Her şeyin bir yeri vardır; taş duvarda, tohum toprakta, dümen de onu tutmayı bilen elde anlam kazanır.

Bir şeyi yerinden ettiğinizde ilk anda büyük bir gürültü kopmaz; çürüme sessiz başlar ve sinsice ilerler.

Ehliyet sadece bir işi yapabilecek bilgiye sahip olmak değil, aynı zamanda o işin ağırlığını taşıyabilecek bir karaktere sahip olmaktır.

Liyakat ise ehliyetin hakkının verilmesidir; doğru insanın doğru yere, hak ettiği için getirilmesidir.

Biri kabiliyeti, diğeri adaleti temsil eder; ikisi bir araya gelmediğinde bina temelinden çatlar.

Yerinde olmak bir makamı işgal etmek değil, aksine o makamın emanetini idrak ederek yük omuzlamaktır.

Yerinden etmek ise yalnızca bir kişiye değil, o kişinin hizmet edeceği herkese yapılmış bir haksızlıktır.

Ne var ki çağımızda yakınlık çoğu zaman yetkinliğin, sadakat de çoğu zaman salahiyetin önüne geçiyor.

Kulağa hoş gelen söz, işe yarayan emeğin yerini alıyor; görünmek, olmanın önüne geçiyor.

Her yanlış tayin küçük bir kar tanesi gibi düşer ve kimse onu önemsemez.

Fakat o tanelerin üstüne yenileri biner, eğreti kararlar birbirini besler ve bir gün dağın yamacından koca bir çığ kopar.

O çığ önce kurumları, ardından güveni, en sonunda da toplumun ortak vicdanını altında bırakır.

Telafisi mümkün olmayan sarsıntılar çoğu zaman bir anda değil, bu sessiz birikimin sonunda zuhur eder.

İşin ehline verilmediği yerde sonun yakın olduğu çok eskiden söylenmiştir.

Adaletin mülkün temeli olduğu da aynı hakikatin bir başka ifadesidir; adalet, her şeyi layık olduğu yere koymaktır.

Eskiden bir işe başlamadan önce o işin erbabı aranır, ustaya hürmet edilir, çırak sabırla yetiştirilirdi.

Kıdem, kabiliyetle; makam ise sorumlulukla anlam kazanır.

Bu sebeple aslolan, işi en başından olması gerektiği gibi yapmaktır; sonradan yamanan hiçbir şey ilk hâlinin sağlamlığına kavuşamaz.

Ehliyet ve liyakat sahiplerine hürmet göstermek, onların hakkını teslim etmek bir lütuf değil, toplumun kendi geleceğine yaptığı en büyük yatırımdır.

Bilgiyi kıymetli, emeği değerli, dürüstlüğü muteber kılan bir anlayış, yarınlarını sağlam bir zemin üzerine inşa eder.

Fırtınaya dayanan gemi, yelkeni en güçlü olan değil, dümeni ehil ellerde bulunandır.

Yerine konmayan her taş bir gün duvarı yıkar; yerine konan her taş ise asırlara direnen bir kalenin sessiz bekçisi olur.