İnsanın kendini Allah’tan başkasına bağlaması özgürlüğünün sonudur. Puta, insana, ırka, sınıfa, mala tapıcılık yalnız ve yalnız Allah’a tapmayla sona erer. Bu anlamda dirilişe ermek özgürlüğe ermektir. Materyalist kafayla dirilişe eremezsiniz.
Sezai Karakoç, sadece bunu bilmeyi yeterli görmüyor, yaşamayı da öneriyor ve diriliş muştusunun tanımını ahiretin dünyamıza yeniden doğuşu şeklinde yapıyor.

Sezai Karakoç bu coğrafyanın bağrından çıkmış bir şair, bir yazar… Onun ruh dünyasını anlayabilmek için eserlerini dikkatle okuyup analiz etmek, onu çözebilmek için hissetmek gerekir. “Diriliş Muştusu” için bir ilkeler kitabıdır diyebiliriz. Yazar, okuyucusunu dirilişe; yani yeniden var olmaya, varlığının farkına varmaya doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Diriliş son noktadır, diriliş yaşamaktır; hatta diriliş yaşamaya başlamaktır. Diriliş, yazarın ifadesiyle çocuğun elindeki meşaledir. O meşale İstanbul’u, Bingazi’yi, Kahire’yi, Mekke’yi ve tüm İslâm beldelerini kuşatacak, aydınlatacak; ruhları diriltecektir. Yazar dirilişle yeniden doğmayı, en başından söz vermeyi, kulluğun ilk kuralını yerine getirmeyi hatırlatıyor.

Dirilişe giden yol eleştiriden geçer. Sorma, sorgulama fakat anlama arayışıyla araştırma ve daha doğrusu tecessüsle somutlaşan biçim sonunda Allah’a, Allah’ın yaratma sıfatına hayranlığa, o sıfatı idrake ulaştıracaktır. Yazar, özeleştiriyi de çok önemsiyor. Çünkü insan özeleştiri sayesinde kendi sınırlarını öğrenir ve amaçlarını ona göre belirler. Özeleştiri kendini bilmektir. Ayrıca özeleştiriye disiplin penceresinden bakıyor ve İslâm’da disiplinin bilginler, arifler, erenler tarafından sağlandığını devlet yönetimlerinin koyduğu yasaların diriliş insanını çizgiler içerisinde tutmaya yetmeyeceğini ifade ediyor.

Her yolda yürünmez
Sezai Karakoç İslâm dışı ideolojilerden beri olduğunu sık sık belirterek kapitalizmin sömürüsünü, komünizmin terörünü, Batıcılığın anarşizmini, nihilizmin karanlık kuyusunu yoldan saymıyor. Bu kötü yollara girip mesafe katetmeyi reddediyor.
Diriliş, vuslat anının sevinci, acının ve hasretin son buluşudur. Diriliş, İslâm’a kavuşmadır aynı zamanda. Fakat bu kavuşma öyle kolay olmayacaktır. Yolları çileli ve çetindir. Yazar bu yolda çile çekenleri, bedel ödeyenleri selamlıyor.
Sezai Karakoç, ideali tarif ediyor. Öyle ya insanoğlu en sevdiklerinden vazgeçip o dikenli yolda nasıl yürüyecek? Bu kadar put içinde onlara meyletmeden yürümek mümkün müdür? Bu köle nasıl azat olacak? Kendi kendini özgürleştirecek; çare budur. Bu nedenle kapitalizmin, komünizmin özgürlük türküleri yalan türkülerdir. Diriliş, Hz. İbrahim gibi ateşte, Hz. Yusuf gibi zindanda, Hz. Musa gibi denizde, Hz. İsa gibi çarmıhta özgürlüktür.
İşte kurtuluş reçetesi
Diriliş bir muştudur da. Yani bir müjde, bir moral kaynağıdır. Bu müjde umudunu kaybetmiş herkese bir kurtuluş reçetesi sunar. Bu reçete sahici bir reçetedir, hayal dünyasının, yalanlar âleminin reçetesi değildir. Yazar “saadet hapı” ifadesini kullanıyor ve müjdeyi veriyor. Bu müjde “Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine” şiirinde tam manasıyla özünü bulur:
…
Aşk cellâdından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
…
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
…
Ve “Suda kendini gören at ürker ve nehri geçemez” diyor. İnsanı engelleyen kendisidir. Kitap, hayatın her alanında bizleri geri atan ne kadar çok çeldirici olduğunu da gösteriyor. İnsan bu çeldiricileri mayınlı arazileri temizler gibi aşıp dirilişe ulaşacaktır. Çünkü bu anlayış ve kavrayış yeniden başlamayı ve bozulmuş düzene karşı mücadele etmeyi gerektirir.
Bu yolda umutsuzluğa yer yok diyor yazar. Çünkü umutsuzluğu doğuran sistem ve yapılar hiç yıkılmayacakmış gibi görünseler de aldatıcıdır. Allah sevgisi ve iman, umutsuzluğa yer vermeyecek kadar büyük ve kapsayıcıdır.