Osmanlının yüzlerce sene elinde tuttuğu yerlerde gerek maddi gerekse de manevi zenginliklere dokunmaması üstelik bu değerleri koruyan bir zırh olması kıymeti bilinememiş gizli bir hazine. Söz konusu bölgelerde çıkan bir karışıklık, anlaşmazlık ve hatta savaş akıllara doğrudan doğruya barışı önceleyen Osmanlıyı getirir. İşte az önceki “gizli hazine” tam da burada; görmek isteyen görür. Osmanlının 19. ve 20. yüzyıllarda Müslüman coğrafyadan çekilmek zorunda kalışı ise tüm sorunların başlangıcı olan büyük kırılmayı beraberinde getirdi. Öte yandan ata sporu sömürgecilik olan Batılı devletler, bu bölgelerde 30-40 yıl içinde hem istediği maddi zenginliğe ulaştı hem de kendi kültürünü dayattı.

Fas doğumlu yazar “Tahar Ben Jelloun” tarafından kaleme alınan “Ülkemde”, göçmen psikolojisini yansıtan güzel bir kitap... Eserde insanın ait olmadığı yerde yaşadığı zorluklar abartılmadan anlatılmış. Kitabı son dönemlerde yaşanan etnik ve dini temelli bölgesel sorunları içimde hissederek okudum. Bu, benden değil yaşadığım coğrafyadan kaynaklanıyor sanırım. Biliyorum ki bu coğrafyanın insanı dünyanın neresinde bir sorun baş gösterse ona kayıtsız kalmaz, onu ruhunda hisseder. Bu coğrafya üzgünlerin coğrafyasıdır.
“Ülkemde” bir göç kitabı... Bu göç önce Fas’tan Fransa’ya sonra da Fransa’dan Fas’a gerçekleştirilen bir göç. Tarihsel olayların yol açtığı bir iç göç döngüsü... Herhalde sömürgeci devletler kendilerine hayran kalınmasından çok kendilerinden nefret edilmemesini ister. Fakat geride celladına aşık bir sosyal taban bıraktıkları da gerçektir. Kuşaklar değiştikçe bu sosyal taban eskiyi unutur ve asıl mağlubiyetin düşmanına benzemek olduğunu anlayamadan “göçer” gider.
Bu fırsatı değerlendirin

Gelelim belki kendi hayatının değil ama kitabın kahramanı Muhammed’e... Muhammed, küçük dünyasında değişimleri gözlemleyememiş biri. Olayları saf bir bakış açısıyla değerlendirmesi bundan. Yazar, okuyucuya Muhammed üzerinden Doğu-Batı kıyası yapma fırsatı tanıyor. Bu fırsatı değerlendireceğinize eminim. Şimdi sıkı durun genellemenin kralını yapıyorum: Tahar Ben Jelloun gibi köken itibarıyla Doğulu yazarların gündemi daha çok işgaller ve göç iken Bosnalı bir yazar yakın geçmişte yaşanan soykırım felaketini, Ortadoğulu bir yazar etnik yapıların ayrışmasını, Hintli bir yazar ise mistik ve metafizik konuları işlemeden öyküsünü bitirmez. —Fas’ın epey batıda olduğunu biliyorum; beslendiği kültür Doğu kültürü- Yazar, günlük hayatı çok iyi yansıttığı eserinde ekstra hiçbir olaya yer vermeden gerçekçi anlatımda ısrar etmiş. Sıkıcı ödüllü filmler gibi düşünmeyin lütfen. Dili kolay anlaşılır ve açıklayıcı. Öyle karamsar bir hava da hâkim değil.
“Seninle iş yapılmaz Muhammed”
Enteresan bir karakter var; yani Muhammed dışında. Muhasebe in girişimci kuzeni kendisinden çok daha enteresan. Muhammed’e ortak iş yapmayı teklif ettiği sayfalar kitabın gülümseyen ve gülümseten sayfaları. Belçika’da geçirdiği iş kazası sonucu topal kalan girişimci kuzenin parlak fikirleri kısa yoldan para kazanma yöntemlerini gösteriyor. Marakeş yolunda dükkân açıp turistlere zaman satmak, fal hatırası pazarlamak ve hatta köyü devretmek kuzenin eşsiz fikirlerinden bazıları. Saçma geliyor ama okurken hak veriyorsunuz. Ama bana uymayın kafamın ticarete çalışmadığı söylenir. Tüm bunları kayıtsızca dinleyen Muhammed’e ise sitemlidir: “Seninle iş yapılmaz”
Muhammed bozulmadan, değişmeden ve dönüşmeden emekli olup köyüne bir ev yapma hayaliyle yanıp tutuşuyor. Nihayetinde bu hayalini gerçekleştiriyor. Bu bölümlerde biraz duygu çözümlemesine ihtiyaç var. Kusura bakmayın bunu siz yapacaksınız. Yazar elinden geleni yapmış ve ortamı hazırlamış. Lafın tamamını anlatmamış, okuyucuya çıkarım yapacak yer bırakmış. Bana göre kitabın harikuladeliği burada.

Muhammed farkında değil ama hayalleri bile değişmiş. Muhammed küçük bir adamdır. Düşük vizyonuyla küçüktür, dar görüşüyle küçüktür, değişime karşı gösteremediği reaksiyonla küçüktür. Dedik ya en büyük hayali ülkesinde aile fertleriyle bir arada yaşayacağı bir ev sahibi olmaktır.
Başarır ve kaybeder. Bekleyiş ve peşi sıra gelen hayal kırıklıkları... Muhammed Limmigri, çok sevdiği koltuğunda oturup sonsuzluğa uzanan bir yola girer. Ruhu rahat, bedeni tertemizdir. Kimse “aklını kaçırmış” bir adam için dönmemiştir. Yavaş yavaş toprağa gömülür ve huzur içinde dertlerini yüzeyde bırakır.