Değerli dostlar, değerli okuyucular;

Dünya yeniden şekilleniyor.

Amerika başka bir hesap yapıyor, Rusya başka… İran’ın bölgesel hedefleri farklı, İsrail’in güvenlik hesapları farklı.

Fakat hepsinin kesiştiği bir gerçek var: Türkiye artık hesaba katılmadan denklem kurulabilecek bir ülke değil.

Karadeniz’den Kafkasya’ya, Suriye’den Irak’a, Doğu Akdeniz’den Balkanlar’a kadar Türkiye’nin ağırlığı giderek artıyor.

Peki böyle bir dünyada Türkiye’nin başında kim olmalı?

AMERİKA’NIN HESABI

ABD için Türkiye; NATO, Karadeniz, Rusya, İran ve Ortadoğu açısından vazgeçilmesi zor bir müttefik.

Ancak Erdoğan’ın farkı burada ortaya çıkıyor.

Washington’la masaya oturuyor ama Türkiye’nin çıkarlarını Washington’ın çıkarlarına teslim etmiyor. NATO’da kalıyor fakat Rusya’yla konuşmaktan vazgeçmiyor. Batı’yla ilişkilerini sürdürürken Körfez’den Asya’ya farklı güç merkezleriyle de işbirliği kuruyor.

Yani müttefik oluyor ama bağımlı olmuyor.

RUSYA’NIN HESABI

Rusya ile Türkiye bazı alanlarda ortak, bazı alanlarda rakip.

Ukrayna’da Türkiye, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunurken Moskova’yla diplomasi kanalını açık tutabiliyor.

Suriye’de çıkarlar çatışsa bile Erdoğan ile Putin aynı masaya oturabiliyor.

Çünkü Erdoğan’ın dış politika anlayışının temelinde ne Washington’ın ne de Moskova’nın eksenine girmek var.

Türkiye’nin ekseni Ankara’dır.

İRAN’IN HESABI

İran ise Türkiye’nin Suriye, Irak, Azerbaycan, Kafkasya ve Türk dünyasında büyüyen etkisini dikkatle izliyor.

Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinden Orta Asya’ya, Körfez’den Afrika’ya kadar Ankara artık çok daha geniş bir coğrafyada söz sahibi.

Bu yalnızca Erdoğan’ın değil, Türkiye’nin stratejik kazanımıdır ve korunmalıdır.

İSRAİL’İN HESABI

İsrail açısından da mesele yalnızca Gazze değildir.

Suriye, Doğu Akdeniz, İran, enerji ve Türkiye’nin büyüyen savunma kapasitesi İsrail’in Ankara’yı yakından takip etmesine neden oluyor.

Erdoğan’ın Filistin konusunda ortaya koyduğu tavır ise ortada.

Ancak Türkiye’nin ihtiyacı İsrail’in istediği bir Türkiye olmadığı gibi İran’ın, Rusya’nın veya Amerika’nın istediği bir Türkiye de değildir.

Türkiye’nin ihtiyacı Türkiye’nin istediği Türkiye’dir.

PEKİ NEDEN ERDOĞAN?

Çünkü önümüzde sakin bir dünya yok.

Rusya-Ukrayna savaşı, İran-İsrail gerilimi, Gazze, Suriye, Doğu Akdeniz, Kafkasya, ABD-Çin rekabeti ve enerji savaşları…

Böyle bir dönemde devlet yönetimini öğrenmek için yıllara ihtiyacı olan değil, devlet yönetmiş bir lidere ihtiyaç vardır.

Bugün Erdoğan’ı Washington tanıyor.

Moskova tanıyor.

Tahran tanıyor.

Tel Aviv tanıyor.

Ve hepsi şunu biliyor:

Erdoğan’la anlaşabilirsiniz, tartışabilirsiniz, pazarlık yapabilirsiniz; ancak Türkiye’nin çıkarlarını hesaba katmadan Erdoğan’ın önüne bir denklem koyamazsınız.

Erdoğan’ı savunmak, onun döneminde hiç hata yapılmadığını söylemek değildir.

Ekonomideki sıkıntılar eleştirilebilir, iç politika tartışılabilir,zamanla düzeltilebilir.

Fakat Türkiye’nin geleceğine karar verirken önümüzdeki dünyanın nasıl bir dünya olacağına bakmak zorundayız.

Amerika kendi çıkarını düşünüyor.

Rusya kendi çıkarını düşünüyor.

İran kendi çıkarını düşünüyor.

İsrail kendi çıkarını düşünüyor.

Türkiye de kendi çıkarını düşünmek zorunda.

Ben bugünkü dünya şartlarına baktığımda Türkiye’nin deneme-yanılma lüksünün olmadığını düşünüyorum.

Tecrübe, liderler diplomasisi, kriz yönetimi ve gerektiğinde büyük güçlere “hayır” diyebilme kabiliyeti önümüzdeki dönemde her zamankinden daha önemli olacak.

Bu nedenle kanaatim nettir:

Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin başında yoluna devam etmesinin, önümüzdeki zor dönemde Türkiye açısından daha doğru ve daha hayırlı olacağına inanıyorum.

Çünkü mesele artık yalnızca bir seçim meselesi değildir.

Mesele, değişen dünya düzeninde Türkiye’nin nerede ve nasıl duracağı meselesidir.
Değerli dostlar son sözüm malum;
Allah vatana millete devlete zeval vermesin.

Vesselam.