Büyük bir sergi salonunda dünyaca ünlü bir ressamın hayranlık uyandıran resimleri sergilenmektedir. Binlerce lira değerindeki resimler çok geniş kitlelerce ziyaret edilmekte, ziyaretçiler sergi ile ilgili çağlayan duygu ve düşüncelerini ziyaretçi defterinin sayfalarına sığdıramamaktadır. Ressam çok memnun ve mutlu olmakta, keyifle ziyaretçilerini ağırlamaktadır. Kendi profesyonelliğine rağmen yapılan eleştirileri de büyük bir titizlikle not etmektedir. Yine böyle bir anda ziyaretçilerden birisi, bir tablonun önünde uzun süre kalmış, kaşlarını kaldırıp kendi kendisine ‘Olmamış, olmamış’ diye söylenmektedir. Ziyaretçinin bu hali, ressamın gözüne ilişir ve yanına gelir. Hoş geldiniz, nasılsınızdan sonra tablodaki resimle ilgili problemin ne olduğunu sorar. Ziyaretçi anlatmaya başlar: “Bu taban iki yandan eşit durmuyor, ayağın yapısını bozar, üstteki deri ile taban birleşimi ayak yanlarını sıkacak tarzda olmuş rahatlık sağlayacak yeteri kadar genişliğe sahip değil, kullanılan derinin rengi çok doğal gözükmüyor”. Resimde muharebe alanında ayakta duran bir asker tasvir edilmiştir. Ressam hayretler içerisinde kaçırdığı bu ayrıntıyı ziyaretçinin nasıl yakaladığını merak eder ve ona kim olduğunu sorar. Ziyaretçi ise 25 yıldır ayakkabı ve çizme imal ettiğini söyler ve devam eder: “Pantolonun dikişleriyle pile mesafesi çok az olmuş, ayrıca iplikler de çok ince kullanılmış”. Ressam ziyaretçiye dönerek, “ İşte orada dur! Sakın çizmeyi aşma!” der.

Yine çizmeler aşıldı. Yine çizgiler geçildi. Bir gece yarısı Türkiye bir büyük hukuksuzluğa daha şahit oldu. Hukuksuzlukla hukuk inşa edilmek istendi. Hadsizlikle hadler aşıldı. Kamikaze hakimlerle adalete hançer saplandı.

Aslında herkes biliyordu bu işin böyle olmayacağını. 76 şüphelinin avukatları hep birlikte kalkıp aynı gün dilekçe verecek, aynı gün müvekkillerinin suçsuz olduklarını ifade edip tahliyelerini talep edecekler. Öyle iki hakime (!) rast gelecekler ki, tüm şüpheliler için bir anda “Aslında size şaka yapıldı, hadi bakalım kameraya el sallayın” kabilinde bir kararla salıverilecekler. Bu işin böyle olmayacağını biliyorlardı. Nitekim olmadı da. Ancak iki şey hedeflendi: Birincisi belki, salıverilenlere kaçıp gidecekleri zamanı kazandırabilmek, ikincisi hep yapageldikleri ancak son zamanlarda çok da fırsat bulamadıkları hukuksuzluk algısını oluşturmak. Hukukun engellendiği, masum insanların hakim kararına rağmen içeride tutulduğu, “tüm yapılan bu operasyonların hukuksuz olduğu” algısı oluşturulmaya çalışıldı. Bu hukuksuzluk operasyonu ile Paralel yapı, intihar komandosu hakimleriyle, şüpheliler ve avukatları arasındaki iletişim ve bağ ile, algı oluşturmada kullanılan medya organlarıyla; hatta tüm içte ve dıştaki işbirlikçileriyle örgütlülüğünü kesin bir dille ifade etmiş oldu. “Biz bir örgütüz” denildi. Malum ilan edildi.

Artık çizmeyi iyice aşanlara hadlerini bildirmek lazım. Artık devlete ihanet edilmemesi gerektiğinin, hukuka darbe yapılmaması gerektiğinin, darbenin her türlüsünün kötü olduğunun farkına varmaları gerekmektedir. Milletin zekasıyla, aklıyla dalga geçmenin künhüne varmaları gerekmektedir. Vatanın bütünlüğünü, devletin büyüklüğünü idrak etmeleri gerekmektedir. Artık çok olanlara sabrın sınırlarını göstermek elzemdir. Allah’a (CC) emanet olun!