumiyeti bizim için önemli.

Mazlumluk derken tarihimizin en büyük zulüm döneminin yıl dönümü bugün. Gelin süreci tekrar hatırlayalım. Savunan adam, güzel insan Necmettin Erbakan hocanın Refah Partisi 1995 genel seçimlerinde birinci parti oldu. 1996 yılında, seçimlerin ardından, DYP-ANAP koalisyon hükûmeti kuruldu. Refah Partisi'nin, güvenoyu için gereken 273 sayısına ulaşılamadığı için (257 kabul) güven oylamasının geçersiz sayılması gerektiğini belirterek Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuru haklı görülerek güven oylaması geçersiz sayıldı ve hükûmet dağıldı. TBMM'de birinci parti durumunda olan Refah Partisi ile ikinci parti olan DYP arasında kurulan 54. Hükûmet (Refahyol Hükûmeti), 8 Temmuz 1996'da TBMM'de yapılan oylamada güvenoyu almayı başardı. Necmettin Erbakan başbakan, Tansu Çiller ise başbakan yardımcısı oldu.

Erbakan, 11 Ocak 1997'de resmî başbakanlık konutunda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği verdi. Görüntüler kamuoyunda geniş yer buldu/bulması sağlandı. Yemek, Muhalefet partileri ve TSK’da tepkiye neden oldu ve komuta kademesi, Başbakan Erbakan ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller'i eleştirdi. Bazı yüksek rütbeli subaylar 22 Ocak 1997 tarihinde Gölcük'te toplanarak irticanın iktidarda olduğunu tartıştılar.!

30 Ocak 1997'de Sincan Belediyesi, "Kudüs Gecesi" düzenledi. Salona Hamas ve Hizbullah liderlerinin fotoğraflarının asılması, İran Büyükelçisi'nin yaptığı konuşma ve sergilenen cihat konulu tiyatro oyunu kamuoyunda büyük tepki yarattı. Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız tutuklandı, mahkûm edildi. İran Büyükelçisi ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hikmet Köksal, Kurmay Başkanı Orgeneral Doğu Aktulga'ya emir vererek Eğitim ve Doktrin Komutanı Korgeneral İzzettin İyigün'e bağlı Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümeninden 80 tankın Sincan'dan geçmesini istedi. 4 Şubat 1997'de Sincan'da askerler; 20 tank ve 15 zırhlı araçla geçiş yaptı. Dönemin Genelkurmay II. Başkanı Orgeneral Çevik Bir, tankların yürütülmesi için, "Sincan'da demokrasiye balans ayarı yaptık." dedi. Ve 4 Şubat 1997'de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel sahneye çıktı, Başbakan Erbakan'a uyarı mektubu gönderdi. Hükümetten "laik düzenin korunmasını" istedi.

23 Şubat 1997'de Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya, "İrtica, PKK'dan daha tehlikeli." dedi.28 Şubat geldiğinde  MGK toplantısı yapıldı. 28 Şubat 1997 Cuma günü saat 15.10'da Çankaya Köşkü'nde başladı. Komutanlardan ilk sözü Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya aldı, sert sözlerle iktidarı eleştirdi. Başbakan Erbakan'a söylediklerinden biri, "Senin ağzından hiç 'Türk' kelimesini duymuyoruz." sözü oldu. 9 saat süren toplantı sonunda irticayla mücadele kararları alındı. MGK, "laikliğin Türkiye'de demokrasi ve hukukun teminatı olduğunu" vurguladı. Ordu, kararların hepsinin uygulanmasını istedi/emretti.

 *

8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli.

Kur'an kursları Diyanet İşleri Başkanlığına bağlanmalı, kaçak kurslar önlenmeli.

Tarikatların faaliyetlerine son verilmeli.

Kılık kıyafet yasası ödünsüz olarak uygulanmalı.

Yeşil sermayeye kısıtlama getirilmeli.

İrtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalı.

Tevhid-i Tedrisat uygulanmalı.

Kurban derileri derneklere verilmemeli.

Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı.

Dediler ve bir cadı avı başlattılar.

Başbakan Erbakan, önce kararları imzalamadı. MGK Genel Sekreterliği ise "kararların uygulanmaması durumunda yaptırımların geleceğini" duyurdu. Erbakan, diğer parti liderlerinden yardım isteyerek MGK kararlarına birlikte karşı çıkılmasını istedi fakat aradığı desteği bulamadı. 4 Mart'ta ise MGK Genel Sekreteri Orgeneral İlhan Kılıç'tan "bildirinin yumuşatılmasını" istedi ancak bu isteği de reddedildi. Bu sırada medyanın yanı sıra işçi ve işveren kuruluşları da MGK kararlarının uygulanması için açıklamalar yaptı. Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller de MGK kararlarının uygulanacağını açıkladı. 5 Mart günü Erbakan da bildiriyi imzaladı. Erbakan'a yakın isimlerden rahmetli Şevket Kazan, "Erbakan'ın 18 maddelik kararları imzalamadığını, sadece yeniden oluşturulan 4 maddelik bir bildiriyi imzaladığını" ifade ediyordu.

Savunan adam Başbakan Necmettin Erbakan, kararları uygulamadı. Bu süreçte Genelkurmay, "irtica brifingleri" başlattı.

18 Haziran 1997’de Başbakan Necmettin Erbakan istifa etti. Anasol-M hükümeti kuruldu ve hükümet 28 Şubat kararlarını uygulamaya koydu. Kurumlarda tek başörtülü bırakılmadı. Yüzlerce kişi görevden atıldı, tutuklandı.

2012 yılında TBMM, "Darbeleri Araştırma Komisyonu" kurdu. 28 Şubat başta olmak üzere askerî darbeleri araştırmaya başlamıştır. Bu sürecin yargılanması ise 28 Şubat'ta etkin rol oynayanların tutuklu yargılanması ile başlandı. 2 Ekim 2012 tarihinde dönemin Başbakan Yardımcısı ve DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, "mağdur" sıfatıyla ifade verdiler.  Dönemin 54. Türkiye Hükûmetini "zorla devirmeye, düşürmeye ortaklık" ile suçlanan ve aralarında dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, dönemin YÖK Başkanı Kemal Gürüz, dönemin orgeneralleri Çevik Bir ve Çetin Doğan'ın da olduğu 103 sanık hakkında açılan dava Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.

14 Nisan 2018 tarihinde kararını açıklayan Mahkeme Heyeti, “Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini zorla düşürme veya vazife görmekten men” suçlamasıyla, aralarında dönemin Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Emekli Orgeneral Çevik Bir, Emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın da bulunduğu 21 sanığa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Sanıkların duruşmalardaki tutum ve davranışları lehlerine kabul edilerek cezada indirim yapılmış ve ceza, müebbet hapse çevrildi. Sanıklara, yaşları ve sağlık sorunları gerekçesiyle adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verildi ki bu da vicdanları yaraladı. Esas hesaplaşma mahşere kaldı. Yanan yürekler, yarım kalmış hayatlar hesap soracak. İyi ki cehennem var. Vesselam…