Hep aynı terane.. Kendisine ‘lider’ diyen biri bir suçtan cezaevine girdiğinde asıl sınav müritleri için başlar.

Alihan Kuriş meselesi de öyle.. Bu adam; suç örgütü kurma ve yönetme, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kamu kurumları zararına dolandırıcılık ve vergi mevzuatına muhalefet gibi son derece ağır başlıklardan yargılanıyor

Dahası, operasyon kapsamında farklı adreslerde çok yüksek miktarlarda para, döviz ve külçe altın bulundu. Kuriş’in kardeşi Hilmi Tuna Kuriş’in evinden 200 kilo külçe altın çıktı. Doğru mu?..

Tam da burada cemaat taassubu devreye giriyor.

Müntesipler hemen kuyuya atılmış Yusuf edebiyatına başladılar.. Arkadaş, sizin lideriniz hakkında ciddi iddialar var, onlar ne olacak?!..
“Şeyhimize komplo kuruluyor”
Az aklınızı kullanın ya.
Külçe altınlar diyorum. Ne Yusuf’u!!.
**
Değerli dostlar; cemaat taassubu insana sadece bir inanç sistemi vermiyor; zaman zaman düşünme yetkisini de elinden alıyor.

Oysa bir insanın aklı, vicdanı ve muhakemesi vardır. Allah insana akıl vermişse, onu bir başkasına teslim etmek kulluk değil; olsa olsa akıldan vazgeçmektir.

Bir insan şeyhini sevebilir. Ona hürmet edebilir. Onun ilminden istifade edebilir. Ama hiçbir insan, sorgulanamaz değildir.

Hele ortada para varsa…

Milyarlarca liralık para trafiğinden, malvarlığından, şirketlerden, vakıflardan, bağışlardan, “himmet” adı altında toplanan paralardan söz ediliyorsa insanın soracağı ilk soru “Şeyhime nasıl sahip çıkarım?” olmamalıdır.

İlk soru şu olmalıdır:

“Bu paranın kaynağı nedir?”

İkinci soru:

“Bu malvarlığının sahibi kimdir?”

Üçüncü soru:

“Cemaat mensuplarından toplanan paralar nerede, nasıl ve kim tarafından kullanılmıştır?”

Ve dördüncü soru:

“Ortaya atılan iddiaların gerçek olup olmadığını nasıl anlayabiliriz?”

Bunları sormak ihanetse, akıl yürütmek günahsa, sorgulamak edepsizlikse ortada dinî bir bağlılıktan değil, kişiye teslim edilmiş bir iradeden söz ediyoruz demektir.

Türkiye bu filmi daha önce de gördü.

FETÖ’de, Alparslan Kuytul’da, Adnan Oktar’da.. Hep benzer bir psikoloji vardı. İnsanlar yıllarca kendi liderlerinin söylediklerini sorgulamadan doğru kabul etti.

Bugün yapılması gereken aynı hatayı bir başka yapıda tekrar etmemektir.

Cemaatler de sorgulanabilir. Tarikatlar da sorgulanabilir. Şeyhler de sorgulanabilir. Hocalar da sorgulanabilir.

Dolayısıyla müntesiplere düşen görev “Şeyhimiz ne yaptıysa doğrudur” demek değildir.

“Gerçek neyse ortaya çıksın” demektir.

Şeyhinizi sevebilirsiniz.

Ama şeyhinizi Allah’ın yerine koymayın.