Dün Yeni Şafak'ta dikkat çekici bir analiz yayımlandı. Yazıda, FETÖ ile mücadelede ön saflarda yer alan bazı isimlerin zaman zaman sistem dışına itilmeye çalışıldığı, örgütün ise farklı yöntemlerle yeniden alan açma arayışında olabileceği yönünde önemli değerlendirmeler yapılıyordu. Analiz, doğal olarak kamuoyunda da "Acaba yeniden benzer bir süreç mi yaşanıyor?" sorusunu akıllara getirdi.
Bu tür uyarılar elbette ciddiye alınmalıdır. Çünkü FETÖ, hiçbir zaman sadece bir terör örgütü olmadı; sabırla hareket eden, kendisini gizlemeyi bilen, devletin zayıf gördüğü noktalara sızmaya çalışan organize bir yapıyla karşı karşıya kaldık. Geçmişte en büyük darbelerini de cepheden değil, perde arkasından vurdu. Bu yüzden "tehlike tamamen geçti" demek nasıl büyük bir hata olursa, devletin bugün aynı bilinçsizliğe sahip olduğunu düşünmek de en az o kadar büyük bir haksızlık olur.
Benim bu noktada içimi rahatlatan çok önemli bir gerçek var.
Bugün devletin en kritik makamlarında, FETÖ'nün ne olduğunu en ağır bedeller ödenirken görmüş, bu yapının yöntemlerini ezbere bilen insanlar var. Adalet Bakanı Akın Gürlek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve isimlerini tek tek sayamayacağımız daha nice vatan evladı… Bunlar, mücadeleyi dosyalardan değil, bizzat yaşayarak öğrenmiş insanlar. Bu ülkenin yeniden aynı karanlık yapılar tarafından kuşatılmasına göz yumacaklarına inanmıyorum.
15 Temmuz gecesi sadece bir darbe girişimi yaşanmadı. O gece milyonlarca insanın devletine olan güveni sınandı. Kimileri tankların önüne yattı, kimileri şehit oldu, kimileri ömür boyu taşıyacağı yaralar aldı. O gece, bu millet çok ağır bir bedel ödedi. İşte bu yüzden bugün devletin hafızası da milletin hafızası da eskisi gibi değil. O acılar, sadece hatıralarda değil, kurumların reflekslerinde de yaşıyor.
Elbette teyakkuz şarttır. Elbette her iddia araştırılmalı, her şüphe ciddiyetle değerlendirilmelidir. Çünkü devlet, rehaveti kaldırmaz. Ancak sürekli endişe üretmek de bu ülkeye fayda sağlamaz. Bazen güven duymak da en az sorgulamak kadar önemlidir. Güven; kişilere değil, o kişilerin bugüne kadar ortaya koyduğu mücadeleye duyulur.
Ben, bugün o mücadeleyi vermiş insanların devletin en kritik noktalarında görev yapıyor olmasını çok kıymetli buluyorum. Bu isimlerin her biri, geçmişte yaşananlardan ders çıkarmış bir devlet aklının temsilcileri durumundadır. Onların bulunduğu bir yapıda, FETÖ ya da benzeri herhangi bir ihanet şebekesinin yeniden devlet içerisinde eski gücüne kavuşabileceğine ihtimal vermiyorum.
Belki de bu yüzden içim rahat…
Çünkü bu millet kandırılmanın, ihanetin ve ihmalin bedelini çok ağır ödedi. Bir daha aynı acıları yaşamamak için sadece güvenlik kurumları değil, toplumun vicdanı da artık çok daha uyanık. Çocuklarını toprağa veren anne babaların gözyaşı, bombalanan Meclis'in duvarları, şehitlerimizin emaneti bu millete çok büyük bir sorumluluk yükledi.
O yüzden bugün umutluyum. Tedbiri elden bırakmadan, gözümüzü dört açarak ama devletine de güvenerek yolumuza devam etmeliyiz. Çünkü inanıyorum ki; Akın Gürlek'in, Hakan Fidan'ın, Mustafa Çiftçi'nin ve aynı inançla görev yapan yüzlerce isimsiz kahramanın bulunduğu bir devlet mekanizması, bu ülkenin bir daha aynı karanlığa teslim olmasına izin vermeyecektir.
İşte bu yüzden içim rahat…