Başta medya olmak üzere her şey siyasete kilitlendi. Arada dünyadan ve hayattan notlar duysak da çok umurumuzda değil… Bunu abartan bir toplum olduğumuzu düşünenler de vardır. Her kahvehanede birkaç başbakan olduğunu biz de biliyoruz.

Dün sabah bir şey denemek istedim. Bindiğim dolmuşun şoförüne, otopark değnekçisine, öğretmen arkadaşa, bizim özel kalem Hüseyin’e siyaset dışında gündeminde ne var sorusunu yönelttim. Hepsinin ortak tavrı bir süre susup düşünmek oldu. Sanırım o arada kendilerini, hayatı, ailelerini unuttukları akıllarına geldi. Sonra birbirine yakın cevaplar verdiler. İş saatleri gibi, hastalıklar gibi, futbol gibi, çocukların okulu gibi…

Siyasetle bu kadar ilgili olmaları biraz ateşimizi yükseltiyor. Bazılarımıza bu denli ilgi biraz hırçın, biraz çılgınca geliyor. Kim ne derse desin, ben insanımızın bu yönünü çok seviyorum. Siyasetle ilgili olmaları kendilerinden önce ülkelerini ve geleceklerini düşündüklerini gösteriyor. Avrupa’da birkaç yüz kişiye miting yapan siyasilere hep acımışımdır. Onları sahipsiz bulmuşumdur. Zira karınları tok sırtları pek olunca sesi çıkmayan, menfaatlerine dokununca yeri göğü yıkan bir topluma liderlik yapıyorlar. Biz kıpır kıpırız, enerji doluyuz, heyecanlıyız, tekrar tekrar yeni bir dünya kurmak istiyoruz. Hatta bizim gibi olmayanlarla bizi anladıkları sürece problemimizde yok. Anlamazlarsa sinirleniyoruz.

Dünyada seçimlere katılım oranında (diktatörlükler dışında) dünya rekorları kırıyoruz. Vatan ve devlet kavramlarının kıymetini biliyoruz. Kutuplaşma çığlıkları atanlara sadece gülümsüyorum. Eminim ki ülkenin başına bir şey gelse en ummadığınızla kol kola girecek milyonlar var.

Böyle bir toplumun talep çıtasını yükseltenler, her zaman aynı enerji ve şevkle çalışmalı, kendini her gün bir şey üretmek zorunda hissetmelidir. Birebir iletişim kanallarını sürekli açık tutmalıdırlar. Siyasetin kılcal damarı olan taşra teşkilatlarını ve o teşkilatlardaki ilçelere köylere kadar kimlerin görev yaptığını ve o görevi yaparken nasıl yaptığını bunun denetimini bir daha sorgulamalıdırlar. Çünkü siyasi partiler, özellikle iktidar partileri çok büyük organizasyonlardır. Seçim öncesi kurulan ittifaklar önce de fazlasıyla vardı. Topu oraya atmak biraz kolaycılık olur. Hele 12 yıllık bir iktidar sürecinde hiç yıpranmamak çok zordur. Seçmenin neredeyse üçte birini oluşturan kitle kendilerini bildi bileli aynı iktidarı tanıyor. Dolayısıyla geçmişle kıyas yapamaz. Sadece yeni talepler üretir.

Ben özellikle iktidar partisinin kılcal damarlarında bir rehavet, bir heyecan kaybı olduğu gözlemini yapanlardanım. Medyanın gücü üzerinden kendinizi anlatamazsınız. Zaten oraya çıkan çoğu kimsenin ne diyeceğini vatandaş konuşmadan biliyor. Eğer medya o kadar güçlü ve etkili olsaydı AK Parti bunca yıl iktidarda kalamazdı zaten. Onu iktidar kılan sokaklardaki karşılığıdır.

Kısaca siyaset, televizyonlar ve meydanlardan çok sokaklarda konuşabilmeli. İl, ilçe, mahalle temsilcilerini önemsiyorum. Daha önemlisi, devletin hizmetini halka taşıyan memurları önemsiyorum. Siyaset ve bürokrasinin eşgüdümü önemlidir. O sokaklara girmeyen, sorunları kendine dert etmeyen, vatandaşın hizmeti için orda olduğunu şiar edinmemiş kişilere dikkat edilmelidir. Bunun performans değerlendirmesi ise birilerini dedikodusuyla değil, hizmet alanların memnuniyetiyle ölçülür.

Abi sen siyaset yazma dediler ama, siyaset hayattır. Bu yazdıklarım ise her görüşü ve ülkeyi yönetmeye talip herkesi kapsar.