Geçtiğimiz günlerde bir yanda iktidarı ve ekonomi yönetimini derinden sarsan fon krizini yazmış, diğer yanda Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) kokuşmuş düzenine mercek tutmuştuk.
Aslında bakarsanız ikisi de birbirinden bağımsız, "biri spor, diğeri finans" diyebileceğimiz iki ayrı dünya gibi duruyor değil mi?
Değil, maalesef hiç değil.
Çünkü Türkiye’nin önünde duran faturanın adı da nedeni de tek, o faturanın başlığı "Kurumsal çöküş" ve o çöküşü getiren gözü dönmüş liyakat kıyımı.
Futbol, ekonomi, sağlık ya da eğitim fark etmiyor.
Sistem artık işi bilen, namuslu ve ehil insanları tasfiye edip yerlerine yalakalıkta üstün yetenekleri olan biat erlerini atamanın bedelini ödüyor.
Aynı tiyatronun iki ayrı sahnesine bakalım.
İlk sahne tabii ki Avrupa’da yenen 10 gol...
Türkiye’nin köklü tarihi ve toplam değeri yüz milyonlarca avroyu bulan iki devi, Avrupa arenasındaki iki maçta kalelerinde tam 10 gol gördü. Milyonluk transferler, devasa bütçeler, şaşaalı imza törenleri ve sonuç?
Avrupa’da tam anlamıyla bir bozgun.
Ancak skor tabelasından daha acı olanı neydi biliyor musunuz?
Bizim Süper Lig’de Türk hakemlerinin "hüsnükabulüne" alışmış oyuncularımızın sahada sergilediği komediydi. İçeride en ufak rüzgarda kendini yere atan, dokunulmadan uçuşa geçen futbolcularımızın o acınası enstantaneleri, günlerdir dünya basınında ve sosyal medyada alay konusu yapılıyor.
Suç, kuralı koyması ve uygulaması gereken TFF’de ve yetersiz hakem yönetiminde. İçeride liyakatsiz hakemlerle "dostlar alışverişte görsün" düzeni kurarsanız, uluslararası arenanın kural tanımaz sert gerçekliği yüzünüze işte böyle 10 golle çarpar da çarpar.
İkinci sahne: Sahada kırmızı kart, finansta MSCI
Biz sahada hakemlerin skandallarıyla, bahis oynayan hakem iddialarıyla eğleşip dururken, geçtiğimiz gece kırmızı kart hiç beklemediğiniz bambaşka bir kuruluştan geldi.
Uluslararası endeks sağlayıcısı MSCI, Türkiye Endekslerini dondurduğunu açıkladı. Yabancı yatırımcının "Biz sizin oyun sahanıza ve kurallarınıza artık güvenmiyoruz" demesinin kibar adıdır bu.
Tercümesi, BİST'e yatırım yapan yabancı devlerin "Biz artık bu oyunda yokuz, masadan kalkıyoruz" demesi, uluslararası finans devlerinin Türkiye borsasını güvensiz bulup kırmızı kart göstermesidir. Yabancı yatırımcı parasını çekip gittiğinde, ülkeye sıcak döviz girişi bıçak gibi kesilir. Dolar yükselir, iğneden ipliğe her şeye zam gelir ve cebimizdeki paranın alım gücü biraz daha erir. Yani finans dünyasının tepesinde alınan bu karar, en sonunda manavdaki domatesin, marketteki sütün fiyatı olarak directly senin, benim cebime yansır.
Peki, finans sahasında kuralları koyanlar kimler? SPK, BDDK, MASAK, Takasbank, Borsa İstanbul...
Ne kadar benziyor değil mi TFF ve hakem kuruluna?
Sıkıntılı, usulsüz fonlarda binlerce vatandaşın ömrü boyunca biriktirdiği üç kuruş parasının göz göre göre hiç edilmesini izleyen, piyasa yapıcılarını denetlemeyen kurumlar... Bahis oynayan hakem neyse, batan ve şaibeli fonlara göz yuman düzenleyici kurum yetkilisi de tam olarak odur.
"At binenin, kılıç kuşananın" der eskiler. Oysa biz kılıcı da atı da işten hiç anlamayan, tek meziyeti yalakalık olan kişilere teslim ettik, şimdi de ne at gidiyor ne kılıç kesiyor.
Yeşil sahada liyakat biterse milyon avroluk takımların Avrupa’da averaj takımına döner, oyuncuların komedi malzemesi olur.
Finansta liyakat ve şeffaflık biterse uluslararası piyasalar seni anında oyun dışı bırakır. Nitekim yabancı yatırımcının Borsa İstanbul’daki payı gerilerken, son yıllarda milyarlarca dolarlık küresel sermaye Türkiye pazarını terk edebilir. Kural tanımazlık ve denetimsizlik derinleştikçe, ülkeye girmesi gereken milyarlarca dolarlık doğrudan yatırım kaçtığı gibi, vatandaşın binbir emekle biriktirdiği milyarlarca liralık özkaynağı da şaibeli ve kontrolsüz fonlarda bir gecede buharlaşıp gidiyor.
Sonuç olarak güvenin kaybolduğu bir ekonomide kaçırılan her bir dolar, içeride enflasyon, eriyen alım gücü ve fakirleşen bir millet olarak ağır bir fatura halinde hepimizin cebine kesiliyor.
İktidarın geciken müdahaleleri, geç gelen adalet adalet değildir kuralını bir kez daha hatırlatıyor. Kural koyucuların güvenilirliğini kaybettiği, namuslu ve donanımlı bürokratların uzaklaştırıldığı bir yapıda, ne ekonomiyi dikiş tutturabilirsiniz ne de futbolu.
Türkiye balığın baştan koktuğu, makam sahibi bürokratların, genel müdürlerin, yöneticilerin enkaz yarattığı ve masadaki herkesin "sıfır toplamlı" bir oyuna mahkum olduğu, faturanın yine o gariban vatandaşa yıkıldığı bir çürüme çukuruna yuvarlanıyor.
Ya ehliyetsiz çeteleri o koltuklardan kazıyıp atarak liyakati ve adaleti bu topraklara yeniden egemen kılacağız ya da halı sahada hakem zoruyla düşen futbolcular gibi dünyayı güldürmeye, finans masasında ise tek kuruşu kalmamış birer yoksul olarak her iki sahada da kaybetmeye mahkum olacağız.
Hala oyunu kuralına göre oynama şansımız var.
Bekliyoruz.