Tek parti döneminde CHP’nin zulüm ve baskısı altında inim inim inleyen Müslüman halka İslam alimleri illegal faaliyetlerle dinlerini öğretmeye çalışıyorlardı.

İşte bu illegal faaliyetler tek parti devrinin kapanmasıyla cemaat olarak ortaya çıkıp günümüzde de faaliyetlerine devam ediyorlar. Dini cemaatleşmeler çok partili hayata geçişle paralel ortaya çıkmış bir realitedir. Bu realite bugün toplumsal hayatımızın önemli bir parçası, siyasi gündemin merkezi ve siyasi partilerinkarşısında güçlü bir yapı olarak duruyor.

Bu yapıların bazıları yüzbinlerce taraftarı, milyarlarca dolarlık ekonomik güçleri ve devletin kılcal damarlarına kadar sızmış bir paralel yapıyla devleti yönetenlerin karşısına çıkıyor, hatta devleti ele geçirmek için darbe girişiminde bile bulunabiliyorlar. Türkiye, FETÖ’de bu durumu çok acı bir şekilde yaşadı.

Tek parti yönetimi bittikten sonra başlayan kurumsal cemaatleşme sürecinde siyasi partilerin oy alma endişesiyle bu yapılarla kurduğu ilişki bugün bir tehlike olarak karşımızda duruyor.

Türkiye’de geçmişten günümüze her seçimden önce ve sonra cemaatlerin hangi siyasi partiye oy vereceği veya verdiği ciddi tartışmaların ana gündem maddesi olmuştur.

FETÖ darbe girişiminden sonra bugün Alihan Kuriş Suç Örgütü’ne yönelik operasyonun parasal trafiği, yabancı ülkelerle istihbarat ilişkileri gündemimizi meşgul ediyor. Alihan Kuriş’in Süleymancılar cemaatinin de başındaolmasından dolayı ben bu tartışmada geçmişten günümüze iki yapının siyasi tercihlerine ve duruşlarınadikkatinizi çekmek istiyorum.
Said-i Nursi ve Süleyman Efendi’nin İslam’ın değerlerine açıkça düşmanlık eden CHP’ye karşı desteklediği Demokrat Parti çizgisi zamanla cemaatin başına geçen kişiler tarafından terk edildi.

Geçmişten günümüze Türkiye’de dini değerleri kullanarak halkı etrafında toplayan ve ciddi bir oy potansiyeline ulaşan iki yapının (FETÖ ve Süleymancılar) dini değerleri savunan parti veya partileri değil de açıkça din düşmanlığı yapan partileri desteklemesi hayli ilginç bir çelişki olarak hep karşımıza çıktı.

Hayatlarını İslam’a hizmete, halkımıza İslam’ı anlatmaya ve Kur’an-ı Kerim’i öğretmeye adamış Said-i Nursi ve Süleyman Hilmi Tunahan’ın (Allah onlardan razı olsun) arkasına saklanarak taraftar toplayan FETÖ ve Süleymancılar seçimlerde genellikle İslam’a açıkça düşmanlık eden, Kur’an öğrenmeyi yasaklayan siyasi partilere oy verdiler. Hatta o partilerin üyesi gibi halktan o partilere oy istediler.

Milletvekili seçilerek başörtüsüyle meclise giren Merve Kavakçı’ya; “Bu kadına haddini bildirin. Burası cumhuriyete meydan okuna yeri değildir.” diyerek Allah’ın emrine meydan okuyan Ecevit’e oy veren, oy verin çağrısı yapan; “Bir şefaat hakkım olsa onu da Ecevit için kullanırım.” diyen FETÖ elebaşının Said-i Nursi’nin siyasi duruşu ve mücadelesiyle bir ilgisi olamazdı.

Tarihi, İslam’ın değerlerine düşmanlık ve hakaretlerle dolu, İslam düşmanlığını açıkça ilan eden ifadelerle dolu CHP’nin Grup Başkanvekili iken; anaokullarında çocuklara Kur’an-ı Kerim öğretilmesine imkân sağlayan yasaya karşı; “Çocukların fen bilimleri öğrenmeye ihtiyacı var. Orta çağ karanlığını öğrenmeye ihtiyacı yok.” minvalinde açıklamasıyla Kur’an-ı Kerim’e orta çağ karanlığı diyerek karşı çıkan Özgür Özel’in partisine Said-i Nursi ve Süleyman Efendi’nin mirasına çöken FETÖ ve Süleymancıların oy vermesini aklınız alıyor mu?

FETÖ ve bugün Alihan Kuriş’in başında bulunduğu Süleymancılar bir iki seçim dışında yetmiş altı yıllık çok partili seçim hayatında her seçimde İslam’a açıkça düşmanlık yapan partilere oy verdiler. Hem de İslam’a hizmet etmek isteyen partiler de seçimlere girdikleri halde tercihlerini her zaman karşı taraftan yana kullandılar.

Ama artık herkes şunu öğrensin. Dini kendilerine kalkan yaparak, seçimlerde İslam düşmanı partilere oy verenler FETÖ’den ders almadılarsa devlet de gereğini yapar!