Birkaç haftadır geçmişte kalmış ve milletin vicdanında sonuçlanmamış dosyalar ile ilgili olarak köşe yazıları yazıyorum. Önce Kaşif Kozinoğlu’nun ölümü ile ilgili bazı sorular sormuş ve cevaplarının önemli olduğunu belirtmiştim. Adalet Bakanı Akın Gürlek ve ekibi bu yazımın ardından dosyayı yeniden açtılar. Yıllar önce bir kumpas ile yurt dışındaki görevinden apar topar Türkiye’ye getirilen MİT’in Dış Operasyonlar Daire Başkanı Kozinoğlu tutuklanmış ve Silivri ceza ve tutukevinde rahatsızlanarak(!) hastaneye götürülmüş ve vefat etmişti. Sorduğumuz soruların takipçisi olan yargı ve kolluk kuvvetleri hızla meselenin üzerine gitti. Tutuklamalar ve ileri çalışmalar sürüyor. Kozinoğlu’nun mezarı açıldı, alınan numuneler üzerinde çalışmalar başladı. Son bilgi Fatih Altaylı’nın bu konuda ifade vermesinin istenmesidir.

İkinci olarak “Susurluk” kazasını kamuoyunun önüne getirmiştim. Susurluk’ta kamyon ile çarpışan arabanın içinde olan Milletvekili Sedat Edip Bucak’ın yaralandığı, Emniyet Müdür yardımcısı Hüseyin Kocadağ, Abdullah Çatlı ve Gonca Us’un hayatını kaybettiği olayda cevap bekleyen sorular vardı. Bu soruları sordum. Bu konuda da dosyanın yeniden açıldığını ve gizli bir araştırmanın başladığını biliyorum. Yakın bir zamanda bu konuda da ilerlemelerin olacağını düşünüyorum. Bu meçhul dosyaların yeniden açılmasının temiz bir toplum, devletin bekası için gerekli olduğunu Adalet Bakanlığının görüyor olmasından da son derece mutluyum.

Toplumdaki adalet anlayışını zedeleyen, gizlenmiş, üstü örtülmüş, zaman aşımına bırakılmış, toplum vicdanında yerini bulmamış ne kadar dosya varsa yeniden açılmalı. Araştırılması en derinlemesine yapılmalı. Tüm dosyaların neticelendirilmesi ve sonucuna ulaşıp kapatılması tüm toplumda adalete olan bakış açısını olumlu yönde değiştirecek güveni inşa edecek ve bundan dolayı da adalet çizgisinde yürüyen tüm çalışan ve yetkililerin saygınlığını arttıracaktır.

Kamuoyunda sıkça gündeme gelen ve henüz sonucuna ulaşılmamış olduğundan millet gözünde açıklanmaya en değer bir dosyaya pencere açmak istiyorum. Muhsin Yazıcıoğlu. Bu dosyada cevabı olmayan soruları sorup, cevapları için bekleyeceğim. 25 Mart 2009 tarihinde Kahramanmaraş’tan Yozgat’a miting için helikopter ile hareket eden Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopteri düştü. Helikopter içerisinde bulunan Gazeteci İsmail Güneş 112 telefonu ile bağlantı kurdu. Bu bağlantı sonunda helikopteri arama çalışmaları başlandı. 48 saat sonra naaşlarına ulaşıldı. Arama çalışmalarında verilen koordinatlardan 115 kilometre ötede tespit edildiler. İsmail Güneş’te dâhil olmak üzere pilot hariç hepsi helikopterden uzakta bulunmuşlardı. Önce kaza diye geçiştirilen bu hadise sonradan birtakım usulsüzlükler ve bir videonun ortaya çıkması ile bir suikast sorusunu akıllara getirdi.

Şimdi sorularımıza geçelim.

-Muhsin Yazıcıoğlu’nu taşıyan helikopter kime aittir?

-Pilot ile ilgili bilgiler nedir?

-Helikopterin genel rutin kontrolleri ve bakımı düzgün ve zamanında yapılmışmıdır?

-Kaza(!)’da hayatını kaybeden gazeteci İsmail Güneş’in kamerasından neler çıkmıştı? Silinen ya da yok edilen bir görüntü var mıdır?

-112 ile yapılan telefon görüşmesi baz kayıtları ile arama koordinatları arasında 115 kilometre fark olabilir mi?

-15 Temmuz hain kalkışması sırasında Sayın Cumhurbaşkanına suikast için Marmaris’e giden astsubay Aydın Özsıcak’ın kaza mahalline gittiği ve helikopterin GPRS modülünü söktüğü görüntülerin öncesinde neler vardır?

-Kaza mahallinden uzakta bulunan cesetler oraya nasıl gelmiştir?

-Kaza kırım ekibinde bulunan ve 15 Temmuz’da Yunanistan’a kaçan ve oradan geri getirilen FETÖ’cü asker Davut Uçum ’un buradaki rolü nedir?

-Dönemin Kayseri Milletvekili Dr. İsmail Tamer, Yazıcıoğlu’nun iyi olduğu ve sağ salim getirildiği bilgisini kimden almıştır?

-Kazada hayatını kaybedenlerin otopsilerinde ne sonuçlara ulaşılmıştır? Otopsileri kim yapmış, otopsinin savcıları kimlerdir?

-Bu otopsinin raporlarını kim imzalamıştır? Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu özellikle son zamanlarda bazı yakın arkadaşları ve özellikle oyuncu ve yönetmen Ahmet Yenilmezile çok özel bir proje üzerinde konuşuyordu. Barnabas incili ile ilgili. Barnabas İncili fenomeninin de açıklığa kavuşturulması gerektiğini düşünüyorum.

Bu sorulara cevap aldıkça geçmişin karanlık dehlizlerinde ışıkların yanmaya başlayacağını görüyorum. Bu soruların ötesinde daha birçok bilinmez var bunu da görüyorum. Bu başlangıç. Her bir sorunun çözümü aslında bu bilmeceyi kolayca çözecek. İki temel konuyu unutmamak lazım. Bu suikastın arkasında kim veya kimler var, FETÖ bu işin neresinde? Barnabas incili meselesi önemli. Susurluk’ta Çatlı’nın ölümü ile Yazıcıoğlu’nun ölümünü acaba bu incil’mi ortaklaştırıyor? Sormaya devam edeceğiz.