İBB DAVASINDA İFADELER, PARA TRAFİĞİ VE TEKNİK KAYITLAR AYNI NOKTAYI İŞARET EDİYOR

Bir soruşturmada tek bir kişinin sözü tartışılabilir.

Bir tanığın anlatımı sorgulanabilir.

Bir itirafçının beyanı için “kendi sorumluluğunu azaltmaya çalışıyor” denilebilir.

Peki birbirinden farklı dosyalarda, farklı kişilerin anlattıkları; tarihler, yerler, para hareketleri ve teknik kayıtlarla örtüşmeye başladığında ne diyeceğiz?

İBB soruşturması ve devam eden yargılama sürecinde bugün gelinen noktanın önemi tam da burada.

Çünkü artık kamuoyunun karşısında yalnızca birtakım siyasi suçlamalar yok.

Mahkeme salonunda verilen ifadeler var.

Milyonlarca liralık ödeme iddiaları var.

Daire devirleri var.

Çekler var.

Nakit ödemeler var.

HTS kayıtları var.

Daraltılmış baz analizleri var.

Ve birbirinden ayrı anlatımların belirli noktalarda kesişmesi var.

MUHİTTİN BÖCEK ANLATTI, TEKNİK KAYITLAR BULUŞMALARI DESTEKLEDİ

Muhittin Böcek'in verdiği ek ifadede ortaya attığı iddia son derece ağır.

Böcek, 2024 yerel seçimleri öncesinde Antalya Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı için Ekrem İmamoğlu'nun kendisinden yaklaşık 15 milyon euro istediğini öne sürüyor.

Dahası, bunun 5 milyon euroluk bölümünün Kapalıçarşı üzerinden gönderildiğini ve para teslimatının teyidi amacıyla kullanılan 100 TL'lik banknotun bulunduğu zarfı İmamoğlu'na verdiğini iddia ediyor.

Elbette bir hukuk devletinde yalnızca “Böcek böyle söyledi” denilerek hüküm kurulamaz.

Fakat dosyaya yansıyan teknik kayıtlar tam da bu noktada önem kazanıyor.

Basına yansıyan daraltılmış baz analizlerine göre Böcek ile İmamoğlu'nun telefonlarının, Böcek'in anlattığı 30 Kasım 2023 tarihindeki Beşiktaş görüşmesi sırasında aynı bölgede ve aynı zaman diliminde sinyal verdiği belirtiliyor.

Böcek'in ikinci görüşmenin gerçekleştiğini söylediği 17 Aralık 2023 tarihinde de iki ismin telefonlarının Şişli'de aynı zaman aralığında kesiştiği aktarılıyor.

Yani teknik kayıtlar elbette tek başına “15 milyon euro istendi” veya “rüşvet verildi” sonucunu kanıtlamaz.

Ama çok önemli başka bir şeyi yapar:

Beyanda anlatılan buluşmaların gerçekten gerçekleşmiş olabileceğini bağımsız teknik veriyle destekler.

İşte soruşturmanın ağırlığı burada artıyor.

Çünkü artık ortada yalnızca bir kişinin hafızasına dayanan bir anlatım değil, anlatımın zaman ve mekân unsurlarıyla örtüşen teknik kayıtlar bulunuyor.

BİR TARAFTA 15 MİLYON EURO, DİĞER TARAFTA 8 MİLYON TL'LİK RUHSAT İDDİASI

Üstelik tartışılan tek dosya bu değil.

İBB davasının duruşmasında iş insanı Hamit Demir'in mahkeme huzurunda anlattıkları da son derece dikkat çekici.

Demir, Beylikdüzü'ndeki projesinin ruhsat sürecinde kendisinden 8 milyon TL ödeme talep edildiğini söyledi.

Ve bunu kapalı kapılar ardındaki bir sohbet sırasında değil, mahkeme huzurunda anlattı.

“Yapmak zorundaydım, yapmasam sıkıntı yaşayacaktım” diyerek ödeme yaptığını belirten Demir; bedelin daire, çek ve nakit yoluyla karşılandığını ifade etti.

Daha da önemlisi, bazı dairelerin Adem Soytekin'e devredildiğini anlattı.

Burada karşımıza yine aynı soru çıkıyor:

Bütün bunlar birbirinden bağımsız, tesadüfi hadiseler olarak mı görülecek?

Yoksa belediyeyle işi olan iş insanlarından para veya ekonomik değer talep edildiği iddiasını ortaya koyan daha geniş bir mekanizmanın parçaları olarak mı değerlendirilecek?

Buna karar verecek makam elbette mahkemedir.

Ama kamuoyunun gördüğü tabloyu da görmezden gelemeyiz.

SAVUNMANIN KARŞISINDA ARTIK SADECE SİYASİ SÖYLEM YOK

Soruşturmanın başından itibaren en güçlü savunma hattı belliydi:

“Bu siyasi bir operasyondur.”

Fakat yargılama ilerledikçe tartışmanın ağırlık merkezi değişiyor.

Çünkü karşınıza bir siyasi rakibin açıklaması değil, belediyeyle iş yapmış iş insanlarının mahkeme huzurundaki anlatımları çıkıyor.

Bir başka büyükşehir belediye başkanının savcılık ifadesi çıkıyor.

Daire devirleri çıkıyor.

Çek ve nakit ödeme iddiaları çıkıyor.

Ve şimdi bunların yanına teknik kayıtlar ekleniyor.

Bu noktadan sonra yapılması gereken, sloganlarla dosyayı tartışmak değil; her bir iddianın karşısındaki maddi delile bakmaktır.

Kim, kime, ne zaman ödeme yaptı?

Daireler neden devredildi?

Çekler kime verildi?

Paranın nihai alıcısı kimdi?

İddia edilen buluşmalar gerçekten gerçekleşti mi?

HTS ve baz kayıtları ne söylüyor?

Şirket ve banka kayıtları anlatımları destekliyor mu?

İşte gerçek yargılama bunların cevabıyla yapılır.

BİR BEYAN TESADÜF OLABİLİR, PEKİ YA BİRBİRİNİ TAMAMLAYAN DELİLLER?

Ceza yargılamasında mesele delillerin tek tek değil, bir bütün halinde değerlendirilmesidir.

Bir kişinin sözü tek başına yetersiz bulunabilir.

Bir baz kaydı tek başına suçun işlendiğini göstermez.

Bir tapu devri tek başına rüşvet anlamına gelmez.

Bir çek de tek başına suç delili değildir.

Fakat anlatım, tarih, yer, para hareketi, tapu devri ve teknik kayıt birbirini doğrulamaya başladığında ortaya çıkan bütün artık çok daha ciddi biçimde incelenmek zorundadır.

İBB dosyasının geldiği aşamada asıl mesele budur.

İddiaların önemli bir bölümünün “sadece itirafçı sözü” denilerek geçiştirilemeyecek bir noktaya doğru ilerlediği görülüyor.

MAHKEME KARARINI VERECEK, AMA DOSYADAKİ TABLO DA YOK SAYILAMAZ

Burada özellikle altını çizelim:

Bir kişinin suçlu olduğuna kesin olarak karar verecek makam sosyal medya değildir.

Gazeteler değildir.

Siyasetçiler değildir.

Mahkemedir.

Masumiyet karinesi herkes için geçerlidir.

Ancak masumiyet karinesi, ortaya çıkan delillerin tartışılmasını yasaklayan bir perde de değildir.

Bugün kamuoyunun önünde çok ciddi iddialar ve bu iddiaları çeşitli yönlerden desteklediği ileri sürülen maddi ve teknik veriler bulunmaktadır.

Muhittin Böcek'in anlattığı görüşmelerin zaman ve yer bilgilerinin teknik kayıtlarla örtüştüğünün bildirilmesi önemlidir.

Hamit Demir'in 8 milyon TL'lik ödeme sürecini mahkeme huzurunda anlatması önemlidir.

Dairelerin kimlere devredildiği, çeklerin ve nakit ödemelerin nasıl gerçekleştiği önemlidir.

Bunların tamamının yargı makamlarınca çapraz biçimde değerlendirilmesi gerekir.

ARTIK SORU ÇOK BASİT

Eğer bütün bunlar doğru değilse, karşılarına somut deliller konulmalıdır.

Eğer para hareketlerinin başka bir hukuki sebebi varsa açıklanmalıdır.

Eğer daire devirlerinin rüşvet iddiasıyla ilgisi yoksa gerçek ticari ilişkileri ortaya konulmalıdır.

Eğer baz kayıtları tesadüfi bir yakınlığı gösteriyorsa bunun karşılığı dosyada gösterilmelidir.

Çünkü bundan sonra tartışmanın zemini slogan değil, delildir.

Siyaset değil, yargıdır.

Algı değil, kayıttır.

Ve yargılama ilerledikçe ortaya çıkan her yeni veri, yıllardır kamuoyunun önünde sürdürülen tartışmayı biraz daha mahkeme salonunun içine taşımaktadır.

Son sözü mahkeme söyleyecek.

Ama bugün itibarıyla söylenebilecek bir şey var:

İBB dosyasındaki yolsuzluk iddiaları artık yalnızca iddia sahiplerinin sözlerinden ibaret bir dosya değildir. Beyanlarla örtüştüğü bildirilen teknik kayıtlar, ödeme ve taşınmaz devri iddiaları ile mahkeme huzurunda verilen ifadeler, cevaplandırılması gereken çok ağır bir delil tablosu ortaya çıkarmaktadır.

Ve hukuk devletinde böylesine ağır bir tablonun cevabı siyaseten değil, delillerin sonuna kadar takip edildiği bağımsız bir yargılama ile verilmelidir.