Son çeyrek asırda daha belirgin bir şekilde hayatımıza giren bilişim teknolojileri; yaşam ve sosyal ilişkilerimiz başta olmak üzere çok şeyi değiştirdi.
Köşe yazarları, avukatlar, sunum yapmak zorunda olan yöneticiler başta olmak üzere neredeyse herkes yapay zekâdan yararlanıyor. Dilekçelerin, yazıların, medya projelerinin tamamı ya da bir kısmı bu yapay zekânın verileriyle hazırlanıyor. Sanat üretimi, edebiyat ve birçok bilimsel üretimde artık insan, onun hayalleri ve bakış açısı yok. Yerine algoritmaları birileri tarafından yazılmış yapay zekâ sonuçları ve üretimi var. Bu ürünleri, biraz bu işlerin içinde olan sanatçı, avukat, gazeteci yani bu mesleklerin sahipleri görür görmez anlıyor. Ancak asıl sorun, bunun hızla tüm toplum katmanlarına yayılması ve çıkan ürünlerin aslında bir yalan üzerine kurulması.
Hepimiz yazarken, diyalogları belirlerken, temayı, arka planı, sahneleri şekillendirmek için oldukça ciddi çalışıyoruz. Mesleğe yeni başladığım 1980'li yıllarda bir haber hakkında bilgi edinmek için kırk dereden su getirircesine, can havliyle gecemi gündüzüme katarak çalışırdım. Yazılı basından, eski görüntü kaynaklarından, sonra bir dönem arama motorlarından yararlanıp konu ya da yaratılacak nesne hakkında bilgi toplar, bunları zihnimizde birleştirir, bu kaynakları belirterek çalışmayı tamamlardık. O dönemde üretimin az olmasının sebebi de buydu. Bir bilim insanının, bir yazarın, bir sanatçının hayatında belki de bir elin parmağını geçmeyecek sunumlar çıkmasının sebebi de buydu.
Şimdilerde aslında aynı algoritmanın yarattığı, ufak tefek değişiklikler içeren, aslında birbirinin aynı yazılar, sanat ürünleri, bilimsel makaleler görüyoruz. “İntihal” dediğimiz bilimsel hırsızlık, algoritmanın marifetiyle edepsiz, de facto bir durum hâline getirildi. Bu hızlı üretim nedeniyle bu ürünün yapay, sahte olduğunu araştırıp sonucuna göre hareket etmek neredeyse imkânsız. O nedenle artık insanlar, önlerine düşen doğru, yalan, manipülatif her haber ya da kaynağı maalesef doğru kabul etmeye başladı. Yapay zekâ algoritmalarını yazanlar kontrollü bir kuşatmayı, halüsinasyon göstermeyi, yanıltıcı içerikleri, varmış ve yaşamış gibi insanlar üretmeyi, tarihte yaşamış çok kıymetli kişilerin sözleriymiş gibi yapılan paylaşımları, her türlü sahte analiz ve yönlendirmeleri, dilimizdeki ve inanç sistemimizdeki bozulmaları, ahlaki ve insani değerlerdeki sapmaları ve sayısız kasıtlı yalanı insanlığa kabul ettirmeyi başarıyor.
Fikir, sanat, bilim konularında yüz yüze yapılması ve bir adabı olması gereken tartışmalar artık bir kenara bırakıldı. Sohbet odalarında, görüşme mecralarında, sosyal medya platformlarında adları sahte, işleri, meslekleri, konumları yalan hesaplar, gizli hesaplar, özellikle finanse edilen bot hesaplarla, aslında yüz yüze gelseler tek kelime edemeyecek insanlar aslan kesilip birbirlerine hakaret ediyorlar. Kişilik onurunu bozan yalanlarla kişiler ve özel hayatları rencide ediliyor, yargısız infazlarla, yapay konularla insanlar provoke ediliyor, devlet güvenliği ve veri korunması konusunda ciddi ajanlık faaliyetleri yürütülüyor.
Deepfake ve benzeri aplikasyonlarla videolar, ses kayıtları, müzik eserleri (!) yaratılıp bunlarla hem insanlara şantaj yapılıyor hem de sanat ve edebiyata ilgisi olan vatandaşlarımız, gerçek sanatçılar yerine bu yalancıların sahte ürünlerini alarak kandırılıyor. Namus ve özel hayatın dokunulmazlığı en önemli ahlaki değer olması gerekirken yalan ve sahte veriler yaratılarak insanların hayatları karartılıyor. Burada asıl sorun, bunu yaşayanlar hukuki yola başvurup suçlulara ceza verilmesini sağlasalar bile bir çamur atılmış ve toplum önünde izinin kalmış olmasıdır. Yani bir yalan söyleniyor, siz onun yalan olduğunu kanıtlayana kadar zaten iş işten geçmiş oluyor.
Siyasi arenada, devletin gizli görevlerinde, devlete ait iş ve işleyişlerde birtakım ajanlar tarafından yaratılan yalancı durum, trollerin yarattığı yalan dünya ile birleşince geniş toplum katmanlarında hızlı bir hipnoz meydana gelebiliyor. Bu nedenle ivedilikle sosyal medya hesaplarında gerçek hesap kullanımı sağlanmalıdır. Kişiler T.C. kimlik numaraları, kendilerine kayıtlı telefonları ve gerekiyorsa e-Devlet linki üzerinden sosyal medya hesaplarını açabilmelidirler. Burada sahte bir isim kullanılacaksa, BTK’ye yapılan şikâyetle bu kişi hakkındaki verilere (şikâyet eden haklıysa) kolayca ulaşılabilmelidir. 18 yaşın altındakilerin, ailesinin ve devletin izni olmaksızın hesap açmasına engel olunmalıdır. Devlet aleyhine yapılan tüm yayınlar, oda toplantıları vb. sosyal medya işlemleri titizlikle takip edilmelidir.
Sosyal medyada yer almak isteyen tüm üreticiler, bu konuda hem yasal hem de ticaret hukukuna uygun sorumluluklarını yerine getirmelidirler. Tüm sosyal medya kullanıcıları isimleriyle bu sisteme dâhil edilmeli, bireysel suçlar için BTK ve adli merciler, devlete karşı işlenen suçlarda ise dezenformasyon ve adli makamlar gereğini yapmalıdır. Çünkü demokrasi, canı isteyenin istediği gibi hakaret etmesi, yalan haber yayması, başkalarının ürettiği sanat ürünlerini çalması ve bu nedenle de başına bir şey gelmemesi demek değildir. Aksine demokrasi, azınlıkta bile kalsanız sizin haklarınızı koruyan bir sistemin adıdır.
Yapay zekâ için Türkiye Cumhuriyeti hiç vakit geçirmeden kendi algoritmalarını yazmalı, bir iletişim kubbesi ve veri güvenliği için önlemini almalıdır. Yakın bir gelecekte gerçekleşecek “Q Day”de, yani kuantum bilgisayarlarının veri ağına entegre olduğu gün, elektronik tüm verilerimizin yabancıların eline geçmesine engel olmak için bir saniye bile vakit kaybetmememiz gerekmektedir. Bütün bu işe, önce veri öznesi olan sosyal medya hesaplarının gerçek zemine çekilmesiyle başlanmalıdır.