Büyük dostluklar büyük kavgalardan sonra başlarmış. Galiba büyük aşklar da öyle. Ben bu Amerika-İran meselesinin de böyle olduğunu düşünmeye başladım. Uzun yıllardır güya var olan ambargolar, ara ara alevlenen atışmalar, gerginlikler, hepsinin sonuçlarına baktığımda bir arpa boyu yol alınmayan kısır bir kavga hali. Sanki iki taraf da birbirinden çok hoşlanıyor da egolarına engel olamıyorlar gibi (!); ne kopabiliyorlar ne de bir araya gelebiliyorlar.

Uluslararası ilişkilerde aslında böyle bir konsept yok biliyorum. Ülkeler arasında ne sürekli dostluk ne de sürekli düşmanlıklar olamaz, asıl olan kazan-kazan modeli üzerinden ülkesel çıkar ve kazançlardır, bunu da biliyoruz. Amerika-İran meselesini standart bir gözlükten görmek de mümkün değil. Şah Pehlevi zamanında başladı aslında her şey. Pehlevi bir Amerikancı idi. Musaddık tarafında İran petrolleri devletleştirilince İngiliz-Amerikan ortaklığı ile Musaddık devrildi ve yerine Pehlevi kral olarak geldi. İsrail ile iyi ilişkiler kurduz seküler bir İslami düzenleme adı altında SAVAK ile muhaliflerin üzerine gidince 1979’da halk ayaklanması ile devrildi, yerine Air France uçağı ile Fransa’dan Humeyni geldi. Batı karşıtı söylemleri olan Humeyni ile İran İslam Devrimi bulunduğu coğrafyada rejimini başka ülkelere de ihraç etmeye kalkınca Orta Doğu’yu karıştırdı. Bu karışıklık özellikle Şii eksende oldu ve Sünni devletle kendi rejimlerinin tehlikeye girdiğini hissettiler.

Bu Orta Doğu’nun dengesizlik hali Amerika ve Avrupa’nın en istediği şeydir. Bir yandan İran kozu ile Sünni krallıklar ve devletlere silah, donanım, askeri kapasite satarken öte yandan bu alanlardaki hidrokarbon kaynaklarını kontrol ederek yaratılan düşman sayesinde ucuz petrol aldı Batı. İran’ı öcü göstererek diğerlerinin Batı’ya yaklaşması oyununun ötesinde o coğrafyada yaratılan dengesizlik böl-parçala-yönet sisteminin ilk hamlesidir. Bu hamlede yaratılan düşman gerçekten düşman mıdır? Bu soruyu sormak gerekiyor.

İran çok kadim bir millettir, özellikle son yüzyılı incelendiğinde diplomasi ile gerçek durum arasında resmin hepsine bakıldığında ciddi farklar olduğu hemen görülür. Humeyni rejiminin iş başına gelmesi ile İran-Batı arasındaki strateji değişmiştir. Rusyacı Musaddık, Amerikancı Pehlevi tek boyutlu bir siyasi stratejiye sahipti. Oysa Humeyni ile bu taraf stratejisinin yerini iki boyutlu bir yeni biçim almıştır. Halk huzurunda Batı düşmanı ama uluslararası ilişkilerde ortaklar. Halk gözünde Şii blokunun lideri ve İsrail düşmanı ama gerçekte İsrail’i haklı konuma getirebilen bir organizasyonun gizli ortağı! Bir örnek konunun açıklığa kavuşturulması için yeterlidir. 7 Ekim saldırısında saldırıyı yapan Hamas aslında Sünni bir örgüttür ancak son birkaç yılı ayırırsak neredeyse tüm desteğini İran’dan alır. Hamas’ın İsrail saldırısı ile Filistin ve Müslümanlar için bir öç alma, gaz boşaltma sağlayan bu eylem aslında İsrail’e haklılık sağlamış ve İsrail’in savaş ve insanlık suçu işlemesinin önünü açmıştır.

Amerika-İran savaşında, bir okulu saymazsak ne İran’da ne de Amerikan bloku ve İsrail’de aylarca süren füze düellosundan seçilen tesisler dışında savaşan devletlerin ciddi bir zarar görmemesi ama petrol fiyatlarının hızla hayal bile edilemeyecek rakamlara çıkması ilginç değil mi? Orta Doğu'da denge ve karşılıklı eşitlik temelinden yola çıkan bir huzur hali olsa ne bu ülkeler silahlanmak zorunda kalırdı ne de İran bu kadar önemli bir aktör haline gelirdi. Bu kayıkçı kavgasının kazananları böylece ortaya çıkmıyor mu?

İran Amerika ile bu bölgenin huzura ulaşmasına engel olan gizli entrikaların içerisindedir. Bölge ülkelerine düşmanlık yapan İran bu ülkeleri gelirlerinin büyük kısmını savaş teknolojilerine aktarmak zorunda bırakmaktadır. Bu para Batı’ya gitmektedir. Petrol fiyatlarının artması ile Çin’in üretim maliyetlerini artıran bu sistemde Amerika’nın kazancı hem koruduğu ülkelerden daha iyi fiyatlara petrol almasına hem de artan maliyetler nedeniyle kendi ülkesindeki kaya gazını çıkarıp rantabl hale getirmesine sebep olmaktadır.

İşte bu nedenle Amerika ile İran’ın aşkı başka aşklara benzemiyor. Hırçın kız, sert oğlan hikâyesinin arka planında karşılıklı çıkarlar var. Diğer ülkelerin siyaset stratejilerinden farklılığı ise iki uçlu olması. Aynı anda hem iyi hem kötü, bu uçların polarizasyonu iki tarafın da yararına. Batı’ya savaş açan İran görüntüsünün arkasında Şii bloku İran’ın kontrol etmesi, Sünnileri ise Amerika’nın koruması gibi görünen bu yapı aslında Orta Doğu’da huzuru da bozarak bölgenin parçalanmasına ve daha kolay yönetilmesine sebep oluyor. Mekke Antlaşması’na bu çerçeveden bakmak lazım. Bu gizli aşkın karşısında durabilecek tek strateji “Orta Dünya.” Tarih bize Mekke Antlaşması ile İran’ın yalnızlaşacağını, bu oyunun aktörlüğünü sürdüremeyip adayı terk edeceğini gösterecek. Bu coğrafyada ayakta kalmanın yolu komşular ile adalar temelinde iyi ilişkiler kurmak ve yolda giderken bulduğunu evdekine değişmemek. Hep beraber göreceğiz.