Sevgili okurlarım,
Biliyorum, yazılarıma biraz ara verdim.
Elde olmayan sebepler ve konu hayat meselesi olunca, kim olursanız olun insan ister istemez büyük bir sarsılma yaşıyor.
Geçirdiğim rahatsızlığı az çok biliyorsunuz. Bu nedenle bugün sizlere biraz kendimden, yaşadıklarımdan ve şu anda hayatımın en zor kararlarından birinin eşiğinde nasıl bir ruh hâlinde olduğumdan bahsetmek istiyorum.
Ama yaşadıklarımı anlatmaya başlamadan önce, hayatımın en zor günlerinde bir an olsun yanımdan ayrılmayan iki insana teşekkür etmek istiyorum.

Kıymetli eşim Burcu Özbilge ve canım oğlum Yahya Özbilge…
Sizler sadece yanımda olmadınız. Bana güç verdiniz, umut verdiniz, hayata tutunmamı sağladınız.
Gazetemiz Diriliş Postası'nın tüm yazarlarına, Genel Yayın Yönetmenimiz Ersoy Dede'ye, beni ve eşimi her dakika arayan, doktor araştırmamızda yanımızda olan kıymetli kardeşlerim Mehtap Yılmaz'a ve Çetin Ağaşe'ye de gönülden teşekkür ediyorum.

Sosyal medyadan bana ulaşan, arayan, soran, mesaj atan, dualarını gönderen; ünlü, ünsüz demeden beni bir dakika yalnız bırakmayan herkese de minnettarım.
İyi ki varsınız.
Çünkü insanın böyle zamanlarda anladığı en büyük gerçeklerden biri şu:
İnsan, zor gününde yanında kimin olduğunu çok daha iyi anlıyor.

---
İNSANIN KENDİSİNİ YAZMASI ÇOK ZOR
Yazılarımda her zaman başkasını eleştirmek, takdir etmek, övmek ya da bir başkasının hikâyesini anlatmak kolay.
Ama insanın kendisini yazması kadar zor bir şey yokmuş.
Bir gün kendimi yazacağımı hiç düşünmemiştim.
Bugün ise kendi hayatımı, kendi korkularımı, kendi ailemi ve önümde duran o büyük kararı sizlerle paylaşmak zorundayım.
Her şey 2023 yılının Aralık ayında başladı.
Evde baygınlık geçirdim.
O anlarda ilk müdahaleyi eşim Burcu yaptı.
Büyük bir soğukkanlılıkla, kilitlenen dişlerimin arasından dilimi çıkararak yeniden oksijen almamı sağladı.
Belki de bugün bu satırları yazabiliyor olmamın en büyük sebeplerinden biri, o gün eşimin gösterdiği o büyük soğukkanlılıktı ve en kısa sürede hastaneye gmtürmesi.
Sonrasında hastanede büyük bir savaş başladı.
Yapılan tetkiklerde beynimin sağ tarafında iki anevrizma olduğu tespit edildi ve birtanesinde kanamış.
Bunlardan biri şah damarının üzerinde, diğeri ise beynin iç kısmında, oldukça zor bir bölgede bulunuyordu.
Uzun bir hastane süreci başladı.
O günlerde ne yaşandığını bugün bana anlatılanlardan biliyorum.
Çünkü kendimde değildim.
Doktorlar, iki anevrizmanın da çok zor yerde olduğunu ve yapılacak ameliyatın ciddi risk taşıdığını eşime ve oğluma anlattılar.
Hatta ameliyat sırasında yaşama ihtimalimin çok düşük olduğu, yaklaşık yüzde 1 seviyesinde bir risk fakat oda yatağa bagımlı ve sadece nefes alacağım kendilerine söylendi.
Eşim ve oğlum bütün bu riskleri bilmelerine rağmen bir umut la ameliyat için onay verdiler.
Ve uzun bir yoğun bakım süreci başladı.
Taburcu oldum evine geldim günler sonra ve 6 gün ikinci beyin kanaması ile tekrar hastaneye gittim. Tekrar uzun bir süre yogun bakımda kaldım.
Şükürler olsun bugün konuşmamda, yürümemde veya herhangi bir organımda ciddi bir kayıp yok.
Allah'a binlerce kez şükür.
Hayat devam etti.
Ben de yaşadıklarımı geride bıraktığımı düşünerek hayatıma devam ettim.
---
HER ŞEY YOLUNDA GİDİYORDU…
Geçen yıllar içerisinde düzenli olarak takiplerim yapıldı.
Üç ayda bir ilaçlı BT anjiyo, altı ayda bir de kasıktan girilerek yapılan beyin anjiyosu ile kontrol ediliyordum.
Kontrollerim gayet güzel görünüyordu.
Her şey yolunda gidiyordu.
Ta ki geçen haftaya kadar…
Sakin bir gündü.
Evdeydim.
Sağ parmaklarımda geçici bir uyuşma oldu.
Biraz unutkanlık yaşadım.
Yürürken sağ ayağımın üzerine basarken bir-iki kez güvensizlik hissettim.
Bir de kafatasımın içerisinde sanki bir bilye varmış, sağa sola hareket ediyormuş gibi garip bir his yaşadım.
Bunun yanında kafamda bir baskı da vardı.
Eşim beni daha önce ameliyat olduğum hastaneye götürdü.
Fakat beni ameliyat eden doktorum artık o hastanede değildi. Başka bir devlet hastanesinde göreve başlamıştı.
Vakit kaybetmeden o sırada görevli olan Beyin ve Sinir Cerrahisi Prof. Dr. Demet Hanım'a başvurduk.
Demet Hanım'ın yaptığı kasık anjiyosu ve tetkikler sonucunda beynimde bir anevrizma daha bulunduğunu söyledi.
İnanın bunu duyunca başımdan aşağı kaynar sular döküldü.
Şok yaşadım.
Geçmişte yaşadığım her şey bir anda yeniden gözlerimin önünden geçti.
Rabbim kimseye böyle bir süreç yaşatmasın.
Gerçekten çok zor.
Demet Hanım, bulunan anevrizmanın patlamaya benzer bir yapısının olduğunu, yumru şeklinde olmadığını ve beynin en derin bölgelerinden birinde, orta bölümün daha ilerisinde bulunduğunu söyledi.
Daha da önemlisi, bunun 2024 yılında çekilen anjiyomda da bulunduğunu ifade etti.
İşte o anda bir kez daha yıkıldım.
İki yıldır kafamda patlamaya hazır bir bomba ile yaşamış olma ihtimaliyle karşı karşıyaydım.
İster istemez şu soru aklıma geldi:
“Daha önceki doktorum bunu nasıl fark etmedi?”
---
ŞİMDİ ÖNÜMDE ÇOK ZOR BİR KARAR VAR
Demet Hanım, doktorlardan oluşan bir heyet bulunduğunu ve kararın bu heyetin değerlendirmesi sonucunda verileceğini söyledi.
Heyet toplandı.
Doktorların yüzde 50'si ameliyat olunması gerektiğini düşünürken, diğer yüzde 50'si ameliyat yapılmadan iki ayda bir takip edilmem gerektiği görüşündeydi.
Aynı zamanda başka profesör ve doktorlardan da görüş almamız önerildi.
Ben de hastanede serumlar, tansiyon takibi ve yapılan işlemler nedeniyle oldukça yorgundum.
Hastaneden çıkıp biraz kafamı toparlamak ve daha sağlıklı düşünmek istedim.
Çünkü anjiyo sırasında verilen ilaçlar insanı gerçekten çok zorluyor.
İnsan kendine gelmek için günlere ihtiyaç duyuyor.
Hastaneden bilincim yerinde çıktım.
Sonrasında dostlarım, arkadaşlarım, gazetemiz Diriliş Postası'nın ailesi, Beyaz TV'deki çalışma arkadaşlarım, magazin gazetecileri, MGD Başkanı ve sosyal medyadan bana ulaşan herkes bir doktor arayışına girdi.
Herkes benim için seferber oldu.
Hepinize bir kez daha teşekkür ediyorum.
Ama bütün bu çabaların sonunda benim önümde tek bir soru kaldı:
Ameliyat olmak mı, olmamak mı?
Ameliyat olursam yaşam fonksiyonlarımı kaybetme, hatta hayatımı kaybetme ihtimalim var.
Ameliyat olmazsam ve bu anevrizma büyüyüp bir gün patlarsa yine hayatımı kaybetme riskim var.
Yani hangi tarafa baksam önümde büyük bir risk görüyorum.
---
DOKTORLARIN GÖRÜŞLERİ FARKLI
Değerli yazarlarımızdan bir arkadaşımız, doktor olan eşine durumu anlattı.
Onun yönlendirmesiyle bu konuda uzman bir profesöre, Kartal'daki bir doktora gittik.
Sağ olsun, bizimle çok yakından ilgilendi. Hikâyemi başından sonuna kadar dinledi.
Bu anevrizmanın operasyonla tedavi edilmesini ve stent takılmasını önerdi.
Bunun nedenini de geçmişte yaşadığım anevrizmaları ve beyin kanamalarını göz önünde bulundurarak açıkladı.
“Daha önce kanama veya anevrizma olmasaydı takip derdim. Fakat sizin geçmişinizi göz önünde bulundurduğumda ameliyat edilmesi gerektiğini düşünüyorum” şeklinde görüşünü paylaştı.
Daha sonra ilk ameliyatımı yapan Dr. Levent Bey'e gittik.
O ise bu anevrizmanın son altı ay içerisinde oluştuğunu, daha önce böyle bir oluşum bulunmadığını ve şu aşamada operasyon gerektirmediğini, takip edilmesi gerektiğini söyledi.
Yarın üç farklı doktorla daha görüşeceğiz.
Bakalım onların değerlendirmesi ne olacak?
---
ÖLÜMDEN KORKMUYORUM AMA…
Tabii ki ortada bir hayat meselesi var.
Açıkçası ölümden korkmuyorum.
Her canlı gibi bir gün ölümü tadacağımın farkındayım.
Bunun bilincindeyim.
Ama konu beyin olunca insanın endişelenmemesi mümkün değil.
Çünkü mesele sadece ölmek değil.
Yanlış bir müdahale ya da yanlış bir karar sonucunda yaşam fonksiyonlarımı kaybetmek, yatağa bağımlı kalmak da var.
İşte benim asıl endişem bu.
Bütün düşündüğüm, bütün korkum aslında bundan ibaret.
Çünkü daha önce ölümlerden döndüm.
Daha önce çok zor şeyler yaşadım.
Rabbim izin verdi, hepsini atlattım.
İnanıyorum ki bunu da atlatacağım.
---
İNSAN AİLESİNİ DÜŞÜNMEDEN EDEMİYOR
İnanın bu kararı vermek benim için hiç kolay değil.
Aklım başımda.
Düşünüyorum.
Ameliyat olursam risklerim çok büyük.
Olmazsam yine risklerim çok büyük.
İnsan böyle bir durumda ne yapacağını gerçekten bilemiyor.
Elim kolum bağlı.
Son doktorlarla görüşmelerimizi yaptıktan sonra bütün görüşleri değerlendireceğim.
Sonra hayatımla ilgili bu zor kararı vermeye çalışacağım.
Ama kolay değil.
Hiç kolay değil.
Çünkü ben çok yaşlı değilim.
Herkes gibi biraz daha yaşamak istiyorum.
Eşimle, oğlumla, dostlarımla, sizlerle daha uzun yıllar geçirmek istiyorum.
Elbette vademiz dolduysa söyleyecek sözümüz yok.
Yaradan ne yazdıysa o.
Bir gün hepimiz bu dünyadan göçüp gideceğiz.
Ama insan yine de düşünmeden edemiyor.
Çünkü insanın ardından geride kalanlar var.
Eşimi düşünüyorum.
Oğlumu düşünüyorum.
Dostlarımı düşünüyorum.
Sizleri düşünüyorum.
İnsanlık hali işte…
---
RABBİM HAKKIMDA HAYIRLISINI NASİP ETSİN
Belki bu yazıyı okuyanlardan bazıları “Bunları neden anlatıyor?” diye düşünebilir.
Çünkü insan bazen içinde biriktirdiklerini anlatmak istiyor.
Ben yıllardır başkalarının hikâyelerini yazdım.
İnsanları eleştirdim.
Takdir ettim.
Övdüm.
Ama ilk kez kendi hikâyemi yazıyorum.
Ve ilk kez kendi hayatımla ilgili vereceğim bir kararın ağırlığını bu kadar derinden hissediyorum.
Yaradan hakkımızda ne demişse o olur.
Ondan öte bir güç yok.
Ben daha önce de ölümlerden döndüm.
Daha önce de çok zor süreçler yaşadım.
Ve bugün hâlâ buradayım.
Bu nedenle inanıyorum ki Rabbim izin verirse bunu da atlatacağım.
Rabbim bütün hastalara şifa versin.
Dertlilere derman, çaresizlere çare versin.
Ve benim için de en doğru yolu, en doğru doktoru, en doğru kararı karşıma çıkarsın.
Sizlerden tek bir ricam var.
Benim için dua edin.
Kararımın en hayırlısını verebilmem, Rabbimin bana doğru yolu göstermesi için dua edin.
Bugüne kadar yanımda olan, arayan, soran, doktor araştıran, dualarını eksik etmeyen herkese bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum.
Bazen insanın elinden hiçbir şey gelmez.
Sadece bekler…
Dua eder…
Ve Rabbine sığınır.
Ben de bugün tam olarak bunu yapıyorum.
Rabbim hakkımızda hayırlısını nasip etsin.
Hepinize sevgiler, saygılar…