Son günlerde yaşanan Cumhurbaşkanlığı adaylık süreciyle birlikte şunu bir kez daha görmüş olduk ki; Sayın Erdoğan’ın içinde bulunduğu denklem de herhangi birisinin bu ülkede Başkanlık yapması çok düşük bir olasılık. Seküler Kemalist rejimin bile mütedeyyin çevreden aday arayışları içine girmesi Türkiye halkının gerçek anlamda kodlarını bulduğunun bir göstergesidir. Bu sebeptendir ki Sayın Erdoğan var olduğu sürece bu halk onu her zaman Başkan yapacaktır. Bu konuda kimsenin bir tereddüdü bulunmazken değişen yönetim sistemiyle birlikte meclisteki sandalye çoğunluğunun önemli hale gelmesi tereddütleri ortaya çıkarmaktadır.

Her köşe yazımda muhakkak var olan yanlışlıkların düzeltilmesi üzerinde dururken bu sefer olması gerekenler üzerinde duracağım. Aldığım yorumlar ve gelen tepkiler üzerine AK Partinin ciddi anlamda kendi içerisinde reform yapması ve belirlenecek vekil adaylarının bu şekilde belirlenmesi gerektiği kanaatine vardım. Bu tereddütler hükümetin ve devletin üst kademelerinden geldiği içinde ayrı bir önem arz etmektedir. Siyasi ikballerini düşünenler, oturmuş oldukları makamların değerli olduğu kanaatindekiler, muhteşem dengeciler ve bir takım aksaklıkları görüp de dile getiremeyenler.. Tüm bu saymış olduğum Reis sevdalıları! Öyle zannediyorum ki aday adaylık sürecinde oldukları için bu aksaklıkları dile getiremiyorlar problem değil AK Partinin ve Türkiye’nin geleceği bu fakirin geleceğinden daha önemli.

Halkın nabzı yerine il ve ilçe teşkilatlarının nabzı tutulmakta. Kimse yoğurduna ekşi demeyeceği için gerçek anlamda halka inilmesi gerekir. Milletvekili aday belirleme sürecinde parti kademesinin adaylarından daha önemli olan halkın istediği adayların listelere konulmasıdır. Sayın Erdoğan’ın en büyük zaafı olan zor zamanlarında yanında olanlara karşı duymuş olduğu vefa duygusu onu olumsuz etkilemektedir. Çünkü hep o zaafından yara almaktadır. Artık Sayın Erdoğan’ın kredisinden vekil olma dönemi bitmeli. Basiretli, çalışkan ve liyakatli adaylar ön plana çıkmalı.

Kibrinden, egosundan ve vurdumduymazlıklarından sıyrılamayan adaylar halkın vetosuna takılacaktır. 15 Temmuz’da net ve dik bir duruş sergileyemeyen kimse bırakın listeyi parti içerisinde dahi yer almamalı. Yeni dönem vekilleri halkın derdiyle dertlenmeli ve seçim sonrası odalarına kitlenmemeli. Seçim öncesi ve sonrası değişkenlik gösteren vekiller olmamalı. Belki de en önemlisi artan genç Kürt oylarının alınabilmesi için Doğu ve Güneydoğu’da ayrı bir çalışma yapılıp birebir halkın nabzı tutulmalı. O bölgenin adayları bu şekilde belirlenmeli.

Tüm bu saymış olduğum kriterlerin gözardı edilmesi durumunda AK Parti ile MHP’nin yakınlaşmasından kaynaklı, seçmenin MHP’ye ayrı bir muhabbet beslemesi ve bu muhabbetin “hatır oylarına” dönüşmesi şeklinde sonuçlanabilir. Durum böyle olunca Sayın Erdoğan ile AK Parti’nin oyu aynı olmayacaktır. AK Parti Sayın Erdoğan’ın rüzgarına yetişmeli. Naçizane gördüklerim ve aktarabildiklerim bunlardan ibaret.

Ama şu unutulmasın ki: “Seni başkan yaptıracağız, seni başkan yaptıracağız, seni başkan yaptıracağız.”