Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ünlü isimlere yönelik yürüttüğü uyuşturucu soruşturması kapsamında 25 kişi hakkında gözaltı kararı verildiği, bazı isimlerin gözaltına alındığı basına yansıdı. Listede Serenay Sarıkaya, Tan Taşçı, Blok3 adıyla bilinen Hakan Aydın, Mirgün Cabas, Mabel Matiz, Berkay Şahin, Feyza Civelek ve Onur Tuna gibi kamuoyunun yakından tanıdığı isimlerin yer aldığı bildirildi. Elbette hukukun temel ilkesi açıktır: Herkes için masumiyet karinesi esastır; nihai hükmü mahkeme verir. Ama tam da bu yüzden soruşturmanın yürütülmesi, kimsenin şöhret kalkanının arkasına saklanamayacağını göstermesi bakımından önemlidir.
Türkiye uzun zamandır sadece sokakta, kenar mahallede, okul önlerinde, gençlerin hayatını zehirleyen karanlık ağlarla mücadele etmiyor; aynı zamanda uyuşturucuyu “normalleştiren”, “hafifleştiren”, “popüler kültür dekoru” haline getiren tehlikeli bir iklimle de mücadele ediyor. İşte bu operasyonların asıl anlamı burada yatıyor. Mesele yalnızca birkaç ismin adli işlem görmesi değildir. Mesele, gençlerin gözünün içine baka baka “şöhret başka, hukuk başka” denilmemesidir.
Çünkü bu ülkede bir gencin hayatı, bir ailenin gözyaşı, bir annenin sabaha kadar beklediği evlat yolu; magazin parıltısından, konser afişinden, dizi setinden, sosyal medya takipçi sayısından daha kıymetlidir. Eğer uyuşturucu ile mücadele edilecekse, bu mücadele yalnızca arka sokaklarda değil; kameraların, sahnelerin, kulislerin, yüksek gelirli çevrelerin, popüler isimlerin bulunduğu alanlarda da aynı ciddiyetle yürütülmelidir.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu dosyada ortaya koyduğu irade bu açıdan değerlidir. Çünkü hukuk, zayıfa sert; güçlüye, ünlüye, çevresi kalabalık olana çekingen davranırsa adalet duygusu yara alır. Devletin en temel görevi, suçla mücadelede seçici davranmadığını göstermektir. Ünlü de olsa, fenomen de olsa, sanatçı da olsa, gazeteci de olsa, oyuncu da olsa; herkes kanun önünde aynı çizgide durmalıdır.
Burada kimseye peşin hükümle suçlu muamelesi yapılmamalı. Soruşturmanın seyri, deliller, ifadeler, adli tıp süreçleri, savcılığın değerlendirmesi ve mahkeme kararları esastır. Fakat bir başka hakikati de görmezden gelemeyiz: Toplumun önünde görünür olan insanların hayat tarzı, davranışı, dili, ilişkileri ve sembolleri geniş kitleler üzerinde etki üretir. Hele gençlerin yoğun biçimde takip ettiği isimlerin bulunduğu dosyalarda kamu yararı çok daha büyüktür.
Bugün yapılması gereken şey, operasyonu magazin malzemesine çevirmek değil; bu meseleyi bir toplumsal uyanış vesilesi olarak okumaktır. Uyuşturucu, sadece kullananı değil, aileyi çökerten; sadece bedeni değil, iradeyi teslim alan; sadece bugünü değil, yarını da zehirleyen bir musibettir. Devletin bu konuda kararlı durması, sadece güvenlik politikası değil, aynı zamanda nesli koruma meselesidir.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey nettir: Şöhrete göre değişmeyen hukuk, paraya göre eğilmeyen adalet, popüler kültür baskısına teslim olmayan devlet aklı. Bu dosyada da beklenen budur. Suçsuz olan aklanır; suçla bağlantısı tespit edilen de hukuk önünde hesabını verir. Ama kimse artık “bana dokunulmaz” rehavetine kapılmamalıdır.
O yüzden bu operasyonlar doğru okunmalıdır. Bu bir linç çağrısı değil; tam tersine hukukun işletilmesi çağrısıdır. Bu bir magazin heyecanı değil; gençleri zehirleyen karanlık ağlara karşı devletin “nerede olursa olsun iz sürerim” mesajıdır. Parıltılı dünyanın ışıkları göz kamaştırabilir; ama hukuk lambası yandığında herkesin gölgesi görünür.