Kafkasya’da son dönemde oluşan tablo giderek daha net bir jeopolitik ayrışmaya dönüşüyor:
Ermenistan açık biçimde Avrupa Birliği eksenine yaklaşırken, Gürcistan’da iktidar giderek daha “egemenlikçi” ve Batı’ya mesafeli çizgiye kayıyor; Azerbaycan ise AB ile ilişkileri tamamen pragmatik ve münferit başlıklar üzerinden yürütmeyi tercih ediyor.
Bu nedenle Paşinyan–Kobakhidze polemiği aslında sıradan diplomatik atışma değil; Kafkasya’nın gelecekte hangi blokta konumlanacağı tartışmasının dışavurumu.
Ermenistan neden AB tarafına daha sert yaslanıyor?
Nikol Pashinyan yönetimi artık Rusya’nın güvenlik şemsiyesine güvenmediğini açık biçimde gösteriyor.
2020 Karabağ savaşı, ardından yaşanan sınır krizleri ve Moskova’nın pasif tutumu Erivan’da ciddi travma yarattı.
Bu nedenle Ermenistan:
* AB gözlem misyonunu kabul etti,
* Avrupa Siyasi Topluluğu zirvelerine aktif katılıyor,
* Fransa ile askeri ilişkileri artırıyor,
* Rus üsleri ve CSTO konusunda daha eleştirel dil kullanıyor.
Paşinyan’ın Gürcistan’a verdiği yanıtta özellikle şu vurgu önemliydi:
“Gürcistan, Ermenistan’ın Avrupa ile bağlantısında kritik transit ve siyasi role sahip.”
Bu aslında diplomatik cümleden çok stratejik mesajdı. Çünkü Ermenistan’ın Batı’ya açılan tek güvenli kara hattı bugün büyük ölçüde Gürcistan.
Gürcistan neden yön değiştiriyor?
Irakli Kobakhidze liderliğindeki Gürcü iktidarı son iki yılda AB ile ciddi gerilimler yaşadı.
Özellikle:
* “Yabancı ajan yasası”
* Batı destekli STK tartışmaları
* AB’nin iç siyasete müdahale ettiği suçlamaları
* Ukrayna savaşı sonrası Rusya’ya karşı mesafeli tutum
Tiflis yönetimini daha egemenlikçi çizgiye itti.
Burada çok kritik bir unsur da Gürcü Ortodoks Kilisesi.
Özellikle Patrik II. İlia sonrası dini lider ola. Şio Mujiri’nin daha muhafazakâr ve geleneksel ekseni temsil ettiği düşünülüyor. Gürcü siyasetinde kilise yalnızca dini kurum değil; doğrudan jeopolitik aktör.
Bu nedenle Tiflis’te şu soru ciddi biçimde tartışılıyor:
“Gürcistan Avrupa’ya mı entegre olacak, yoksa Ortodoks-muhafazakâr eksende daha bağımsız çizgi mi izleyecek?”
Şio etkisinin güçlenmesi halinde:
* AB’ye karşı daha sert kültürel söylem,
* “Ulusal egemenlik” vurgusu,
* LGBT ve liberal reformlara direnç,
* Rusya’yla kontrollü denge siyaseti
daha görünür olabilir.
Azerbaycan neden farklı davranıyor?
Azerbaijan ise tamamen farklı model uyguluyor.
Bakü:
* AB ile enerji ve ticaret alanında yakın çalışıyor,
* Ancak siyasi entegrasyondan kaçınıyor,
* “Avrupa değerleri” merkezli baskılara karşı mesafeli duruyor,
* İlişkileri dosya bazlı ve münferit yürütüyor.
Yani Azerbaycan’ın yaklaşımı:
“AB ile ortaklık olur, ama siyasi bağımlılık olmaz.”
Bu yüzden Bakü:
* Avrupa Konseyi ile kriz yaşarken bile enerji işbirliğini sürdürüyor,
* Brüksel’i stratejik partner görüyor ama siyasi referans merkezi olarak kabul etmiyor,
* Türkiye merkezli bölgesel denklemi daha önemli sayıyor.
Aslında bugün Kafkasya’da üç ayrı model oluşmuş durumda:
Ülke AB’ye Yaklaşım Strateji
Ermenistan Yakın entegrasyon Güvenlik arayışı
Gürcistan Çelişkili Egemenlik-Batı dengesi
Azerbaycan Pragmatik Dosya bazlı işbirliği
Avrupa Siyasi Topluluğu neden önemli?
Avrupa Siyasi Topluluğu toplantılarının Erivan’da yapılması sembolik değil.
Bu:
* Ermenistan’ın Batı’ya taşınması,
* Rus etkisinin azaltılması,
* Güney Kafkasya’nın Avrupa güvenlik mimarisine bağlanması
girişimi olarak okunuyor.
Özellikle dünya medyasında bunun “NATO koridoru”, “Rusya’nın Kafkaslardan itilmesi”, “Yeni Batı hattı” gibi ifadelerle işlenmesi tesadüf değil.
Asıl kırılma noktası ne?
Asıl mesele şu:
Eğer Gürcistan da AB ile sert kopuş yaşarsa, Ermenistan’ın Avrupa’ya kara bağlantısı zora girebilir. Bu da Paşinyan’ın bütün Batı stratejisini etkiler.
Bu yüzden Erivan bugün Gürcistan’daki siyasi dönüşümü dikkatle izliyor.
Çünkü Kafkasya’da artık yalnız enerji koridorları değil;
* ideolojik koridorlar,
* güvenlik koridorları,
* medeniyet eksenleri
yarışıyor.
Ve bu yarışta:
* Ermenistan “Avrupa’ya yaklaşan ülke”,
* Gürcistan “kararsız cephe”,
* Azerbaycan ise “egemen pragmatizm modeli”
olarak öne çıkıyor.