Ege'ye baktığınızda sadece mavi sular, zeytin ağaçları ve tatil broşürlerini süsleyen o masmavi koyları göremezsiniz.

Orası aynı zamanda tarih boyunca kibirle akıl arasında kurulan ince köprülerin sürekli test edildiği bir strateji sahnesidir.

Son dönemde Atina'dan yükselen hamleler, komşunun yine yanlış bir limana demir atmak üzere olduğunu gösteriyor.

İsrail ile geliştirilen ve adı şimdiden Aşil Kalkanı projesiyle anılan yeni anlaşmalar, her ne kadar diplomatik bir dille "Hhiçbir üçüncü ülkeye karşı değiliz" diye pazarlansa da taşa yazılan gerçeği gizleyemiyor.

Bu Türkiye’yi çevreleme ve kuşatma hamlesidir.

Ankara'nın bu konudaki duruşu son derece net ve şeffaf. En üst düzeyden yapılan uyarılar, ardından MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın Atina ziyaretiyle masaya konulan kırmızı çizgiler, Türkiye’nin diplomasiye verdiği önceliğin ve iyi niyetin en somut göstergesiydi.

Bundan sonrası, komşunun zekasına, tarih okumasına ve nihayetinde aklını başına toplama becerisine kalmış durumda.

Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in, "AB'nin yolu Atina'dan geçer, Türkiye AB'ye girmek istiyorsa bizimle iyi geçinmelidir" mealindeki açıklamaları, aslında komşunun hala hangi hayal aleminde gezdiğinin en net özeti.

Bir ülkenin kaderini, coğrafyasının gerçeklerinden koparıp başka başkentlerin piyonluğuna emanet etmekten daha büyük bir akılsızlık düşünülemez.

Tarih bize çok net bir ders verir. İsrail'den dost olanın, coğrafi ve kalıcı komşularına sırtını dönmesi en hafif tabirle siyasi bir intihardır.

İsrail'in Orta Doğu’da bugüne kadar kime faydası dokundu ki Yunanistan'a hayrı dokunsun?

Bugün Tel Aviv’in stratejik akıllarıyla Ege’de Türkiye’ye karşı bir hat çekmeye çalışanlar, ertesi gün yalnız kaldıklarında o “Aşil Kalkanı”nın bir kağıttan gemiye dönüştüğünü görecekler.

Yunanistan’ın ekonomik gerçekleri de ortada. Atina ekonomisinin can damarı olan turizmde Türk turistlerin ve Türkiye ile olan ticari ve beşeri akışın önemi hayati derecede büyük.

Eğer komşu, bu ekonomik refahı bir kenara itip İsrail’in gölgesinde Ege’de karton imparatorluklar kurmaya kalkarsa, o turizm cenneti koyların sessizliğini sadece kendi ekonomik krizlerinin fırtınası böler.

Ankara ile iyi geçinmek, Yunanistan için bir lütuf değil, hayatta kalmanın ve refahın ta kendisidir.

Yanlış hesabın Bağdat'tan döndüğü gibi Ege’nin serin sularından Atina'nın turizm bütçesine ağır bir fatura da dönebilir.

Eğer Atina yönetimi, "Ben İsrail'le işbirliği yapar, Ege'de oyun kurarım" kibrine kapılmaya devam ederse bilmelidir ki Türkiye, masadaki kartları tek bir hamleyle dağıtacak siyasi iradeye, coğrafi üstünlüğe ve sahada her türlü senaryoya karşı bizzat en üst düzeyde hazırlığa fazlasıyla sahiptir.

Ankara kimsenin toprağında, suyunda, mavi vatanında gözü olmayan ama kendi hakkından, hukukundan ve güvenliğinden taviz vermeyecek kadar kudretli bir ülkedir.

Yunanistan’ın bir an önce bu tehlikeli rüyadan uyanması, başkasının kılıç kalkanıyla kendi kapısında savaşa tutuşma aymazlığından vazgeçmesi gerekir.

Tarih, başkalarının stratejik masalarında meze olanların sonunu acı örneklerle yazmıştır.

Yoksa bu işin sonunda kaybeden Ege’nin gerçeklerini okuyamayarak kendi bindiği dalı kesenler olacaktır.

Ege, adalarıyla, koylarıyla, barışı ve huzuru sonuna kadar hak eder ancak Türkiye, bu coğrafyada kendisine karşı kurulan tüm sinsi oyunları bozacak kudrete ve akla da fazlasıyla sahiptir.

Türkiye, oyunu kurmayı da bozmayı da çok iyi bilir.