Ülkemizin resmi dengesel yönetim erkleri kapsamında, en kritik yere sahip olan yargı erki, Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasi ve sosyolojik yakın tarihi ele alındığında, en ciddi krizlerin yaşandığı, ve çekilen sancılar neticesinde, iç bağışıklık sisteminin bozulduğu, gücünün boşaltılarak ve sulandırılarak işlevini ve anlamını yitiren bir mekanizma haline getirilmiş ve uzunca yıllar bu, çok ciddi problemlere yol açmıştır.

Otuzlar Türkiyesinin askeri vesayet ruhu ve buna bağlı güçler, bürokrasi ve siyaseti esir alarak, gerçek demokrasiye atılan her adıma siper olmuştur. Bunun en bariz ve acı örneği 27 Mayıs 1960 kanlı darbesi ile yaşanmış ve ülkenin seçilmiş başbakanının haksızca idam edilmesine giden süreç yine sözde yargı ve sözde mahkemelerle gerçekleştirilmiştir.

27 Mayıs, Türkiye'yi her yönden askeri vesayetin domine ettiğini güçlü şekilde vurgulamanın da ötesinde, önemli bir dönüm noktası da olmuştur.

Ülke silikleşmiştir;

Silik siyaset,

Silik siyasi liderler,

Silik bürokrasi,

Silik iş dünyası,

Ve en önemlisi silik ve sinmiş yargı.

Adnan Menderes'in idam edilişi, kollektif bilinçlerde öyle ciddi travmaya yol açmıştır ki, siyasisinden, bürokratına ordunun yönetim kademesinin izni, onayı, emri olmadan kimse ciddi bir karar alamaz, onlara danışmadan hareket edemez olmuştu.

Demokrasi düşmanı vesayetçi bu güçlerin ülkemizdeki en büyük yenilgisi 3 Kasım 2002'de gerçekleşti ve Türk milleti'nin uzun yıllardır aradığı ve ihtiyaç duyduğu, kendi içinden bir evladı olan, milletin derdini bilen, derdi ile dertlenen Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin geleceğe giden aydınlık yolculuğunun kaptanı oldu.

Bu süreçten sonra devrim niteliğinde yapılan atılımlar yanında yukarıda bahsi geçen demokrasi dışı güçlere ve vesayet odaklarına karşı ciddi bir savaş başlattı.

Bu savaşların en çetini yargı ve adalet mekanizmasında gerçekleşti. Çünkü vesayet rejimi öyle habis bir tümör gibi sarmıştı ki hücreleri, kimi zaman sol ve Baasçı bir hareket olarak faaliyetine devam ederken, kimi zaman da Fetö terör örgütüne bağlı olarak saldırılarını sürdürüyorlardı. Kimi zaman milletin tek başına iktidar yaptığı siyasi partiyi kapatmaya çalışırken, kimi zaman korsan yargı operasyonları ile darbe girişimine kadar cüretkarlaşmışlardı.

Yargıdaki savaş gerçekten çetin oldu. Ne 2010 Anayasa referandumu, ne de 2013'ten sonra kendini iyice açığa çıkaran paralel örgütün tasfiye edilmesine ilişkin çalışmalar tam olarak çare oldu. 2014 yılından itibaren faaliyetine devam eden Yargıda Birlik Derneği bu konuda çeşitli çabalar sunmuş olsa da, çok yakın tarihlere kadar, yargı camiası içinde, adaletin ruhunu gerçekleştirmekten çok uzakta, korkak, silik, ya da kötü niyet taşıyan faaliyetlere imza atan, vesayetçi örgütlere göz kırpan kararlar tanzim eden yargı mensuplarını gördük.

Ta ki, kahraman bir hukuk adamı bu gidişe bir dur deyinceye kadar.

Genç bir hakim olduğu dönemden beri verdiği cesur ve adil kararlarla, efsane yargıç olarak tanınan Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olunca yönettiği soruşturma ve operasyonlarla, 'Tamam ülkemize artık adalet geldi' dememizi sağladı.

Yıllarca kelle koltukta, yılmadan ülke için cesaretle mücadele eden Cumhurbaşkanımız sonunda gerçek bir yol arkadaşı, cesur bir ekip üyesi kazandı.

Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olması ile Yargı ve Adalet Mekanizmasında bir Gürlek Doktrini ortaya konduğunu görüyoruz.

Türkiye gerçek anlamda adil bir ülke haline geliyor.

Peki ne diyor Gürlek Doktrini,

Yargı, kanunları lafzına göre değil, ruhuna göre uygular diyor. Yani kanunların işlevinin tam anlamı ile yerine gelmesi için, yargı mensupları adil olan uygulama lehine inisiyatif kullanarak adaletin gerçek anlamda uygulanmasını sağlamalıdır. Bürokratik korkaklık ve çekingenlik ile 'başımdan dosyayı atayım' diye verilmiş sözüm ona kararlar bu uygulamada kabul görmüyor.

Yargı önünde, sosyo ekonomik sınıf, siyasi görüş, ırk,din, mezhep gibi hiçbir ayrım gözetmeden herkesin kanun önünde eşit olduğu, hiçkimsenin meşruiyeti tartışmalı dokunulmazlık ya da muafiyetlerden faydalanamadığı, yargı erkinin haklı olandan yana olduğu bir düzene tam anlamıyla geçiş yapıldı. Son dönemde yapılan başta Gülistan Doku soruşturması olmak üzere, faili meçhul kalan ya da bilinçli olarak bırakıldığı yolunda şaibeler olan, belirli güç odaklarının lehine üzeri kapatıldığı yolunda şüpheler olan dosyaların tekrar açılarak, derinlemesine araştırılması, kamuoyundaki soru işaretlerinin de giderilmesi açısından çok önemlidir. Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı'nın kurulması da bu kapsamda çok önemli bir gelişmedir.

Yargının güçlü olması, adaletten taviz verilmemesi, yargı mensuplarının da cesur ve adil kararlar verebilmesi ve her bakımdan güvende ve güçlü hissetmesi için atılması gereken adımlar hızlıca atılıyor. Akın Gürlek'in yargı mensubu kökenli bir bakan olması, yargının, yargıcın, savcının, adliye çalışanlarının her bakımdan sorunlarını en yakından bilmesi, bu sorunların çözümü ve yargı mensuplarının gücünün yargı erkine yakışan bir düzeye getirilerek, güvende hissetmelerini sağlayan önemli bir faktör. Bu kapsamda yargı mekanizmasına konu özlük hakları başta olmak üzere bir çok hak ve olanakların iyileştirildiğine tanıklık etmekteyiz.

Yargı mensuplarının hakları derinlikle ele alınırken, madalyonun öbür yüzünde yükümlülükler de ön plana çıkıyor. Takipsiz bırakılan, yeterince incelenmeyen, ciddi hukuka aykırılıklara konu olan dosyalarla ilgili savcı ve hakimler hakkında soruşturma açılarak, bu aykırılıkların giderilmesi ve yaptırımsız kalmaması sağlanıyor. Son dönem Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından yapılan soruşturmalar bunun net göstergesi.

Gerek hukuk gerek ceza yargılamalarında, hızlı, isabetli, adalet duygularına tam hitap eden kararların verilmesi. Bu amaca yönelik olarak, konusunda ehil ihtisas mahkemelerinin faaliyete geçirilmesi çalışmalarının başlatıldığını biliyoruz. Yargılamaların gereksiz uzayarak, dava mekanizmalarının işlevsiz hale gelmesine karşı alınan tedbirlerin şimdiden meyvelerini verdiği, özellikle hukuk davalarında hızlı ve isabetli kararlar alındığını gözlemliyoruz. Artık yerel ve yüksek mahkeme süreçleri ile yıllarca sürerek, hak arayanları yıldıran yargılamaların olmayacağına şahit oluyoruz.

Bu yaklaşımla Türkiye özlemi duyulan, adil, hukukun herkese eşit uygulandığı ve kanunların adalet duygusunu en güçlü şekilde tatmin ettiği bir ülke oluyor. Türkiye gerek içte gerekse dünyada bu duruşu ile daha da güçleniyor.

Silik, korkak, kötü niyetli unsurlara Türk Adaletinde yer olmayacağı ortaya kondu.

Ülkemizi bu aydınlık gelecek yolculuğuna sokan devrim niteliğinde karar ve uygulamalarla adaleti hakim kılan başta Bakanımız olmak üzere devlet adamlarımıza teşekkür boynumuzun borcudur.