Yüzyılın başında küresel ekonominin merkez bankaları kurşun geçirmez enflasyon modelleriyle yatıp kalkıyordu; bugün ise masadaki tek ve en acımasız parametre, Basra Körfezi’nin o daracık suyundan sızamayan her bir varil petrolün maliyeti.
İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında defalarca eşiğine gelinen ve bir türlü tam anlamıyla patlamayan ya da sönmeyen o gerilim, artık klasik anlamdaki konvansiyonel savaş tariflerini çoktan aştı.
Sahada füzeler susmuş, taraflar karşılıklı bir stratejik tıkanıklık içinde nefesini tutmuş bekliyor gibi görünse de, asıl büyük harp coğrafi bir kördüğümde kopuyor: Hürmüz Boğazı tıkalı.
Dünya ticaretinin damarlarından biri olan bu stratejik su yolu kilitlendiğinde, küresel sistemin kalbine inme inme inen bir kramp başladı. Normal şartlarda uluslararası piyasalarda 60 ila 65 dolar arasında salınan brent petrolün varil fiyatı, bu
kronikleşmiş ambargo ve sevkiyat krizinin gölgesinde 100 dolar sınırına demir atmış durumda.
İlk başta herkes bu tablonun geçici bir türbülans olduğu yanılgısına kapılmıştı. Başkentlerdeki ekonomi kurmayları, "Birkaç haftaya diplomasi masası kurulur, kriz çözülür, petrol yeniden eski bandına döner" rehavetiyle bütçelerini o eski, konforlu varsayımlara göre şekillendirdiler.
Devletler politikalarını bu iyimser temkin üzerine inşa etti. Ancak hayat teoriyi değil, gerçeği yazdı. Hürmüz’deki tıkanıklığın kalıcı bir jeopolitik norma dönüşmesiyle birlikte, finans koridorlarındaki o korkulan itiraf nihayet yüksek sesle dillendirilmeye başlandı: Artık önümüzdeki altı aylık, hatta belki de yıllık tüm ekonomik programlar, petrolün kalıcı olarak 100 dolar bandında kalacağı gerçeğine göre güncelleniyor.
Peki, "dünya 100 dolarlık petrole göre hesap yapmalı" cümlesi pratik hayatta tam olarak neye karşılık geliyor?
Bunun anlamı, küresel lojistik zincirinin omurgasının kırılmasıdır. Nakliye, taşımacılık ve ulaştırma maliyetleri katlanarak arttığında, tarladaki domatesten fabrikaydaki çelik rulosuna, okyanus aşırı taşınan konteynerden mahalle bakkalındaki raf fiyatına kadar her şeyin gramajı değil ama etiketi ağırlaşır. Çünkü petrol sadece bir yakıt değildir; modern ekonominin kanıdır. Nakliye maliyetlerindeki bu kalibre artışı, tüm malların maliyetine doğrudan biner ve enflasyon canavarını gelişmiş ya da gelişmekte olan demeden bütün devletlerin kapısına aynı anda dayandırır.
Tarih bize gösteriyor ki, enflasyon sadece ekonomik bir veri değil, aynı zamanda siyasi iktidarların ömrünü tayin eden en keskin giyotindir. Hayat pahalılığının mutfakları yangın yerine çevirdiği bir dünyada, hiçbir iktidar sandıkta huzur bulamaz. Devletlerin önünde şimdi iki yoldan başka çıkış kalmadı: Ya bu yeni 100 dolarlık maliyet gerçeğiyle uyumlu, radikal ve kemer sıkma odaklı yeni bir ekonomik akıl inşa edecekler ya da kontrolünü yitirdikleri enflasyon dalgası altında siyasi istikrarsızlık sularında sürüklenecekler.
Hürmüz Boğazı'nın suları belki sakin duruyor olabilir ama o boğazdan geçemeyen her damla petrol, dünyadaki siyasi tahtları sallamaya yetecek kadar büyük bir fırtınayı çoktan kopardı bile.