Aman dikkat! Çünkü bana göre artık gözümüzü açmamız gereken çok daha büyük bir tehlikeyle karşı karşıyayız.

Ben bugün bir kez daha anne ve babalara sesleniyorum: Çocuklarımıza, gençlerimize ve geleceğimize sahip çıkalım.

Siyonist zihinlerin, küresel sermayenin ve medya gücünün Türk toplumunun ahlaki ve kültürel yapısını etkilemeye yönelik bir sosyal savaş yürüttüğü ihtimalini artık ciddi şekilde sorgulamak zorundayız.

Çünkü savaş yalnızca silahla yapılmaz.

Bir ülkenin ordusunu yenemiyorsanız, o ülkenin geleceğini hedef alırsınız.

Ve o geleceğin adı çocuklarımız ve gençlerimizdir.

Ekranlarda yayınlanan programlara, dizilere, filmlere, gündüz kuşağı programlarına, sosyal medyaya, müzik platformlarına, müzik tercihlerine, izlenen kliplere, bilgisayar oyunlarına, çocukların giydiği kıyafetlere, üzerlerindeki anlamsız yazılara ve amblemlere, hatta çocuklarımıza aldığımız oyuncaklara kadar her şeye dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü zehir artık kapımızı çalmıyor.

Zehir doğrudan evimizin içine, çocuğumuzun elindeki cep telefonundan giriyor.

Çocuklarımızı, gençlerimizi lütfen bu tezgâhtan geçen içeriklerden uzak tutun.

Sapkınlığın, ahlaksızlığın ve LGBT'nin normalleştirilmesine yönelik her türlü içeriği sorgulayın.

Cinsiyetsizliği özendiren reklamları, şiddeti özendiren oyunları, eskortluğu sıradanlaştıran içerikleri, mafyayı ve sokak çetelerini kahramanlaştıran dizileri, filmleri ve sosyal medya içeriklerini çocuklarımızın önüne neden koyduğumuzu artık sorgulamak zorundayız.

Benim asıl korkum burada başlıyor.

Çünkü uzun vadede genç nesillerin kendi toplumuna, ailesine, kültürüne ve değerlerine yabancılaştırılması gibi bir tehlike görüyorum.

Bunun gerçekten planlı bir proje olup olmadığını bütün kurumların araştırması gerektiğine inanıyorum.

Ama biz daha araştırmadan, daha sorgulamadan, daha incelemeden çocuklarımızı bu içeriklerin ortasında bırakıyoruz.

ÇOCUKLARIMIZIN ODASINA GİREN SAVAŞ

Devletimiz güçlü.

Askeri gücümüz ortada.

Türkiye'nin kolay lokma olmadığı da ortada.

Bizi savaş meydanında yenemeyeceklerini bilenlerin başka yöntemlere başvurabileceğini düşünmek zorundayız.

Peki Türkiye'ye nereden vurabilirler?

Çocuklarımızdan!

Gençlerimizden!

Aile yapımızdan!

Ahlaki değerlerimizden!

Toplumun birlik ve beraberliğinden!

Bir ülkenin çocuklarının zihnine girerseniz, o ülkenin geleceğine dokunursunuz.

İşte bu yüzden bugün televizyon ekranına yalnızca “eğlence” diye bakmak büyük hata.

Sosyal medyaya yalnızca “internet” diye bakmak da büyük hata.

Müzik kliplerine yalnızca “müzik” diye bakmak da büyük hata.

Çünkü bunların hepsi gençlerin dünyasını şekillendiren araçlara dönüşebilir.

ESKİDEN ANNE-BABANIN BİR AĞIRLIĞI VARDI

Eskiler çok iyi bilir.

Eskiden anne ve babanın ev içerisinde bir ağırlığı vardı.

Anne bir şey söylediğinde çocuk dinlerdi.

Baba bir şey söylediğinde çocuk dinlerdi.

Bugün ise çocuklarımız bazen anne babasından daha fazla sosyal medya fenomenini dinliyor.

Tanımadığı insanların hayatlarını izliyor.

Onların kıyafetlerini giymek istiyor.

Onların yaşantılarına özeniyor.

Onların konuşmalarını taklit ediyor.

Onların ilişkilerini normal kabul ediyor.

İşte tehlike tam burada başlıyor.

Genç kızlarımız izledikleri dizilerdeki şaşalı hayatları kendi hayatlarıyla kıyasladığında ne oluyor?

“Ben neden böyle yaşamıyorum?” diye düşünmeye başlıyor.

Genç erkekler mafya, çete ve şiddet kültürünü sürekli kahramanlık hikâyesi içerisinde gördüğünde ne oluyor?

Bunlar üzerinde ciddi şekilde düşünmemiz gerekiyor.

7-8 YAŞINDA BAŞLIYOR

Çocuklarımız çoğu zaman 7-8 yaşlarında bilgisayar oyunlarıyla tanışıyor.

Peki biz o oyunların içerisinde ne olduğunu biliyor muyuz?

Şiddet var mı?

Uyuşturucu var mı?

Mafya ve çete kültürü var mı?

Cinsiyetsizliği özendiren mesajlar var mı?

LGBT propagandası var mı?

Çocuklara yönelik başka mesajlar var mı?

Bunları araştırıyor muyuz?

Çocuğumuzun üzerindeki kıyafette yazan anlamsız İngilizce kelimenin veya amblemin ne olduğunu biliyor muyuz?

Çocuğumuzun izlediği klibin sözlerini biliyor muyuz?

Takip ettiği sosyal medya fenomeninin ne anlattığını biliyor muyuz?

Çocuğumuzun telefonunda hangi uygulamaların bulunduğunu biliyor muyuz?

Bilmiyorsak, çocuklarımızı başkalarının eline bırakmışız demektir.

DİZİLERDEKİ MAFYA VE ÇETE KÜLTÜRÜ

Bugün bazı dizilerde mafya ve çete liderleri neredeyse kahraman gibi gösteriliyor.

Para var.

Güç var.

Silah var.

Kadınlar var.

Lüks arabalar var.

Şaşalı hayatlar var.

Bir bakıyorsunuz çocuk, o karaktere özeniyor.

Çünkü çocuk sonuçta çocuk.

Kurgu ile gerçek arasındaki ayrımı her zaman bizim kadar iyi yapamaz.

Geçmişte Çukur dizisi üzerinden yapılan tartışmaları hatırlayın.

Çete kültürü, sokak yapılanmaları ve şiddet unsurları uzun süre tartışıldı.

Ben bugün bütün çocuk suçlarının sebebini bir diziye bağlamıyorum.

Ama ekranlarda yıllarca şiddeti, çeteyi ve mafya kültürünü izleyen bir neslin bundan hiç etkilenmediğini söylemek de bana göre mümkün değil.

O gün ekranda özendirilen ne varsa, bugün sokakta sonuçlarını sorgulamak zorundayız.

GÜNDÜZ KUŞAKLARINA DA DİKKAT!

Bir başka büyük sorun da gündüz kuşağı programları.

Prime-time saatlerinde yayınlanması gereken bazı diziler gündüz saatlerinde tekrar tekrar yayınlanıyor.

Anne ev işi yapıyor.

Televizyon açık.

Çocuk başka odada oynuyor.

Televizyonun sesi evin her yerinden duyuluyor.

Çocuk istemese bile duyuyor.

Görüyor.

Merak ediyor.

Sonra izliyor.

Gündüz kuşağında toplumun tamamında yaygın olmayan bazı sıra dışı ilişkilerin, aile içi sorunların, cinsel içerikli olayların, eskort ilişkilerinin, şiddetin ve aile yapısını sarsabilecek konuların sürekli ekranlara taşınmasını artık sorgulamalıyız.

Bunlar konuşulmasın demiyorum.

Ama nasıl konuşuluyor?

Hangi saatte konuşuluyor?

Çocukların görebileceği bir ortamda nasıl sunuluyor?

Asıl mesele bu.

MANİFEST VE NETFLIX MESELESİ

Gelelim Manifest meselesine.

Son dönemde grubun sahne kıyafetleri, performansları ve toplumda oluşturduğu tartışmalar zaten gündemdeydi.

Şimdi ise grubun Londra'daki OVO Arena Wembley konserine uzanan sürecinin Netflix tarafından belgesel olarak ele alınacağı haberleri gündeme geldi.

Ben burada özellikle şunu soruyorum:

Türkiye'deki gençlere ulaşan böyle büyük projelerin arkasındaki uluslararası medya ağları kimlerden oluşuyor?

Bu projeleri kim finanse ediyor?

Kim yapımcılığını üstleniyor?

Hangi şirketlerle bağlantıları var?

Hangi sermaye grupları bu projelerin arkasında?

Bunların tamamı araştırılmalıdır.

Projenin arkasındaki yapım şirketi olarak Workerbee'nin adı geçiyor.

Workerbee'nin bağlı olduğu Banijay Entertainment'ın yönetiminde ise Jeff Zucker ismi bulunuyor.

Zucker'ın İsrail ve İsrail politikalarına ilişkin kamuoyunca bilinen tutumu da ayrıca tartışılabilir.

İşte ben burada “Tesadüf mü?” diye soruyorum.

Bu soruyu sormak suçlamak değildir.

Araştırmak ve sorgulamaktır.

Ancak ortaya atılan her bağlantıyı kesinleşmiş bir “Siyonist operasyon” gibi sunmak yerine, bu ilişkilerin kamuoyu tarafından açıkça incelenmesini istemek daha doğrudur.

Çünkü mesele çocuklarımızsa, kimse “Bunu neden sorguluyorsunuz?” diye sormamalı.

Tam tersine:

Neden daha önce sorgulamadınız? demeliyiz.

SİYONİST SERMAYE VE KÜLTÜREL ETKİ MESELESİ

Ben Siyonizm meselesinin yalnızca savaş meydanlarında veya siyasi açıklamalarda konuşulmasının yeterli olmadığını düşünüyorum.

Kültür de bir güçtür.

Medya da bir güçtür.

Sinema da bir güçtür.

Müzik de bir güçtür.

Sosyal medya da bir güçtür.

Gençlerin neyi normal kabul edeceğini belirleyen her içerik önemlidir.

Bu nedenle Siyonist politikaları destekleyen uluslararası sermaye gruplarının medya ve eğlence sektöründeki etkileri de araştırılmalıdır.

Ama burada önemli bir ayrım var:

Bir milleti, dini veya etnik topluluğu toptan suçlamak başka şeydir; belirli siyasi, ekonomik ve medya yapılanmalarını sorgulamak başka şeydir.

Bizim meselemiz insanlara düşmanlık etmek değil.

Bizim meselemiz, Türk çocuklarının ve gençlerinin hangi kültürel içeriklerle şekillendirildiğini sorgulamaktır.

LGBT, CİNSİYETSİZLİK VE NORMALLEŞTİRME TARTIŞMASI

Ben özellikle çocukların karşısına çıkan LGBT içerikleri konusunda ailelerin çok dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum.

Bir yetişkinin kendi hayatıyla ilgili tercihi başka bir meseledir.

Ancak çocuklara yönelik içeriklerde hangi yaş grubuna neyin gösterildiği, bunun nasıl sunulduğu ve hangi mesajın verildiği mutlaka tartışılmalıdır.

Aynı şekilde cinsiyetsizlik, çocuklara yönelik reklamlar, oyuncaklar, kıyafetler, sosyal medya içerikleri ve müzik klipleri de ailelerin dikkatinden kaçmamalıdır.

Çünkü çocuklar gördükleri her şeyden etkilenebilir.

ESKORT, MAFYA, ÇETE, ŞİDDET… BUNLARI NORMALLEŞTİRMEYİN!

Bir başka konu daha var.

Eskortluğu sıradanlaştıran içerikler…

Mafya hayatını özendiren diziler…

Çete liderlerini kahramanlaştıran yapımlar…

Uyuşturucuyu, silahı ve şiddeti havalı gösteren klipler…

Aile içindeki ahlaki sınırları yok sayan programlar…

Bunların tamamı denetlenmelidir.

Toplumun temelini oluşturan aile kurumunu ayaklar altına alan, aile içi sapkın ilişkileri normalmiş gibi gösteren, ahlaksızlığı eğlence adı altında pazarlayan yayınlar konusunda RTÜK başta olmak üzere ilgili kurumlar çok daha dikkatli olmalıdır.

Ben göstermelik cezalar istemiyorum.

Gerçekten çocukları hedef alan, şiddeti, uyuşturucuyu, çeteyi, mafyayı, eskortluğu veya çocuklara yönelik cinsel içerikleri özendiren yayınlara karşı caydırıcı yaptırım istiyorum.

DEVLET BU KONUDA BÜYÜK BİR KOMİSYON KURMALI

Benim önerim açık.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı…

Adalet Bakanlığı…

İçişleri Bakanlığı…

Milli Eğitim Bakanlığı…

RTÜK…

Ve bu alanda uzman akademisyenler, çocuk gelişim uzmanları, psikologlar, hukukçular, ahlaklı ve deneyimli yapımcılar, televizyoncular ve medya profesyonellerinden oluşan büyük bir komisyon kurulmalı.

Bu komisyon çocukların maruz kaldığı içerikleri incelemeli.

Dizilerden filmlere…

Gündüz kuşağından reklamlara…

Müzik kliplerinden dijital platformlara…

Bilgisayar oyunlarından sosyal medyaya kadar kapsamlı bir çalışma yapılmalı.

Yeni yayın dönemine sayılı günler kala bunun yapılması daha da önemli.

Çünkü çocuklarımızın geleceğini reyting uğruna kimseye teslim edemeyiz.

ANNE BABALAR, LÜTFEN UYANIN!

Şimdi bu yazıyı okuyan anne babalara sesleniyorum.

Lütfen çocuklarınızın cep telefonlarını, tabletlerini ve bilgisayarlarını tamamen başıboş bırakmayın.

Kimlerle konuşuyorlar?

Ne izliyorlar?

Ne dinliyorlar?

Hangi oyunları oynuyorlar?

Hangi sosyal medya hesaplarını takip ediyorlar?

Hangi sanatçıları örnek alıyorlar?

Hangi dizileri izliyorlar?

Hangi karakterlere özeniyorlar?

Bunları bilin.

Çocuğunuzun hayatını kontrol etmek için değil.

Çocuğunuzu korumak için bilin.

Çünkü bugün tehlike kapının dışında değil.

Çocuğunuzun elindeki ekranda olabilir.

Benim gördüğüm tehlike budur.

Ve bu tehlikeyi görmezden gelmemeliyiz.

Çünkü mesele yalnızca bir Manifest grubu değildir.

Mesele yalnızca bir Netflix belgeseli değildir.

Mesele yalnızca bir dizi değildir.

Mesele yalnızca bir klip değildir.

Mesele yalnızca bir oyuncak değildir.

Mesele yalnızca bir kıyafet değildir.

Bütün bunların birleştiğinde çocuklarımızın dünyasını nasıl değiştirdiğidir.

Türkiye'yi savaş meydanında yenemeyenlerin Türkiye'nin gençlerini kültürel olarak etkileyip etkileyemeyeceğini tartışmak zorundayız.

Benim çağrım çok açık:

Uyanın!

Çocuklarımızı koruyun.

Ailenize sahip çıkın.

Ekranlara sahip çıkın.

Kültürünüze sahip çıkın.

Gençlerinizi yalnız bırakmayın.

Siyonist politikaların, küresel sermayenin veya herhangi bir dış gücün Türkiye'nin çocukları üzerinden kültürel mühendislik yapmasına izin vermeyin.

Kim olursa olsun…

Hangi şirket olursa olsun…

Hangi platform olursa olsun…

Hangi yapımcı olursa olsun…

Çocuklarımızın geleceği üzerinden hesap yapan kim varsa karşısında güçlü bir Türk toplumu bulmalıdır.

Çünkü bir ülkenin en büyük savunması sadece ordusu değildir.

Ailesidir.

Kültürüdür.

Ahlakıdır.

Ve en önemlisi…

Çocuklarıdır.