Z kuşağı diye bir nesil var. 2000’den sonra doğan, teknoloji çocukları bunlar. Sanal futbol oyunları oynuyor, yapay zeka üzerine konuşuyor, robotları tartışıyor.

Bugünkü mesleklerin yüzde 50’si önümüzdeki çeyrek asır sonra olmayacak. Bambaşka, yeni meslekler ve kolları doğacak. Akıllı telefonlar, tabletler ve değişen modern iletişim araçları, ‘klasik meslekleri’ de ortadan kaldırıyor. En büyük tehdit elbette, gazete ve televizyonların etrafında dönüyor.

Dijital haberleşme, sosyal medya artarak, güçlenerek yayılıyor. Bununla birlikte ‘veri analistliği’ gibi bir alan da açılıyor. Ayrıca toplanan veriler için ‘veri güvenliği’ birimleri, yani ‘veri güvenlikçileri’ de alışıldık bekçilerin çok ötesinde bir bilim ve uzantısı… Avukatlar ve sekreterlerin yerini bilgisayar mühendisliği ve geliştirilen yazılımlar alıyor. Mühendislik kolları gün aşırı, yeni gelişmeler sonrası dallanıyor, budaklanıyor. Biyokimya, nanoteknoloji, biyomedikal, robotlar, genetik, lojistik mühendisliği henüz bilinmiyor olabilir; ama ihtiyaç kolu olarak revaç buluyor.

Bugüne kadar yaptığınız bütün rutinler, monoton alışkanlıklar bir süre içinde ‘robotlar’ eliyle gerçekleştirilecek. Sizi ‘aranan kişi’ yapacak olan tek özellik, kreatif bakış açısı ve ‘farklılık’ olabilir artık. Yapay zeka uzmanlığı da bunlardan biri…

Nesnel internet operatörleri geliştirilecek örneğin. Yani bilgisayar aklı, nesneleri konuşturacak. Sandalye, yol ve ışıklar birbirleri ile diyalog kuracak. Eğer birisi kalp krizi geçiriyorsa, üzerinde oturduğu sandalye bunu haber verecek, hatta yolları önceden açacak. Nesnel operatörler de bu bağlantıları sağlayacak.

Enerji, yeni nesil medya ve eğlence dünyasında çok çeşitli, farklı iş gücü ihtiyacı olacak. Öyle ya; zamanla kaybolan meslekleri veya kaybolmaya yüz tutmuş zanaatları hatırlasanıza… Artık hafızalarda tatlı bir hatıra değil mi; ‘eskiler alıp satan’ eskiciler… Arzuhâlcileri, Z kuşağı nesline nasıl anlatabilirsiniz ki? Postacı yolu gözlemeyi “e-mail ve i-message” gönderenler ne bilsin. ‘Zerzevatçıları’ hatırlayan kaç kişidir? Mesleği babasından, dedesinden öğrenenler üzerindeki sis bulutu dağılırsa, ‘kalaycı’ ne demek öğrenilebilir. Kendileri için büyük bir emek ve zor bir uğraş olan yanmış tencere ve tavaları temizlemek, onları seyreden çocuk gözleri için nasıl da zevkliydi aslında.

Artık yalnızca turistik bölgelerde görebileceğiniz macuncular, rengarenk tezgahları ve küçük çubukları ile mahalle aralarında gezerdi. Esans satanlar artık itibar görmüyor olabilir, etrafta da bulamazsınız zaten. Ancak iki kapaklı, dört tarafı cam bir kutu içinde küçük şişeler taşırlar, güzel kokuları peşi sıra etrafında koşuştururdu. Toplu yaşam alanlarında onlara sık rast gelirdiniz, daha henüz görmeden kokularından anlardınız. El süpürgesi yapan süpürgeciler, yorgan diken yorgancılar, devlet dairelerinin kapısında ücret karşılığı mektup, dilekçe yazan, form dolduran arzuhâlciler artık yok. Fındık, fıstık, leblebi, dut kurusu ve keçi boynuzu satan zerzevatçılar vardı, paranız yoksa da ‘göz hakkı’ diye alabilirdiniz.

Elindeki çanı çalardı, ‘yoğurtçu’ diye bağırarak geldiğini haber verirdi yaşlı bir ihtiyar. Ağaç askının iki ucundaki kefelerde satılırdı yoğurtlar, alın teri ve saf sütten geçim sağlanırdı. Yakın gelecekte ise bugünkü mesleklerin yüzde 50’si yerini otomasyonlara bırakacak. 21 milyon yeni iş kolu ortaya çıkması bekleniyor. Peki; “makineler her şeyi yapar hâle geldiğinde biz ne yapacağız” sorusu ise ortada duruyor.