Türkiye’de en çok can sıkan konulardan biridir yasa dışı bahis…Kumar ve bahis bağımlılığı yüzünden ne ocaklar söndü, ne yuvalar yıkıldı!..
İnsanlar bir gecede servetlerini kaybetti, borç batağına sürüklendi, aileler dağıldı. Kimi elindeki avucundakini kaybetti, kimi borcunu kapatabilmek için yeniden bahis oynadı. Kaybettikçe kazanacağına inandı, kazandıkça daha fazlasını istedi. Sonunda ortaya yalnızca ekonomik bir yıkım değil, ciddi bir sosyal mesele çıktı.
Bahis meselesi konuşulurken nedense hep aynı cümleyi duyuyoruz: “Yasa dışı bahisle mücadele edilmeli.” Elbette edilmeli. Devletin denetimi dışındaki, kara para trafiğine açık, kim tarafından işletildiği belli olmayan platformlarla mücadele edilmesi son derece önemli. Üstelik yasa dışı bahis yalnızca bireyleri ve aileleri değil, devletin mali yapısını da etkiliyor. Bu faaliyetlerden elde edilen milyarlarca liralık gelir kayıt dışı kaldığı için vergi ve diğer kamu gelirleri açısından ciddi kayıplar ortaya çıkıyor. Devlet bir yandan bu ekonomik kaybın önüne geçmeye, diğer yandan kara para ve suç örgütlerinin finansman kanallarını kurutmaya çalışıyor.
Ama burada insanın aklına ister istemez başka bir soru geliyor: Yasal bahis yuva yıkmıyor mu?
Türkiye’de birçok yasal bahis sitesi artık sporun neredeyse her alanında karşımıza çıkıyor. Burada yanlış anlaşılmaması gereken bir konu “yasal bahis yasaklansın” değil. Yalnız bir gerçek var o da şu ki; ‘bahis’in yasal olduğu zaman bağımlılık riskinin ortadan kalktığı gibi bir algının oluşması.
Çünkü bahis bağımlılığı açısından kişinin kuponu nereden oynadığı kadar, hatta ondan daha önemli olan şey, ne kadar oynadığı, neden oynadığı ve kaybettiğinde ne yaptığıdır.
Bir insan yasa dışı sitede kaybettiğinde mali bir çöküntüye düştüğünde yuvalar çatırdıyorsa, aynı insan lisanslı ve yasal bir platformda kaybedip borca giriyorsa, sonuç değişiyor mu? Mutlaka hayır. Çocukların okul parası, evin kirası, mutfak bütçesi kuponlara gidiyorsa bahis yasal diye sonuç değişiyor mu?
Asıl tartışmamız gereken yer burası.
Bugün spor ile bahis arasındaki mesafe de giderek kapanıyor. Forma üzerinde, stat çevresinde, yayınlarda, dijital mecralarda bahis markalarıyla karşılaşıyoruz. Bir yandan gençleri ve çocukları kumarın zararlarından korumaktan söz ederken diğer yandan sporun içine bahis markalarını yerleştiren bir düzene izin mi veriyoruz? Bu da özeleştiri anlamında üzerinde uzun uzun durulması gereken bir konu.
Elbette yasal bahis ile yasa dışı bahis arasında çok önemli hukuki ve mali farklar var. Yasal platformlar denetime, lisans koşullarına ve belirli kurallara tabi. Yasa dışı platformlar ise bu denetimlerin dışında.
Fakat “yasal” kelimesi “zararsız” anlamına gelmiyor.
Bir şeyin devlet tarafından düzenleniyor olması, ölçüsüz kullanımının birey ve aile açısından sonuç doğurmayacağı anlamına gelmiyor maalesef.
O halde devletin bahis politikasında yalnızca “yasa dışı olanı yakalamak” değil, yasal olanın bağımlılık üretme riskini de tartışmak gerekiyor.
İnsanları daha fazla bahis oynamaya teşvik eden bir ekonomik ve sportif atmosfer oluşturuyor muyuz? Bahis şirketlerinin sporun finansmanına katkı sağlaması elbette ekonomik açıdan anlaşılabilir. Kulüplerin, liglerin ve organizasyonların sponsora ihtiyacı var. Sigara reklamı yasak, alkol reklamı yasak ama bahis reklamı serbest. Bu da anlaşılabilir gibi değil.
Bugün bir bahis şirketi sporun finansörü olurken yarın bahis, sporun kendisinin önüne geçmemeli.
Futbol izleyen çocuk, futbolcunun performansından önce “oranı kaç?” diye düşünmeye başlamamalı. Gençlerin spora ilgisi, kupon yapma alışkanlığına dönüşmemeli.
En önemli kriterlerden biri yasa dışı bahse karşı mücadele ederken yasal bahsin toplumsal maliyetini görmezden gelmemeliyiz. Çünkü mesele sadece devletin kasasına giren vergi değildir.
Mesele bir babanın maaşını kaybetmesi…
Bir annenin evin bütçesini toparlamaya çalışması…
Bir gencin borç batağına sürüklenmesi…
Bir ailenin huzurunun bozulmasıdır.
Yasa dışı bahisle mücadele edelim.
Ama aynı zamanda şu soruyu da cesaretle soralım:
Bahis yasal olduğunda gerçekten masum mu oluyor?
Yoksa biz yalnızca “Hangi bahis yasal, hangisi yasa dışı?” diye tartışırken, asıl soruyu yani “bahis insan hayatında ne kadar yer kaplamalı?” sorusunu mu kaçırıyoruz?