Bazı dosyalar kapanır.

Ama bazı dosyalar vardır ki üzerlerine kaç yıl geçerse geçsin milletin vicdanında kapanmaz.

Muhsin Yazıcıoğlu dosyası da onlardan biri.

25 Mart 2009…

Bir helikopter düştü.

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile beraberindeki beş kişi hayatını kaybetti.

Aradan yıllar geçti.

Ancak sorular bitmedi.

Kazanın oluş şekli, sonrasında yaşananlar, arama kurtarma süreci, ortaya çıkan iddialar ve yıllar içerisinde kamuoyuna yansıyan bilgiler…

Hepsi bu dosyanın toplumun hafızasında açık kalmasına neden oldu.

Şimdi dosya yeniden güçlü biçimde devletin önünde.

Ve bu kez mesaj net:

Aradan 17 yıl geçmiş olması gerçeğin aranmasına engel değildir.

Dosyanın Kahramanmaraş'tan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına devredilmesiyle birlikte soruşturma yeni bir boyut kazandı. Adalet Bakanı Akın Gürlek'in yaptığı açıklamalar ise dosyanın yalnızca eski evrakların yeniden okunmasından ibaret olmadığını gösteriyor.

FETÖ/PDY'nin mahrem yapılanmasına ilişkin bağlantılar…

ByLock yazışmaları…

Şüphelilerin örgütsel irtibatlarına ilişkin değerlendirmeler…

15 Temmuz darbe girişiminin kilit isimlerinden Adil Öksüz'le bağlantı iddiaları…

Ve soruşturma makamlarının üzerinde çalıştığı diğer deliller…

Bunların her biri yargı tarafından sonuna kadar araştırılmalıdır.

Kim çıkarsa çıksın.

Hangi yapı çıkarsa çıksın.

Hangi bağlantıya ulaşılırsa ulaşılsın.

Devlet gerçeğin karşısında durmamalıdır.

Çünkü devletlerin büyüklüğü yalnızca bugünün suçlarını çözmeleriyle ölçülmez.

Geçmişte karanlıkta bırakılmış dosyaları aydınlatabilme iradeleriyle de ölçülür.

İşte Akın Gürlek döneminde faili meçhul dosyaların yeniden ele alınmasını bu nedenle önemli bulmak gerekiyor.

Yıllardır rafta duran bir dosyanın üzerindeki tozu silmek, yalnızca geçmişle hesaplaşmak değildir.

Geleceğe de bir mesaj vermektir:

"Aradan kaç yıl geçerse geçsin devlet peşinizi bırakmaz."

Bu mesaj önemlidir.

Çünkü suçlunun en büyük umudu zamandır.

Deliller kaybolsun…

Tanıklar unutulsun…

Dosyalar raflarda çürüsün…

Kamuoyunun ilgisi başka tarafa yönelsin…

Ve bir süre sonra herkes unutsun.

Ama hukuk devleti unutmaz.

Unutmamalıdır.

Muhsin Yazıcıoğlu dosyasının yeniden derinleştirilmesinin toplum açısından anlamı da tam olarak budur.

Burada amaç birilerini peşinen suçlu ilan etmek değildir.

Masumiyet karinesi hukuk devletinin vazgeçilmezidir.

Ancak masumiyet karinesi, soru sormaya engel değildir.

Şüphe varsa araştırılır.

Delil varsa takip edilir.

Suç varsa faili bulunur.

Adalet böyle işler.

Muhsin Yazıcıoğlu sıradan bir siyasi figür değildi.

Siyasi hayatı boyunca kendine özgü çizgisi, devlet ve millet meselelerindeki tavrı ve toplumun farklı kesimlerinde bıraktığı iz nedeniyle ölümünün üzerindeki her soru işaretinin giderilmesi devletin sorumluluğudur.

Üstelik bu mesele artık yalnızca Yazıcıoğlu ailesinin meselesi de değildir.

Bu, milletin adalet duygusunun meselesidir.

Bir ülkede kamuoyunun hafızasına kazınmış bir ölümün üzerinden 17 yıl geçmesine rağmen hâlâ ciddi sorular soruluyorsa devletin yapması gereken "Bu dosya eskidi." demek değildir.

Tam tersine:

"Bir soru işareti dahi kalmayana kadar araştıracağız." demektir.

Bugün teknolojinin sağladığı imkânlar geçmişte yoktu.

Dijital incelemeler…HTS ve baz kayıtları…Yeni kriminal yöntemler…Yıllar içerisinde başka soruşturmalardan elde edilen örgütsel veriler…

Bütün bunlar geçmişte çözülemeyen dosyaların bugün yeniden değerlendirilmesini mümkün kılıyor.

Dolayısıyla yılların geçmiş olması, soruşturmanın önünde yalnızca bir dezavantaj değildir.

Bazen yıllar sonra ortaya çıkan tek bir bağlantı, geçmişte anlamlandırılamayan onlarca parçayı bir araya getirebilir.Beklenti gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır.Yıllardır görülmeyen, görülemeyen veya yeterince araştırılmayan bağlantılar varsa…

İşte o zaman hukuk gereğini yapmalıdır.

Kimsenin makamına bakmadan.

Kimsenin geçmişteki gücüne bakmadan.

Kimsenin arkasındaki yapıya bakmadan.

Çünkü adaletin gözü bağlıdır.

Ve bağlı kalmalıdır.

Artık Türkiye adaletin tam tecelli ettiği bir ülke.

Devlet unutmaz.

Adalet vazgeçmez.

17 yıl sonra bile olsa…

Yeter ki dosyalar değil, karanlıklar kapansın.