Alparslan Kuytul Adana merkezli operasyon kapsamında gözaltına alındı. Soruşturma kapsamında 5 şirkete de kayyum atandı.

**
Şimdi önümüzde bir soru var:

Bu dosya gerçekten yalnızca mali suçlar, şirketler ve vergi mevzuatından mı ibaret?

Bence hayır.

Çünkü Alparslan Kuytul isminin Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde çok daha ağır bir dosyayla birlikte anılması gerekiyor: 15 Temmuz.

Hatırlayalım.

1 Temmuz 2016. Darbe girişimine iki hafta var. Kuytul, Tayyip Erdoğan için “kalemi kırılmıştır” diyor. Yıllar sonra bu sözlerinin bağlamından koparıldığını, bunun bir siyasi analiz olduğunu ve beraat ettiğini kendisi de savunuyor.

Fakat asıl çarpıcı olan 15 Temmuz gecesi.

Kuytul’un kendi yayınladığı metinde de yer alan ifadeye göre, saat 22.00 civarında “TSK ülke yönetimine el koymuş” bilgisini aldıktan sonra, darbenin İslami faaliyetlere zarar vermemesi ve “Müslümanların hayrına” olması yönünde temennide bulunuyor. Daha sonra bu sözlerin darbe desteği anlamına gelmediğini, Allah’ın şerden hayır yaratması temennisinde bulunduğunu söylüyor.

Ardından 22 Temmuz geliyor.

Bu kez “tiyatro” ifadesini kullanıyor.

İşte tam burada Türkiye’nin 15 Temmuz hafızası açısından çok önemli bir mesele ortaya çıkıyor.

15 Temmuz’u konuşacaksak, yalnızca tankın önüne çıkanları değil, o gece tankların arkasındaki siyasi atmosferi de konuşmak zorundayız.

Türkiye 27 Mayıs’ı yaşadı.

12 Mart’ı yaşadı.

12 Eylül’ü yaşadı.

28 Şubat’ı yaşadı.

Ve nihayet 15 Temmuz’da, seçilmiş hükümeti devirmeye yönelik kanlı bir darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı.

15 Temmuz’un diğer darbelerden farkı şuydu: Bu kez millet “Yine mi darbe?” diyerek evine çekilmedi. Sokağa çıktı. Tankların karşısına dikildi. Meclis bombalanırken milletvekilleri Meclis’te kaldı. Polis, asker ve siviller hayatını kaybetti.

Dolayısıyla 15 Temmuz’u “siyasi bir tartışma” seviyesine indirgemek mümkün değildir.

O gece kimin ne söylediği önemlidir.

Hangi saatte söylediği önemlidir.

Darbe başarılı olacakmış gibi mi konuştuğu, başarısız olduğu anlaşılınca ne dediği önemlidir.

Ve en önemlisi, bu sözlerin darbeyi meşrulaştırıp meşrulaştırmadığı hukuk tarafından araştırılmalıdır.

Burada kimseye mahkeme kararı olmadan “darbeci” damgası vurulmasını savunmuyorum.

Tam tersine, daha ağır bir şey söylüyorum:

Eğer ortada darbe girişimine destek, teşvik veya meşrulaştırma anlamına gelebilecek sözler varsa, bunlar 15 Temmuz’un hemen ardından neden bütün boyutlarıyla soruşturulmadı?

Mesele tam da budur.

Çünkü bugün bir insanı vergi mevzuatına aykırılık iddiasıyla soruşturabilirsiniz. Şirketlerini inceleyebilirsiniz. Mali trafiğini araştırabilirsiniz.

Ama 15 Temmuz gecesi söylenmiş sözler de varsa, onları dosyanın kenarına koyamazsınız.

Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük travmalardan birinin üzerine “geçti gitti” diyemezsiniz.

Üstelik 15 Temmuz sonrasında “tiyatro” söyleminin Türkiye’de ne kadar güçlü bir siyasi propaganda aracına dönüştüğünü de unutmamak gerekir. Kuytul, yıllar sonra “tiyatro” derken neyi kastettiğini ayrıca açıklamış ve darbe girişiminin arkasında farklı hesaplar bulunduğunu savunmuştur.

Bütün bunlar elbette hukuken değerlendirilmesi gereken iddialardır.

Ama bir gerçek var:

15 Temmuz gecesi Türkiye’nin seçilmiş iktidarı ölüm kalım mücadelesi verirken, bu ülkenin hiçbir vatandaşı söylediği sözlerin hesabının sorulamayacağını düşünmemeli.

Hele kamuoyunda etkili olan dini bir figürseniz…

Hele binlerce insan sizi dinliyorsa…

Hele sözleriniz toplumun bir bölümünü etkileyebilecek bir ağırlığa sahipse…

Sorumluluğunuz daha da büyür.

Bugün Alparslan Kuytul’un gözaltına alınmasını yalnızca “vergi operasyonu” diye okumak bu yüzden eksik olur.

Asıl soru şudur:

15 Temmuz’un üzerinden on yıl geçti. Peki o gece söylenen sözlerin hukuki hesabı hiç soruldu mu?

Eğer suç yoksa, hukuk bunu ortaya koysun.

Eğer suç varsa, hukuk yine gereğini yapsın.

Ama 15 Temmuz gibi bir gecenin üzerini, kimsenin geçmişte söylediği sözleri hatırlamak istememesi için kapatmayalım.

Çünkü devletin hafızası, toplumun hafızası kadar önemlidir.

15 Temmuz unutulmayacaksa, o gecenin bütün sözleri de unutulmamalıdır.